Savaş senaryosunun Avrupa ve Ortadoğu’daki aktörleri

Posted by cemilertem | Posted in Star Gazete Yazıları | Posted on 03-11-2011

0

Bir İngiliz gazetesinde çıkan Avrupa’nın krizi savaşla çözeceği senaryosu ilk bakışta pek ciddiye alınmayacak, ikinci sınıf bir Hollywood felaket filmi gibi geliyor. Ancak yine de, G-20 zirvesi yaklaşırken olan bitene baktığınızda durum, yaklaşan bir savaşı işaret etmese de, hiç de parlak değil.

Sorun yaklaşmakta olan durgunluğa karşı ne yapılacağı ve para birliğinden başlamak üzere AB’nin yeni temellerinin atılması. Ama bunu yapacak, daha doğrusu bu yalın gerçeği görecek, bir siyasi irade AB’de şu an yok. Böyle

Türkiye ‘Cumhuriyet’ Merkez Bankası

Posted by cemilertem | Posted in Star Gazete Yazıları | Posted on 03-11-2011

0

Şu günlerde olan biten hiçbir şeye yalnız söz konusu gelişmenin günümüzdeki yankısı ve ağırlığı çerçevesinde bakmamak gerekiyor galiba.  Hem ekonomide hem de politik alandaki bütün gelişmeler geçmişin birikimini ve bu birikimin ağırlığını taşıdığı gibi, bugünden ziyade, önümüzdeki günleri de anlatıyor. Mesela Merkez Bankası’nın son hamleleri yalnız güncel ekonomiye ilişkin sorulara yol açmıyor, çok daha ötesini anlatıyor.

Büyük tercih: Karşılıksız dolar ya da Apple iPhone-5

Posted by cemilertem | Posted in Star Gazete Yazıları | Posted on 03-11-2011

0

Doların yükselişinin bir kur operasyonundan çok daha fazla şeyi ifade ettiğini söyleyebiliriz.  Amerikan Merkez Bankası, şu ‘twist’ operasyonu ile bir taşla birkaç kuş vurmayı denedi.

Operasyonun görünürdeki amacı, uzun vadede faiz oranlarını bu seviyede kalmasını garantilemek olsa da, Fed, bu yolla ABD kağıtlarına ve dolara olan talebi, kısa sürede, sıçratacağını tabii ki hesap etti; operasyonun

Kör terörün ve kriz cenderesinin kaynağı belli

Posted by cemilertem | Posted in Star Gazete Yazıları | Posted on 03-11-2011

0

Batı basını, S&P’nin, harika zamanlamalarla(!) ABD’den sonra İtalya’nın da notunu düşürmesinden tutun da, bu konuda yapılan zirvelere kadar tüm haberleri ‘The Greek dept crisis’ yani ‘şu bildiğiniz Yunan borç krizi’ yakıştırmasıyla veriyor.

Bugün krizi İrlanda ve Yunanistan gibi küçük ülkelerin iflası ile açıklamaya çalışan Anglosakson medyası, aslında böyle yapmakla bir taşla birkaç kuş vurmaya çalışıyor.

Birincisi krizin kaynağının bu ülkeler olduğu yanlışı yerleştirilmeye çalışılıyor. İkincisi ve daha da önemlisi, bu ülkelerin ve sistemin kurtuluşunun AB para birliğinden çıkışla olacağı anlatılıyor. Geçen gün Roubini’de ‘Yunanistan Drahmiye’ye dönsün’ dedi. Bunun çıkar bir yol olmadığını en iyi bilenlerden birisi herhalde Roubini’dir.  Ama militarist batı basınının Yunan milliyetçileriyle birlikte tartıştığı bu yol, dünyaya Yunanistan üzerinden ‘başka bir şey’ anlatıyor.

Bu, çok açık olarak, siyasi küreselleşmenin durdurulması ve AB bütünleşmesinden bir ulus-devletler saldırganlığı üretme iradesinden başka bir şey değildir.

Yunanistan ilk önce Euro Bölgesi’nden sonra da- bunun doğal bir sonucu olarak- AB’den çıksın demek, AB sürecini durdurmak olduğu kadar, Yunanistan’ı yeniden Avrupa’nın doğuya uzanan bir uçak gemisi olarak kullanmak ve krizden çıkışın savaşa dayalı yolunu açmak olduğundan şüpheniz olmasın. Yani 20. yüzyılın başındaki senaryonun benzeri oynanmaya başlandı. O zamanda Britanya, Yunanistan’ı bir koçbaşı gibi Türkiye topraklarına sürerek, Türkiye’den başlayan ve Ortadoğu’ya uzanan ulus-devletler haritasını kanla çizmişti. Tabii ABD, Britanya’nın o zamanlar yarıda bırakmak zorunda kaldığı bu haritayı, 1948’de İsrail’i oraya sıkıştırarak ve daha sonra da kendisine bağlı eli kanlı diktatörler yaratarak tamamladı. İşte tam da şimdi, Yunan milliyetçileri, neoconlar, İsrail ve AB’nin içindeki ulus-devletçi militaristler, Kıbrıslı Rumları önlerine katıp yeni bir Türkiye sorunu ortaya çıkarmak istiyorlar. Şu Kıbrıs kıta sahanlığında sismik araştırma yapma hikâyesi tam da budur.

Aslında bu adımla, Kıbrıslı Rumları da harcamış oluyorlar; çünkü bu adım, Türkiye’yi devreye sokarak Rum kesimini, yalnız Güney Kıbrıs’a sıkıştıracak ve uzun vadede de Rumlar’ın meşruiyetlerini yitirmesine neden olacaktır. Kıbrıslı Rumlar’ı kullananların, krizi bu bölgeden başlamak üzere savaşla çözme yanlısı olan, neoconlar ve onların doğal müttefiki İsrail militarizmi olduğunu artık biliyoruz.

Savaş ittifakı barışçı – bütünleştirici çözümleri erteliyor

110920-113045-cemilc.jpg

Önümüzdeki günlerde bu savaş ittifakı, kör terörden başlamak üzere bütün kaos silahlarını devreye sokacak; aynı zamanda, Türkiye içindeki finans oligarşisi yoluyla da Türkiye’yi krizin ortasına sürüklemek için ellerinin altındaki banka ve fonları kullanacaktır.

Şu tarihten itibaren Türkiye’de kör terörden, Meclis’in yeni Anayasa yapma doğrultusunda adım atmasını engellemeye kadar varan bütün siyasi gelişmeler, bu savaş ve kriz cenderesini tezgâhlamak isteyen güçlerin stratejisinden bağımsız olmayacaktır. K. Afrika’da ve Ortadoğu’da kendilerinden bağımsız bir demokratikleşme istemeyen bu küresel savaş ekseni, Türkiye’nin de buraya yapıcı müdahalesini istemiyor.

Bakın AB’deki borç sorununun en yakın çözümünün bir ‘ortak tahvil’ ihracı olduğu bilinmesine rağmen, ulus-devletçi, milliyetçi politikacıların yönetimde olduğu Almanya-Fransa buna yanaşmamakta ve sorunu Yunanistan’ın üzerine atmaktadır.

TCMB’den Ahmet Değerli ve Gürsü Keleş’in Euro Bölgesi Borç Krizi başlıklı ekonomi notu, bu gerçeği, çok özlü olarak anlatıyor bizce. Yazarlar, ‘ortak tahvil’ ihracı ile ilgili şu sonuca varmaktadırlar. ‘Tablo’da gösterildiği üzere ortak tahvil ihracı ile gelinen faiz seviyesinin tüm ülkeler için borçlanma faizi olarak kullanılması neticesinde ülkelerin tutturması gereken faiz dışı denge seviyeleri önemli ölçüde değişmektedir. Fransa ve Almanya dışında tüm ülkeler ortak ihraçtan kamu maliyesi açısından olumlu yönde etkilenmekte ve borcun sürdürülememe riski önemli ölçüde azalmaktadır.’ Ancak AB, süreci bütünleşme ve barış yönünde derinleştirecek bu tür hamleleri ertelemekte ve dağılma-savaş korosu her geçen gün sesini yükseltmektedir. Tabii bu cephenin en önemli hedefi Türkiye’deki demokratikleşme ve bunun Ortadoğu’ya yansımasıdır. Şu sıralar başımıza gelen ve gelecek olan bütün olumsuz gelişmelerin arkasında bu gerçekler yatıyor. S&P, Türkiye’nin notunu yatırım yapılabilir seviyeye getirdi. S&P, yeni dönemi anlatan kararlar alıyor. İzlemek gerek.

Yeni Dönemin Şifreleri

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 19-05-2008

0

Cemil Ertem 2007-12-25 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

Aslında 2008 sonundaki Amerikan seçimlerinin güçlü dolar ve yüksek faiz politikasının sonu olacağını, buna bağlı olarak ta ABD’nin savaşa dayalı politik çizgisini terk edeceği biliniyordu. Ancak geçen yıl yapılan senato seçimlerinden Cumhuriyetçilerin ağır bir yenilgi ile çıkması her şeyin başlangıcı oldu. Şimdi Hillary Clinton’ın dediği gibi artık kovboy diplomasisi bitti. Ama FED faizleri indirmeye başladığından beri yalnız “ kovboy diplomasisi” bitmedi yüksek faize dayalı güçlü dolar politikası da bitti. Bu dünya ekonomisi için çok köklü bir değişimin işareti.

Güçlü ve karşılıksız dolar döneminin sonuna geldik. Peki, bundan sonra neler olacak?

Şunu hemen söyleyelim ki 2008’de, her şeye rağmen, bir kriz olmayacak. Tamam, ABD’de İngiltere’de hatta Avrupa’da şirketlerin çok önemli nakit sorunu var. Şirketlerin artık finansman bonosu ( commercial paper) satarak nakit bulması çok güç. Bu durumda banka sistemine hücum sürecek. Bankalarda sermaye erimesi yaşadığı için faizleri indiremiyor. Böyle olunca FED’in yaptığı faiz indirimleri piyasaya yansımıyor. Bu durumda piyasayı yönlendiren merkez bankalarının döviz swapı köprüsü kurup bankalar arası piyasaya nakit vermeleri gerçekten tek çözümdü. Bu sürecek. Üç büyük merkez bankası (FED, AMB ve JOB) 2008’de hem düşük faiz politikasını sürdürecek hem de piyasaya likidite verecek.

FED faizleri, eğer ABD’deki büyüme yılın ikinci yarısında yüzde 3’ü geçmezse, yüzde 3’ün altına çekebilir. Bunu kolay likidite ile de destekleyecek. Bu durumda Türkiye gibi ülkelere yönelik kısa vadeli sermaye girişi devam edeceği gibi, Avrupa’da da toparlanma yaşanacak. Burada merkez bankalarının denetleyemediği iki sorun var. Birincisi Çin’in yuan değerini düşük tutmaya devam etmesi, ikincisi yükselen emtia fiyatları. Bu iki sorun aslında bizimde baş sorunumuz. Yani bizdeki cari açığı ve enflasyon sorununu tetikleyen sorunlar. Bu durumda bizde ve dünyada 2008’de değişen bir şey olmayacak. Ama ABD seçimleri siyasi bir değişimi getireceği için 2008 önemli bir başlangıç yılı da sayılabilir.

Önümüzdeki yıldan başlayacak temel değişimleri şöyle özetleyebiliriz:

ABD, 2008 sonundaki seçimlerden sonraki olası Demokrat iktidarına kendisini hazırlayacak.

ABD savaş yanlısı, saldırgan politikalarından kısmen vazgeçecek ve buna bağlı olarak;

ABD’deki petrol ve eski kontrol sanayileri artık kesin olarak gerileme dönemine girecekler. Teknoloji ve bilişim sektörleri yeniden hızlı bir büyüme trendine girecekler. Dünyada mali derinleşme daha da önem kazanacak.

Avro kıtasal bir para birimi olarak dolardan daha güçlü ve geçerli olacak.

Çin’in trilyon dolarlık rezervleri erime trendine girecek. Çin daha fazla harcamaya başlayacak ve Çin orta sınıfı ortaya çıkacak. Bu gelişme ABD’den Çin’e ihracatı artırıp, ABD ekonomisini canlandıracak.

Türkiye gibi ülkelere spesifik sermaye girişi artacak. Avrupa Birliği genişlemesi ABD’nin desteği ile doğuya doğru yönelecek.

Avrupa pazarı ve Türkiye pazarı aynı pazar olarak değerlendirilecek.

Türkiye’de KOBİ’ler giderek önem kazanacak. Dünya pazarına ihracat yapan ve büyüyen yeni bir Türk sermayesi ortaya çıkacak.

İran, Irak’ın gibi ülkelerin yeni yapılanması 2009’dan sonra barışçıl yollardan hızlanacak. Suriye yeni bir pazar olarak kapılarını liberal dünyaya sonuna kadar açacak.

Ve… ABD Irak’tan çekilme hazırlıkları yaparken Rusya, İran, Türkiye ve K.Irak’taki Kürt yönetimini arkasında müttefik olarak bırakacak. Bu ABD “müttefiklerinin” ABD ile hiçbir sorunu kalmayacağı gibi birbirleriyle de sorunu olmayacak. İlginç bir yıl bizi bekliyor.