Cuntalar Akıl Hocasının Ardından
Posted by cemilertem | Posted in ABD, Kriz, Küreselleşme | Posted on 17-11-2006
0
Friedman bize, askerlerin ve baskıcı yönetimlerin, iddia ettikleri gibi, ülkesinin ve halkının çıkarlarını gözeten ve bu anlamda bağımsız olmadığını ve olmayacağını öğretti. Eh, en azından bunun için toprağı bol olsun..
Dazlak kafası, ilham verdiği Pinochet’in gözlükleri gibi koyu renk gözlüklerinin arkasındaki çipil ve kısık gözleriyle gazetelerin ekonomi sayfalarından bize bakıp; “salaklar çalışın işte bedava öğle yemeği nerede var” diyen adam öldü. İktisatla ilgisi olsun olmasın, Milton Friedman ismi yaşı kırkın üzerinde olan herkesin hatırlayacağı bir isim. Milton Friedman adını ilk önce Şili ile birlikte duyduk. Şili’de 11 Eylül 1973’te işbaşına gelen Pinochet cuntası bir müddet sonra neo-liberal Chicago Okulu’nun görüşleri doğrultusunda ekonomiyi biçimlendirmeye başladı. Şili’de olup bitenlere, Friedman’ı yad ederken, değinmeden olmaz ama önce Friedman’ın Chicago Okulu’na şöyle bir bakmakla yarar var.
ŞU 1973 YILI
1973 yılı, petrol fiyatlarının yükselmesiyle kapitalizmin yeni bir krizinin başladığını haber verirken, Chicago Üniversitesi’nde 1948’den beri alıştırmalar yapan Friedman ve arkadaşlarının da günlerinin geldiğini onlara müjdeliyordu. Zaten Friedman’a göre Keynes başından beri günü kurtaran adamdı. Ama yine de Keynes, günü kurtarmak adına da olsa, klasik iktisadın mabedine saldırmıştı. 1936’da, Keynes, İstihdam Faiz ve Paranın Genel Teorisi adlı yapıtında piyasanın zaaflarını ortaya koymuş, devletin müdahalesini istihdam ve ekonomik denge için şart koşmuştu. Piyasa yara almıştı. Aslında Keynes’in de kesinlikle sosyal devlet gibi bir amacı yoktu; o gerçekten de “günü kurtarmak” istediğini uzun vadede zaten hepimiz ölüyüz diyerek belirtmişti. Ama yine de Chicago Okuluna göre bu bir devrimdi. O halde bir karşı devrim gerekiyordu. İşte bu karşı devrimin teorik temelleri çok gecikmedi. 1970’lerin başında Milton Friedman ve Harry Johnson Monetarizmin karşı devrimini anlatan bir kitap yayınladılar. Friedman burada kurgusunu iki temel dayanağa oturtuyordu. Birincisi devletin orkestra şefi olduğu maliye politikaları yerine piyasanın yöneteceği para politikaları kapitalizmin işleyişine ve doğasına daha uygundur görüşüydü. İkincisi ise devletin ekonomik faaliyetin akışını düzenlemesi yerine özel sektörün dinamiğinin esas olacağı bir piyasa. Friedman, yaklaşmakta olan krizin kaynağını görmüş ve kar oranlarının tekrar yükselmeye başlamasının, ancak devletin açtığı mevzileri yeniden özel sektöre bırakmasıyla mümkün olacağını, söylemeye başlamıştı. Devletin aradan çekilmesi Keynes’in bir zamanlar çok korktuğu işsizliği tekrar getirmeyecekmiydi ? Bu soruya Monetaristlerin verdiği cevap insanlığın nasıl bir döneme girdiğini de adeta özetliyordu. Friedman’a göre, işsizlik doğal ve iradi bir şeydi. İşsizlik, insanların bir önceki işlerini beğenmeyip daha iyi bir iş bulmak için bir müddet katlandıkları bir durumdu; ve dert değildi. Esas dert fiyat istikrarı yani enflasyondu. Hükümetler enflasyonu önlemek için denk bütçe, sıkı para politikası ve özel sektörü teşvik eden arz yönlü politikalar uygulamalıydı. İşte bu yeni (azgın) liberal politikalar ilk önce yeni darbe yapmış, çiçeği burnunda, Latin Amerika diktatörlerinin dikkatini çekti. Özellikle Şili Chicago Okulu için bir laboratuar oldu.
ŞİLİ; UZUN TAÇ YAPRAĞI
Bir şiirinde Ataol Behramoğlu Şili’yi uzun taç yaprağına benzetir. O yaprağın üzerinden yıllarca kan damladı. O kanlı taç yaprağının bir yüzünde Pinochet’in faşizmi bir yüzünde de Friedman’ın Chicago Okulu vardı.
Şili’li “Chicago çocuklarına” göre devletin geniş ekonomik etkinliği ekonominin çöküşünün başlıca nedenidir. İthal ikamesinden vazgeçip, ihracat ağırlıklı bir politikaya geçmek gerekir. Petrol fiyatları yükselirken, bakır fiyatlarının düşmesi de bu yüzdendir. Cuntanın ekonomi bakanı ve sıkı bir Chicago Okulu üyesi olan Sergio Castro, (Castro, bizim Özal’ın bir versiyonuydu.) ithal ikamesi stratejisinin sonuçlarına ilişkin şu saptamayı yapıyordu; “Azami düzeyde Unitad Popular” tarafından uygulanmış olan bu model, iflas etmiş bir modeldir. O halde Friedman’ın modelini uygulamalıyız. Bir ülke ancak piyasa güçlerine sınırsız hareket imkanı sağlarsa refaha ulaşır. “
Milton Friedman 1975 Nisan’ında Şili’yi ziyaret ettiğinde, ekonominin halen kendi önermelerini yadsır durumda olduğunu saptayarak, şunları söylüyordu: “Şili’nin karşı karşıya olduğu güç problemler ve sıradan vatandaşın şimdiki durumu göz önüne alınırsa, bir serbest piyasanın oluşturulması ve özel sektörün güçlendirilmesi zorunludur” Bu hedefe ulaşmak için 1) Sermaye Piyasası oluşturulup, derinleşmelidir. 2) Ödemeler bilançosu açığı ve himayeci politikaların yarattığı problemler çözülmeli, 3) Hantal devlet aygıtının ve ekonomiye müdahalesinin yarattığı problemler halledilmelidir.
Cunta, Friedman’ın tespit ettiği problemleri gidermek için onun önerilerinin aynen uyguladı. Örneğin problem 1’e ilişkin olarak: Allende yönetimi Bankaları devletleştirmişti. Askerler bankaları süratle özelleştirecek önlemleri aldılar. Merkez Bankası devre dışı bırakıldı. Devlet işletmelerinin özel sektöre devri için sermaye piyasası alt yapısı hazırlandı. Problem 2’ye ilişkin olarak; Friedman hedef olarak Şili ekonomisinin tümüyle dışa açılmasını savunuyordu. Askerler bunun için gümrük sınırlarını ve engelleri kaldıran düzenlemeleri yaptılar. Ödemeler bilançosu açığını kapatmak için geleneksel olmayan ihracat dallarının da geliştirilmesini içeren bir politikayı da yürürlüğe koydular. Problem 3’e ilişkin olarak; Friedman’ın savına göre, devlet, özel sektör için, istikrarlı moneter ve yasal bir çerçeve oluşturmalıdır, özelleştirmenin yasal alt yapısı oluşturulmalı devlet işletmeleri özel sektöre devredilmelidir. Askerler bunu da büyük bir şevkle gerçekleştirdiler.
Bundan sonra ne mi oldu; her yerde olan oldu, yani fiyatlar fırladı, gıda maddelerinden ve tarımdan devlet sübvansiyonları kaldırıldı, yoksulluk arttı. Şili parası Esküdonun değeri büyük ölçüde düşürüldü. Her türlü sendikal faaliyet yasaklandı. Reel ücretler çok hızlı düştü. Tabi bu arada, bu önlemlere rağmen, enflasyon fırladı. İşsizlikte sürekli arttı.
Şili, Friedman’ın ve monetarist politikaların laboratuarı olmuştu. Bu süreç Şili halkına çok pahalıya patladı.Şili bugün Pinochet cuntasından kurtuldu ama Friedman’ın temelini attığı neo-liberal politikalardan kurtulamadı. Şili’nin tüm sosyal güvenlik sistemi özelleştirildi. Şili uluslar arası emeklilik fonlarının saldırısına uğradı.
Şili ve onunla benzer politikalar uygulayan tüm ülkeler, Türkiye dahil bugün işsizlik ve yoksullukla boğuşuyorlar. Friedman’ın politikaları azgelişmiş ülkelerde ancak baskıcı askeri yönetimlerce uygulanabildi. Şili cuntası ne yaptıysa yedi yıl sonra Türkiye’deki faşist cunta da aynısını yaptı. Ama Friedman bize, askerlerin ve baskıcı yönetimlerin, iddia ettikleri gibi, ülkesinin ve halkının çıkarlarını gözeten ve bu anlamda bağımsız olmadığını ve olmayacağını öğretti. Eh, en azından bunun için toprağı bol olsun..
BORSA
AB SIKINTILARI
İki haftadır 40000 sınırını zorlayan İMKB, haftanın son gününde Türkiye’nin gerçeklerine çarpıp 38.433’e kadar geriledi. Dün BirGün’ün vurguladığı gibi AB süreci fiilen durdu. Bu pat durumuna 2007 yılının sıkıntıları da eklenince dünya borsalarındaki olumlu havanın İMKB ‘ye yansıması düşünülemez. Aslında Türkiye bu nedenlerden dolayı da dünya piyasalarındaki iyileşmeyi en az , olumsuzlukları da en çok hisseden ülke olacak. Bu yüzden dün FED tutanaklarının açıklanmasından sonra FED’in tüm 2007 yılı için faiz indirimine gitmeyeceğinin belli olması dünya borsalarında az da olsa gerilemeye yol açtı. Buna bağlı olarak İMKB’de satışlar haftanın son gününde derinleşerek devam etti. Endeks 38500 desteğinin de altına geriledi. Yurtdışı piyasalarının eksiye dönmesi, dolar ve faizde görülen yükseliş satışların artmasında etkili oldu. AB İlerleme Raporu’nun açıklanmasından ve Kıbrıs konusunun Aralık ayı ortasında gerçekleştirilecek zirveye ertelenmiş olmasından sonra temkinli seyre dönen endeks, bu olumsuz havanın etkisinden kurtulamadı. AB ve Türkiye cephesinden bu konuda karşılıklı açıklamalar yapılırken somut gelişme için BM’nin devreye girmesi gerekiyor. Öte yandan, enflasyon beklentilerine yönelik kaygılar, cari açıktaki büyüme piyasalarda tedirginlik yaratan diğer önemli konular olarak görülüyor. Ayrıca, ABD konut başlangıç verileri beklenenden fazla düşüş gösterdi. Bu veri ile beraber piyasalar içeride ve dışarıda satışlarını artırdı.
Yüzde 46′sı Yunan National Bank of Greece’e devredilen Finansbank’ın dokuz aylık net karı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 157 artışla 700 milyon YTL’ye çıktı.
Banka tarafınnda yapılan yazılı açıklamaya göre, 1.138 milyar YTL olan vergi ve provizyon giderleri öncesi kar ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 117 yükselmiş oldu.
Bankanın toplam aktif büyüklüğü 2005 sonuna kıyasla yüzde 36 artışla 16.768 milyar YTL olurken, yüksek karlılığa bağlı özkaynakların ilk dokuz ayda yüzde 42 artarak 1.984 milyar YTL’ye ulaştığı ifade edildi. Böylece bankaların milliyetinin karlarını etkilemediğini de öğrenmiş olduk.
PARA VE FAİZ
AYNEN DEVAM
Döviz ve faiz cephesinde yukarıdaki özetlediğimiz gelişmelere bağlı olarak değişen bir şey yok. Döviz yabancı girişine rağmen daha fazla düşmüyor. Faiz ise seçim ve AB riskini hesap edip düşmüyor. Hatta önümüzdeki günlerde faizlerin biraz daha yukarı yönlü hareketi beklenebilir.
Dolar haftanın son günü 0.2 YKr’lik artışla 1.4430 YTL, avro ise 0.1 YKr’lik kayıpla 1.8450 YTL’den el değiştirdi. Bankalararası piyasadaki dolar kotasyonlarında alışta en düşük fiyat 1.4440 YTL, en yüksek fiyat 1.4470 YTL, satışta en düşük fiyat 1.4480 YTL, en yüksek fiyat 1.4510 YTL seviyesinde geçti. Uluslararası piyasada avro /dolar paritesi 1.2800-1.2820 aralığında hareket etti.
İMKB Tahvil ve Bono Piyasası Kesin Alım Satım Pazarı’nda işlem gören 13 Ağustos 2008 vadeli tahvil Cuma gününe işlemlerde bir önceki güne göre 0.11 puanlık artışla yüzde 21.14 bileşikten kapanırken, pazartesi gününe valörlü işlemlerde 0.27 puanlık artışla 21.20 bileşikten işlem gördü.
