Türkiye ara döneme girerken (2)

Posted by ertemcemil132 | Posted in Alternatif İktisat | Posted on 17-05-2008

0

Cemil Ertem 2008-05-06 tarihli Sesonline.net Yazısı

Dün AKP’nin içe kapanarak Türkiye için çok önemli bir tercih yaptığını, aslında bunun Türkiye’nin de dış dünyayla bağlarının zayıflaması anlamına geldiğini vurgulamıştık. Yani AKP şunu diyor: Bir darbe ile yapılmak istenen nedir? AB konusunda temkinli yaklaşım, daha az demokrasi, Kürt sorununu inkâr edip, askeri yollarla sonuca gitmeye çalışmak ve savaş ortamını devam ettirmek, egemen kesimler arasındaki kaynak aktarımını zaman içinde yapmak gerekirse şimdilik durdurmak, bürokratik ve askeri statükoya dokunmamak. Devlet kadrolarında radikal değişiklikler yapmamak. Erdoğan ve ekibi, “bütün bunlar için çetelere ne gerek var; zaten onlar deşifre oldu bırakın bunları meşru hükümet yapsın” diyor. Ve bu konuda, tıpkı “27 Nisan Dolmabahçe uzlaşısı” gibi, uzlaşıldı. Artık AKP’nin kapatılması bile –belki- bir taktik olur. Böylece hükümet içindeki ara dönem “oyuncuları” öne çıktı ve hükümetin politik hattını belirlemeye başladılar. Bu ekonomiyi de kapsıyor.

Mesela Merkez Bankası çok rahatsız. Tüzmen’in yersiz enflasyon eleştirileri dışında, Durmuş Yılmaz para politikası hattının maliye politikası ile desteklenmesinden artık umudunu kesmiş durumda. Maliye politikasındaki son makas değişikliği Merkez Bankası ile Hükümetin arasındaki tüm ipleri koparacaktır. Merkez Bankası’nın artık faiz artırmaktan başka çaresi kalmadı; onun da çok işe yaramayacağını Yılmaz da biliyor. Bu süreçte Hükümet, IMF ve AB gibi dış yönlendiricilerle bağlarını zayıflatarak, enflasyon karşısındaki yenilgisini popülizm yaparak dengelemeye çalışacak. Son istihdam paketi, GAP’ı tamamlamak isteği bunun ilk ipuçları. Zaten GAP’ tamamlamak hevesi, asker PKK’yı hallediyor biz de işin ekonomik tarafını çözelim ucuzculuğu. GAP’ın parayla değil, sosyal reformlarla desteklenecek kapsamlı bir tarım reformuyla işe yarar hale geleceğini göremiyorlar. GAP, Kürt sorunun kendisidir. Eğer bölgedeki feodal-militarist yapıyı çözmeden bölgeye yatırım yapılırsa eşitsizlik, dolayısıyla sorunlar daha da artar. Ama ne yazık ki, birtakım güçlerin istediği de bu.

Şimdi, girdiğimiz bu ara dönemde, bölgede yeni sermaye ve onun sahipleri yaratılacak. Bütçeden, hepimizin parası bu militarist-çarpık kapitalist yapıya aktarılacak. Bu adım, ayrıca bölgede ve Irak’ta Türkiye’nin ekonomik ve askeri bir güç olarak var olmasını, Amerika sonrasını hesaplayan stratejinin sonucudur. Ve bunda, başından beri, darbe koşullarını destekleyen yayılmacı Türk sermayesinin parmağı vardır. Şimdi AKP ile bürokratik- askeri oligarşi ve yayılmacı sermaye arasında geçici bir ittifak kurulmuş durumda. Bu durum önümüzdeki günlerde bir ara dönem olarak siyasallaşacak. Ancak bunun ne yönde çözüleceği 2009 ortasında ABD’nin yeni yönetiminin alacağı inisiyatife bağlı olacak.

Buradaki sağ ve sol oyuncular ise şimdilik yapmaları gerekenleri yapıyor. Mesela CHP çoğu zaman nasyonal sosyalist olup özüne dönerken, kimi zaman “1 Mayıs demokratı” oluyor.

Bu güçlerin son günlerdeki sol, hatta 68 sevdası da bu oyunun bir parçası. Solun büyük bir bölümü 12 Mart darbesini destekleyen şaşkınlık halinden daha kötü durumda.

Bu süreçte Türkiye-AB ilişkileri zayıflayacak ve 2009 sonuna kadar, Avrupa kaynaklı sermaye girişi, giderek azalacak. Hükümet, Arap sermayesi ve kıytırık özelleştirmelerle idare edip, Merkez Bankası’nın yüksek reel faizine güvenecek. Mehmet Şimşek bunun için cari açık 50 milyar dolar olacak diyor.

Sonuç olarak kötü bir iki yıl geçireceğiz; sonrası mı; onu da kimse bilmiyor. Galiba asıl sorunda bu.

Share on Facebook

Türkiye ara döneme girerken (1)

Posted by ertemcemil132 | Posted in Alternatif İktisat | Posted on 17-05-2008

0

Cemil Ertem 2008-05-05 tarihli Sesonline.net Yazısı

Darbe olunca n’olur? Bunu bu ülkede herkes biliyor. Kaç kere yaşadık. Ama şu Ergenekon işleri ortaya dökülmeye başladığında Murat Belge’nin söylediği hepimizin kanını dondurmuştu. “Artık darbe olursa öyle sabaha karşı sizi almaya teğmen ve askeri cip gelmeyecek; kapımızı Ogün Samastlar çalacak.” Şimdi herkes 12 Eylül’ü gördükten sonra ondan beterini bekliyor. Tamam, ondan beterini tezgâhlamak isteyenler son dört-beş yıldır ellerinden geleni artlarına koymadılar ama dünya konjonktürü elvermedi işte. Ne yapsın çocuklar? Şimdi herkes kendisini beterine alıştırdığı ve onu beklediği için bir ara döneme girmiş olabileceğimizi düşünmüyor bile. Ben şu tespiti yapıyorum: Türkiye, 27 Nisan’da başlayan süreci 14 Mart ve 1 Mayıs’ta sonlandırarak bir “ara rejim” dönemine girmiştir. İsterseniz hayli iddialı olan bu çıkarım için bir basın toplantısından başlayalım:

Ankara; 3 Mayıs 2008: Maliye Bakanı ve Hazine’den sorumlu Devlet Bakanı basın toplantısında beş yıllık orta vadeli mali çerçeveyi açıklıyor. Sıradan bir “ekonomik program” açıklama toplantısı gibi gözüken bu toplantı aslında çok önemli bir makas değişikliğini gündeme getirdi.

Unakıtan, faiz dışı fazla hedefinin yüzde 3,5 olarak revize edildiğini söylemekle kalmıyor; bütçe performansı için asıl izlenmesi gereken hedefin faiz dışı fazla değil, bütçe açığı olduğunu belirtiyor. IMF ile stand-by anlaşmasının sona ermek üzere olduğu günlerde yapılan bu açıklama çok önemli bir politika değişikliğini içeriyor aslında. Bilindiği gibi son yıllarda maliye politikasında bütçe açığı yerine faiz dışı fazla kavramı öne çıkmıştı. Bütçe açığını en aza indirmek hedefi aslında geleneksel bütçe dengesi yaklaşımıdır. Ancak bütçenin dışında tüm kamu kesimi disiplini için “kamu kesimi borçlanma gereği” kavramı geliştirildi. Bu kavram, bütçeyle birlikte kamu kesiminde olan tüm kurumların bir yıl içersinde gelir, gider ve açıklarını gösterir. Yani Kamu Kesimi Borçlanma Gereği bütçe dâhil tüm kamu açığının milli gelire oranını bize verir. Aslında bu kavram neoliberal bütçe yaklaşımının temel argümanlarından biridir. (Puclic Sector Borrowing Requiement-PSBR) PSBR, IMF temelli programların anahtar kavramıdır.

Yalnız bizim gibi borçla ayakta duran ülkelerin KKBG’ni düşürmeleri ancak faiz dışı fazla vererek mümkün olacağı ve asıl hedefin bütçe açığını düşürmek değil, faiz dışı fazla yaratmak olduğu tezi IMF’nin temel argümanı olmuştur. Şimdi eğer Maliye Bakanı çıkıp bizim için artık faiz dışı fazla değil, bütçe açığı önemli diyorsa bunun iki anlamı vardır: Bir: Bu, “biz artık eskisi gibi borçlanmayacağız ya da siz bize zaten kolay kolay borç vermezseniz” demektir dış dünyaya. İki: “Biz faiz dışı fazlayı düşürdüğümüz gibi hedef de yapmıyoruz. Artık muslukları açacağız” Bu mesaj da iç kamuoyunadır. “Biz sıkıştık seçim ekonomisi başlatıyoruz” diyor Maliye Bakanı. Hükümet, GAP ağırlıklı olmak üzere, sosyal sigorta primlerinde indirim, mahalli idare reformu ve diğer altyapı ve sosyal harcamalara kaynak aktaracak. Yani önümüzdeki dönemde bütçe şaşacak. Bunun siyasi sonucu açık; Hükümet dış dünyayla ipleri koparmıyor ama gevşetiyor; AB ve IMF’yi eskisi gibi takmıyor. Ve kendisini düşürmekle tehdit eden “darbeci güçlerle” anlaşır gibi yapıp onları idare ediyor. Bunun için de Cemil Çiçeklerin borusunun öttüğü bir ara döneme girdik. AB bunu biliyor ve telaşı bundan. Bush ekibi de biliyor; ama Başkanlık seçimi var. Bir şey yapmamayı tercih ediyor. Washington-Post bunu tespit etti.

Bu durum yeni bir durum mu; evet yeni bir durum.

Çünkü AKP, kapatma davasına karşı direnmekten vazgeçti; uydur kaydır bir savunma verdiler. Türban meselesini bile unutmaya hazırlar. Eğer bu ülkede 30 Nisan’da darbe olsaydı 1 Mayıs’ta neler olacaksa bunu 1 Mayıs günü yaptılar. Şunu demeye getiriyorlar; darbe falan böyle şeylere gerek yok, biz gereğini yapıyoruz.

Share on Facebook