Bakan anladı ama biraz yanlış anladı

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-05-2008

0

Cemil Ertem 2008-01-22 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

Ekonominin kendi dinamikleriyle ( o meşhur görünmez el ile) kendi yolunu bulması, bozulan yerlerini tamir etmesi, piyasayı koşulsuz savunan iktisatçıların biricik ütopyasıdır. Ama Adam Smith’in görünmez eli, serbest rekabetin geçerli olduğu kısa bir dönem dışında pek becerikli olamamıştır. Piyasa ne yazık ki, el yordamıyla yolunu bulamıyor. Polanyi’nin dediği gibi, devlet piyasaya karışmadan piyasa adil ve en uygun ekonomiyi hayata geçirmeye başladığında zaten kapitalizm kapitalizm olmaktan çıkacak. Pür piyasa kapitalizme ait bir şey değildir. Bir kere bunu anlayalım ve piyasayla ilgili yanlış bir ezberi bu vesileyle bozalım.

Şimdi size iki adamdan ve iki anlayıştan bahsedeceğim. Birincisi Bush. İkincisi de Kemal Unakıtan.

Amerikan yönetimi piyasayı yalnız Fed’in yoluna koyacağını inancını artık kaybetmiş görünüyor. Bunun için ortaya Bush paketi çıktı. Bu aslında yeni değil. Bilinen “arz yönlü iktisat” çırpınışı. Özeti vergi indirimi ile bireyleri ve kurumları rahatlatmak ve durgunluğu en az hasarla aşmak. Pakette, yatırımı teşvik için kişi başına 800 dolar, hane başına 1600 dolar vergi indirimi tasarlanıyor. Küçük işletmelere de bu yıl alacakları ekipmanların yüzde 50’sini karşılayabilecekleri bir vergi indirimi sağlanıyor. Küçük işletmeler, ekipman alımında 200 bin dolara kadar masraf düşebilecek. Cumhuriyetçi parti lideri John Boehner, paketin 150 milyar dolarlık bir teşvik içerdiğini söyledi.

Amerikalılar sistemlerinin ayakta kalması için piyasaya zamanında, kapsamlı müdahalelere inanıyorlar. Özellikle küçük işletmeleri desteklemek, teknoloji yürütücüsü sektörleri öne çıkarmak yalnız ABD’nin değil, Avrupa’nın da temel yönelimi. Bunu kriz dönemlerinde daha çok yapıyorlar. Biz ise tam tersini yapıyoruz. Kriz dönemlerinde zaten canı çıkan, kapanan küçük işletmeleri vergi denetimi, ya da zorlayıcı vergi oranları ve bıçak gibi kesilen teşviklerle karşılıyoruz. Batmalarını kolaylaştırıyoruz. Ama Maliye Bakanı Unakıtan’ın son açıklamaları sanki bu durumu artık biraz farkında olduğumuzu gösteriyor.

Maliye Bakanı geçen gün, otomotiv, LCD camı üretimi gibi stratejik sektörlere yeni teşvik vermeyi planladıklarını söyledi. ( bir kere bunlar artık stratejik sektör değil; bkz: Dünya Bankası Raporu.) Unakıtan, Meclis’te bulunan Ar-Ge yasa tasarısının bu desteklerin ilk adımı olduğunu, stratejik sektörlerin desteklenmesi için ayrı bir çalışmaya daha başladıklarını da belirtmiş. Unakıtan, Vestel, Arçelik gibi şirketlerle de görüştüğünü, iki-üç milyar dolarlık yatırım için onlarla anlaştığını söylüyor. Yani Ar-Ge yasası ilk önce Vestel, Arçelik gibi devlere yarayacak. Tamam, bizimkiler durumu farkında ama yine ufak bir yanlış anlama var. Sağlam, adil ve sürdürülebilir bir ekonomi için tekelleri değil, KOBİ’leri desteklemeniz ve teşvik etmeniz gerekiyor. Bunu Avrupa daha yüzyılın başında yaptı, ABD her krizde yapıyor. Artık dünyada Ar-Ge geliştiren, yüksek katma değer üreten ve ihraç eden ekonomiler ayakta kalacak. Bunun tersini yapan hükümetlerin işbaşında kalması mümkün değil

Türkiye’nin Krizi…

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-05-2008

0

Cemil Ertem 2008-02-15 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

2008 yılı içersinde Türkiye’nin önde gelen gruplarının perakende, hizmetler, turizm, inşaat ve finans alanlarında 18 bin kişiyi işe alacağı söyleniyor. Tabii bu işsizlikte bir kişinin istihdamı bile önemli ama geneli ele aldığımızda, 18 bin kişi, çok şey ifade etmiyor. Çünkü Türkiye’de, TÜİK’in açıkladığı yaklaşık 2,5 milyon olan işsiz sayısına, eksik istihdamda olanlar ve iş aramaktan vazgeçenler eklenince 5 milyona ulaşıyoruz. Bu rakama 3,2 milyon ücretsiz aile “işsizi” dâhil değil. Dolayısıyla ücretsiz aile çalışanları hariç Türkiye’de gerçek işsizlik yüzde 20’lere yaklaşıyor.

Türkiye’nin bu sorunu kısa vadede aşması mümkün değil. DPT’nin 2006 yılında yaptığı ve illerde öne çıkan sektörleri saptadığı çalışma bize çarpıcı sonuçlar veriyor. İllerde öne çıkan sektörlerin Türkiye genelinde dağılımı incelendiğinde gıda, ağaç ve metalik olmayan mineral ürünleri sektörlerinin yaygın olduğu gözlemleniyor. Bu sektörler, ileri teknoloji gerektirmeyen, temel ihtiyaçları karşılamaya dönük, az istihdamla dönen küçük işletmelerde organize olmuşlar. İstanbul’da hala tekstil ve giyim sektörü baskın. Sonra mobilya, ana metal sanayii geliyor. Yani İstanbul bile ileri teknoloji verimliliğini öne çıkaran sektör profili vermiyor. Türkiye, artık tekstil, gıda gibi sektörlerle kalkınamayacağını öğrenmek zorunda. Türkiye’de sanayi de üretim verimliliği istikrarsız ve düşük bir yapıda. Özellikle 2000 yılından sonra yalnız emek verimliliğine dayalı bir yapı sanayi sektörüne hâkim olmuştur. Bu dönemde emek verimliliği yüzde 24, 8 artarken, reel ücretler de yüzde 14,3 oranında düşmüştür. İşte Türkiye için gerçek kriz buradadır.

Türkiye düşük katma değer üreten sektörlere dayanmakta, bu sektörlerde dünya ile rekabet edemediği için yoğun emek sömürüsüyle ayakta kalmakta ve bu da iç pazarı daraltırken ihracat olanaklarını da kısıtlamaktadır. Türkiye imalat sanayii içinde en yüksek katma değer yaratan sektör kimya ve petrol sanayidir. İkinci sırada metal ve makine geliyor. Oysa dünya bunları geçeli çok oldu.

Öte yandan son üç yıldır Türkiye’nin büyümesine önemli katkıda bulunan inşaat ve otomotiv gibi sektörlerde önemli zaaflar taşımaktadır. Örneğin inşaat sektörü 1990–2004 yılları arasında yıllık ortalama yüzde 2,8 büyümüş, ancak 2005 ve 2006 yıllarında yüzde 21,5 ve 19,4 büyüme gerçekleştirmiş. Belli ki bu önümüzdeki yıllarda geriye gidecek. Yüzde 19,4 büyümenin olduğu 2006 yılında bile inşaat sektörünün yarattığı katma değerin GSMH içindeki payı 5,3’tür. Ancak bu sektör etrafındaki esnaflarla birlikte 1,5 milyona yakın istihdam sağlamaktadır. Yani bu sektörün ani küçülmesi Türkiye’de işsizliği sıçratır. Çarpıklığı görüyormusuz; inşaattaki bir kriz ve küçülme işsizliği katlayacak.

Peki, ne yapılması gerekiyor? Bu sorunun hemen diye başlayacak bir yanıtı yok. Ama örneğin hükümet elinin altındaki Ar-Ge yasasını yeniden düzenlemelidir. Yasada, Ar-Ge Merkezi için teşvik esaslarında; Madde 2’nin c) fıkrasında “en az elli tam zamana eşdeğer Ar-Ge personeli istihdam eden, yeterli Ar-Ge birikimi ve yeteneği olan birimler” sınırlaması getiriliyor. Yani bir şirket en az 50 Ar-Ge personeli çalıştırmadan bu desteklerden yararlanamayacaktır. Yüzde 98,1’i 50’ye kadar işçi çalıştıran Türkiye imalat sanayi şirketleri (KOBİ’ler), nasıl 50 personellik Ar-Ge merkezleri kuracaklar? Demek ki yasa ve teşvik tekellere dönük hazırlanmış. Türkiye’nin krizi burada.