2011 notları-2
Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 02-01-2011
1
2011 yılını bir “başlangıç” yılı yapacak temel ayrımlardan birisi de AB’nin krizden çıkış stratejisinin ekonomik ayağından sonra siyasi yanının belli olmaya başlaması olacak.
AB bu krizde şu gerçeği gördü; birlik olmak öyle iki arada bir derede kalarak olmuyor. Hem ulus-devletler var olacak, bunların ayrı siyasi çıkarları, ayrı maliye politikaları, aynı bütçeleri ve sonuçta aynı savaş harcamaları olacak ama siz ekonomik çıkarları çatışmayacak bir birlik olduğunuzu söyleyeceksiniz. Bu garip durum bizce 2010 yılına damgasını vuran ve krizi AB tarafından derinleştiren en önemli gelişmeydi. Gelişmeydi çünkü Yunanistan, Portekiz, İspanya gibi ekonomiler tam da bu yüzden krizi derinleştiren ülkeler olarak öne çıktılar. Avrupa, ortak bir para ve ortak para politikasını sürdürülebilir kılan iki önemli dayanağın ekonomilerin verimlilik düzeyleri arasındaki farkın giderek azalması, eşitlenmesi olacağını ve ortak maliye politikası-bütçe olması gerektiğini yaşayarak öğrendi. İşte 2011, 2010 yılında öğrenilen bu sorunun ortadan kaldırılmaya çalışılacağı bir yıl olacak. Ama bu sorunun ortadan kaldırılması öyle basit bir adım değil; tam aksine çok köklü ve radikal bir siyasi dönüşümü gerektiriyor. Bu siyasi dönüşüm, daha önce Lizbon stratejisinde ortaya çıkarılan AB’nin ekonomik ve teknolojik yeniden yapılanmasının siyasi tarafı. Bunun da adı bir AB Anayasası. Daha önce AB Anayasası süreci, İrlanda gibi küçük ülkelerde yapılan referandumlarda reddedilerek tıkanmıştı. Burada bir diğer sorunda Anayasanın merkez Avrupa tarafından kotarılması ve neredeyse küçük ülkelere dayatılmasıydı. Şimdi hem İrlanda gibi ülkeler, bu krizle birlikte, birliğin siyasi bütünlüğünün tamamlanmamış olmasının sancısı çektiler hem de Almanya gibi verimliği yüksek merkez ülkeler tam da bu yüzden krizin ekonomik yükünü omuzlamak zorunda kaldı. Böyle olunca, AB şu an, örtük de olsa, hızlı bir siyasi bütünleşmeden başka çaresi olmadığını itiraf ediyor. Çünkü Avrupa Merkez Bankası (ECB)’nin FED’i takip etmesi ve krizden çıkış için, FED’e göre utangaç bir genişleme politikası izlemek zorunda kalması, krizin yoğunlaştığı Akdeniz ülkelerinin ve İrlanda gibi küçük ülkelerin Avrupa’nın ekonomik ve siyasi bütünlüğünün bir parçası sayılarak “kurtarılacağını” bize gösteriyor. Yani AB, “doğası gereği” “her koyun kendi bacağından asılır” demedi geçen yıl. Bu politikanın bu yıl hızlanarak süreceğini söyleyebiliriz. Bu, çok açık olarak, yeni bir AB anayasası ve yeni bir siyasi bütünleşme iradesinin ortaya çıkması anlamına geliyor. Dolayısıyla 2011 ve sonrasını yalnız Türkiye için değil, AB için de anayasa yapma süreçlerinin başlayacağı zamanlar olarak ilan edebiliriz.


