Anti-demokratik, işçisiz ve kadınsız…

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-05-2008

0

Cemil Ertem 2008-03-07 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

Asker çekildikten sonra yapılan tartışmalara ve söylenenlere bakınca Türkiye’de siyasetin şimdiye kadar kimlerin elinde olduğunu da anlıyorsunuz. Artık CHP’yi, Baykal’ı bir kenara koyun ve ne sosyal-demokrat ne de sol saymayın ama bundan sonrası için yeni bir açılımı Türkiye’nin önüne koyacak bir siyasi duruşu da hiçbir kurum ortaya çıkaramıyor.

Türkiye’nin bundan sonrasını tartışacak cesareti yok. “Bana ulus-devlete dokunmayan öneriler getirin, bunları sonuna kadar tartışırım, benim sınırım ulus-devletin sınırlarıdır.” Bir “başyazar” TV’deki tartışmada sınırlarını böyle belirliyordu. Aslında bu cümle topyekûn Türkiye’nin de sınırlarıdır; Türkiye’de hem sağ hem de sol aktörlerin sınırıdır. Böyle olunca baştan kaybediyoruz. Bu, çok açık olarak biz sorunlarımızı tartışmayalım, çözüm getirmeyelim demek; çünkü ulus-devlete neyin zarar verip neyin vermeyeceği sonsuz bir tartışma da olabilir.

Bugün bölgesel eşitsizlikleri gidermek, demokratik, yeni döneme özgü açılımlar yapmak, teknolojiyi yalnız kullanan değil üreten bir ekonomi yaratmak ve eğitimi buna göre şekillendirmek yalnız Türkiye’nin atması gereken adımlar değil. Bunları şimdilerde bütün ülkeler yapmaya çalışıyor. Avrupa Birliği’ne girdikten sonra bölgesel eşitsizlikleri gidermek için Çek Cumhuriyeti ve Polonya özerk- demokratik yerel yönetimleri ortaya attılar ve geliştirmeye başladılar. Fransa’nın şimdilerde tartışmaya açtığı Attali planı da vilayet sisteminden demokratik yerel yönetim sistemine geçişi on yıllık bir süreçte öneriyor.

Hem AB’de hem de dünyanın geri kalan ülkeleri ve bölgelerinde sermaye birikiminin ve zenginleşmenin artık ulus-devlet cenderesinde olmayacağını siyasetçiler, iktisatçılar söylüyorlar ve yeni modeller için kafa yoruyorlar. Ama Türkiye’nin böyle bir açılımı yapacak cesareti ve politik aklı henüz yok.

Geçen hafta K.Irak operasyonun Türkiye’nin bölgesel bir güç olma iddiasını, askerle kanıtlama çabası olduğunu yazmıştık. Türkiye’yi yönetenler, ellerindeki en esaslı kozun askeri güç olduğunu sanıyorlar. Hem ABD’ye hem de AB’ne “bizde pazarlık masasına oturalım bakın bizim karda kışta gece gündüz savaşacak bir ordumuz var” demeye getiriyorlar.

Bunun için onlara teslim edilen genç insanları ölüme gönderdiler. Yeni dönemde iyi orduları olanların değil, iyi bir eğitim sistemi ve teknoloji birikimi olanların pazarlık masasına oturabileceğini anlayamıyorlar. Yeni dönemde zenginliğin ulus-devletlerde değil, küresel entegrasyonlarda oluşacağını da görmüyorlar. Şimdi ABD dâhil dünya bu yeni dönemin siyasi ve ekonomik adımlarını atmaya hazırlanıyor.

Türkiye ise yine yanlış bir yerde duruyor. Savaş dönemleri ve onun hemen sonrası topluma ayna tutar. Türkiye’de bu “operasyon” sonrası kendisini gördü. Seksen yılda tek bacakla yürüyen monolotik bir ülke yaratmışız.

Aslında Türkiye’nin hikâyesi GAP fiyaskosuna çok benziyor: Milyarlarca dolar harcayıp yalnız tek bir ürün (pamuk) yetiştirmeye çalışmak ve gereksiz, bilinçsiz tek yönlü sulamayla toprağı tuza boğup çöl yapmak.

Tek bir ürünle zengin olacağını sanıp mono-kültür yaratmak ve tam aksine fakirleşmek. Binlerce yıl önce aynı topraklarda Hammurabi toprağın çölleşmemesi için çiftçilere nasıl bir teknoloji kullanacaklarını öğütlemiş. Binlerce yıl sonra aynı topraklarda bir çöl yaratmayı başardık. Niye böyle; çok açık:

Türkiye’de siyasetin cephelerini gerçek anlamda sağ ve sol belirlemedi. Sağ liberal olamadı, sol da enternasyonal. Siyasetin cephelerini, emeğin ve kadının olmadığı “modern” hareketler belirledi. Bunlar hem sağ hem de soldur. Ama anti-demokratik, işçisiz ve kadınsızdırlar.

Yarın 8 Mart kadınlara kutlu olsun!

TÜSİAD’ın Önerileri ve Attali Planı

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-05-2008

0

Cemil Ertem 2008-03-01 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

TÜSİAD, ekonomi yönetimiyle önceki gün yaptığı toplantı öncesi katılımcılara Sarkozy’nin düşünür ve iktisatçı Attali’ye hazırlattığı planı dağıtmış. TÜSİAD’ın ekonomiyle ilgili paketi de daha çok içinde bulunduğumuz durgunluğa yönelik acil önlemleri kapsıyor. Ancak bunların içinde uzun vadeli reformlar da var. TÜSİAD’ın, bu adımı ve Fransa’nın Attali planını öne çıkarması bizce iki önemli vurguyu içeriyor:

Birincisi; ekonomi, dünyadaki daralmaya da bağlı olarak, şu günleri acil müdahaleler olmadan kazasız atlatamaz. Burada IMF şartlarını da yerine getirmemiz yeterli değil; bizim kendimize özgü acil önlemleri almamız gerekir.

İkincisi: “K.Irak müdahalesini bir yere kadar anlayabiliyoruz. Türkiye, muhataplarıyla (ABD ve Kürt yönetimi) acil olarak anlaşmalıdır. Savaş üzerinden ve savaşa dayalı bir ekonomi ve büyüme istemiyoruz.” TÜSİAD, yapılan müdahalenin ancak ABD’nin çizdiği sınırlar ve süre içinde olmasını istemektedir. Çünkü böyle olursa bu müdahale amacına ulaşır. Bu amaç da çok açık olarak: Türkiye’nin Kerkük konusunda masaya oturması ve enerji hatlarının, yeni dönemde, kontrol mekanizmasının dışında kalmamasıdır. Uzun vadeli amaç ise; Irak ve Ortadoğu pazarında Türkiye’nin hatırı sayılır bir oyuncu olmasıdır. Asker bu iki “ulvi” amaç için orada. Ama Türkiye’de, Türkiye’nin emperyal bir güç olarak savaşa dayalı büyümesini isteyenler de var. Bu kesim hala çağdışı büyüme ve kapalı ekonomi anlayışından hareket ediyor.

Yatırımların gelirden bağımsız talep yaratıcı olarak devlet tarafından devreye sokulması Keynes iktisadında kısa dönem çaresidir. Keynes’in önerisi talep yanlı sorunların kısa dönemde çözümü içindir. Ancak Harrod’un Keynes’ten sonra 1930’ların sonunda geliştirdiği yaklaşım, yatırımların talep yanında kapasite yaratma yönünü de ele alır ve bunun, Keynes’in aksine, uzun dönem çaresi olduğunu söyler. Bu yaklaşım, onu ortaya atan ve savunanlardan bağımsız olarak, toplumun değil devletin üretmesine dayanan bir ekonomiyi öne çıkarır. Devletin toplum yerine üretimi ise her alanda tekliliği getirir. Ekonomide, siyasette, kültürde tek bacak üstünde yürümek baskıcı, otoriter ve içe kapalı bir yapının ilk işaretleridir. Böyle toplumların, saldırgan, milliyetçi ve gereğinden fazla silahlanan ordular temel direği olur. Silahlanarak ve ele geçirerek ayakta durur bu toplumlar. Yurttaşlarının ne kazandığı ne yediği-içtiği önemli değildir. Çünkü talebi devlet yaratır; bireyler değil.

Şimdi TÜSİAD’ın hükümetin önüne örnek olsun diye koyduğu Attali Raporu, yukarıdaki çağdışı yaklaşım dışında, önemli bir açılım. Rapor, eğitim ve teknoloji seferberliğine dayanıyor. Yeni ve çağdaş bir sosyal güvenlik sistemini, KOBİ’lere yönelik kapsamlı reformları ele alıyor. Ancak Attali Raporu’nun önemli bir yanı da vilayet düzeyindeki idari yapıyı 10 yıl içinde ortadan kaldıracak olması. Bunun yerine Attali, demokratik yerel yönetimler öneriyor.

Rapora göre, bölgesel yerel yönetimler öne çıkacak ve büyük şehir belediyeleri yönetimde etkin olacak.

TÜSİAD, Türkiye’nin artık 19. ve 20. yüzyıldan kalma anlayışlarla kalkınamayacağını, tam aksine etrafı dikenli tellerle çevrili bir kışlaya döneceğini görüyor.

Ama sonuçta, TÜSİAD işin sermaye yanını temsil ediyor. Toplumun geri kalanı da kendi çıkarları konusunda TÜSİAD kadar etkin olmalı.