TÜRKİYE’DE GÖKKUŞAĞININ İKİ GÜÇLÜ RENGİ

Posted by ertemcemil132 | Posted in aktüel dergisi yazıları | Posted on 11-03-2010

0

  Türkiye geçen ay Şakir Eczacıbaşı’nı kaybetti. Hani hep denir ya; “bizde de burjuva mı var canım, burjuva dediğin sanattan anlamalı, hatta sanatın bir dalını icra edebilmeli, bizdekiler parayı bulunca şehre göçmüş kasabalı toprak zenginleri”  Eh, ne demeli bir zamanlar yerli yersiz dillerden düşmeyen bu “saptamanın” tabii ki dışında, aykırı bir örnekti Şakir Eczacıbaşı. Ama burjuva olmak sadece sanattan, bilimden, politikadan anlayacak kadar eğitimli olmayı ve gerekli kültür birikimini içselleştirmeyi mi gerektirir sadece.

Burjuva, her şey den önce bir sınıfın adı. Devrim yapan bir sınıfın. Bu anlamda burjuva politiktir. Burjuva, kendi sınıfının nefes alamayacağı bir ortamda yaşayamaz. Eğer yaşarsa özünü, yani sınıfsal özelliklerini kaybeder. Bırakın sanat gibi “ince” zevkleri ve faaliyetleri olmasını, ekonomik olarak var olamaz. Yani yatırım yapamaz, iş kuramaz ve yok olur.

Ya da Türkiye’de olduğu gibi yağmacı bir devletçi anmayışın bir parçası olarak, burjuva değil ama egemen yoz bir zengine dönüşerek yaşamını sürdürür.

Bugün Cemil Meriç’i anlamak ve anlatmak

Posted by ertemcemil132 | Posted in Türkiye Yazıları | Posted on 04-01-2010

0

Aşağıdaki yazı HECE dergisinin Cemil Meriç özel sayısı için kaleme alınmıştır. HECE dergisinin, bu özel sayıyla, gerçekten çok önemli bir iş yaptığını söylemeliyim. Cemil Meriç özel sayısı 480 sayfa. Cemil Meriç’in Hayatı, kişiliği, düşüncesi, Ebebiyat ve kültür, eserlerinin bakış açısı ve soruşturma bölümlerinden oluşuyor.

 Türkiye ilginç bir ülke; bu ülke sayısız aydın, yazar, bilim insanı yetiştirdi. Ama şimdiye değin, Türkiye, deyim yerindeyse, bu değerlerini yok saydı. Yok; yalnızca devletin aydınları yok saymasını, onlar üzerinde her türlü baskıyı tesis etmesini kastetmiyorum. Resmi ideoloji, bütün cumhuriyet tarihi boyunca, kendi çerçevesi dışına taşan “aklı” yalnızlaştırarak cezalandırmıştır. Böylece Türkiye’de “gerçek anlamda” aydınların muhalefeti yeterli derinlikten yoksun, kısır bir döngüde saplanıp kalmıştır. Bu kısır döngüyü aşmaya çalışanlar, hapishanelerin rutubetli koğuşlarda çürümeye terk edilmediyse bile, sanki “gizli bir el” tarafından “anlaşılmama” yalnızlığına itilmişler, toplumun gözünden uzaklaştırılarak, “fildişi kulesinin” yalnızlığına mahkûm edilmişlerdir. 

Cemil Meriç’te bu anlaşılamama haline bağlı yalnızlığa mahkûm edilmiş aydınlarımızdan sayılmalımıdır? Bir ölçüde evet; çünkü Meriç, resmi ideoloji tarafından benimsenmiş ön kabullere göre kendini yetiştiren ve ürün veren bir aydın değildi. O hem resmi sağ hem de resmi sol için aykırı hatta kabul edilemez bir düşünür, aydındı.

Arafta olmanın getirdiği tarihsel fırsat

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 30-11-2009

1

Bugün, üstümüze gelen her şeyi bir kenara ayırıp biraz mola vermek gerekir herhalde.

Kafes planlarından Danıştay’ın katsayı kararına, oradan da domuz gribi virüsünün mutasyona uğramış olmasına kadar üzerimize gelen yarı kâbus yarı gerçek bütün gelişmelere biraz şöyle uzaktan bakmanın günü olmalı bu bayram günleri. Bu günlerde bütün bu olan biten aslında çok köklü ve geri dönülemez bir tarihsel değişimi anlatıyor bize.

Türkiye’deki değişim ve bu değişimin sancısı dünyadaki değişimi etkileyecek ve arkasından sürükleyecek kadar güçlü. Kapitalizmin bir dönemi bitiyor ama bu bitişin ve yeni bir dönemin başlangıcı bu topraklarda oluyor.

Cemil Meriç, kendisini “arafta bir yalnız” olarak tanımlıyordu. Arafta olmak, her yerden, her şeyden bir şeyler alıp bunları harmanlamak gibi bir şansı da insanın önüne koyabilir. İşte bu büyük bir şanstır ve yapıcı, yaratıcı bir şanstır. Şimdi, tarihin bu döneminde, bu topraklar için de böyle yapıcı ve yaratıcı bir şans var. Batı ve Doğu uygarlığının birleştiği bu topraklar belki de, biz farkında olmadan, yeni bir dönemi başka bir uygarlık olarak içinden çıkartıyor.