Bölgesel Eşitsizlik

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-05-2008

0

Cemil Ertem 2007-11-27 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

Gelişmeler gösteriyor ki Türkiye, bölgesel eşitsizliği ve geri kalmışlığı, bütün yönleriyle, bir kez daha tartışma fırsatı bulacak. Ancak bu tartışma, daha öncekiler gibi, çözümleri sonraya erteleyecek şansı bize bırakmayacak.

Bölgesel geri kalmışlık deyince akla gelen iki bölge var tabi: Doğu ve Güneydoğu. Karadeniz’in hatta Ege’nin bile Türkiye ortalamasının çok altına düşen illeri var; ama Doğu’nun makûs talihi çok başka.

Aslında Türkiye hem devletiyle hem de bilgi üreten kurumlarıyla bu makûs talihin nedenini biliyor. Hazine Müsteşarlığı’nın geçen hafta yayınladığı teşviklerin bölgesel kullanımına ilişkin rakamlar değişen hiçbir şeyin olmadığını söylüyor.

Son üç yıla ait rakamlar sanki birbirinin kopyası. Yalnız 2007’de düşüş var. Bunun da nedeni 2007 boyunca çatışmaların yoğunluğunun giderek artması. İki bölgenin teşvike bağlı sabit yatırımlardan aldığı pay yüzde 11,4. Bu oran döviz kullanımında yüzde dokuz, istihdamda yüzde on seviyesinde.

Devlet Planlama Teşkilatı’nın, “Bölgesel Gelişmede Temel Araçlar ve Koordinasyon Özel İhtisas Raporu’nda hem beş yıllık planlar itibariyle hem de bundan sonra gündeme gelecek AB katılım sürecinin etkileri açısından bölgesel geri kalmışlığın nedenleri ve yapılması gerekenler tek tek anlatılıyor. Rapor, bütün planlı dönem boyunca planlarda, bölgesel geri kalmışlığa vurgu yapılıp bölgesel eşitsizliğini giderilmesi için çeşitli araçlar geliştirildiğini yazıyor. Mesela GAP, 1977–1982 yıllarını kapsayan 4. plana önemli bir araç olarak girmiş. Ama bu planda böyle. Uygulamada yâda devletin kırmızı kitabında GAP bir kalkınma aracı olarak görülmemiş, Fırat ve Dicle’yi denetlemek ve bu yolla komşuları tehdit edecek bir savaş aracı olarak görülmüş. Şimdi kimse o kadar da değil demesin. Sonuç ortada.

M.Ö. 1760’da Hammurabi bile Fırat’ın suyunun nasıl kullanılacağını yazmış. Biz binlerce yıl sonra Fırat’ın suyu ile yalnız pamuk yetiştirip, toprağı yok ettik. Suyu yanlış kullanıp toprağı tuza boğduk. Şimdi bölge insanı da GAP’ta boynu bükük öylece duruyor.

DPT, yaptığı analizde bölgesel gelişme için başlıca fırsatları; AB dinamiği, şimdiye kadar yaşanılan deneyimler, teknoloji olarak sıralamış. Tehditleri ise idari ve bürokratik engeller, siyasi irade eksikliği, eğitim ve istihdam politikalarındaki uyumsuzluk olarak belirlemiş. DPT’ye göre, güçlü yönler uzlaşı, yüksek motivasyon, nüfus dinamiği, Sivil Toplum Örgütleri.

Bu bir denklem ve bu denklemin çözümü bize barışı veriyor.

DPT’nin raporu, aynı anda, bir Bölgesel Kalkınma Modeli’ne de işaret ediyor.

Birçok Doğu Avrupa ülkesi Bölgesel Kalkınma modellerini, AB üyeliği ile birlikte hayata geçirmeye başladılar.

Peki, durumları nedir? İyiye mi gidiyorlar yoksa “bir yanları ateş bir yanları buz”; bizim gibi çırpınıp duruyorlar mı? Cuma günü bu sorunun yanıtını arayacağız.