Aşklar bile kurguymuş; şimdi yenilenme zamanı

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 23-01-2009

0

KURGU BOZULDU

Hem siyasette hem de ekonomide bir yolun sonuna geldik. 2009 yalnızca krizin dibini gördüğümüz bir yıl olarak kalmayacak; 21. yüzyılı belirleyecek değişimlerin başlangıcı olarak da tarihe geçecek. Ancak bütün bu olan biteni anlayabilmek için de şimdiye kadar olan ezber ya da yanlış bilgilerden kurtulmamız gerekecek herhalde. Bir kere, ilk önce ekonomide sonra da siyasette devlet olgusunu yeniden tartışacağız ve tanımlayacağız. Bu çok gerekli; bütün bu olanlar ortaya çıkarıyor ki, bu konuda şimdiye değin bilinenler basit ezberlerden öteye gidemiyor. Örneğin devletin bir ekonomik aktör olarak kapitalist toplumun kalkınmasındaki yerinin tekrar anlatılmasına ihtiyaç var. (Hele bu krizde, devletin piyasaya müdahalesinin, çok yeni bir şeymiş gibi anlatılmasından sonra.)

KOMİTECİ KIRGIZ KADINLAR..

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 23-07-2008

0

Türkiye’de bütün bu olup bitenlere karşı solun öne çıkan ve gelişmeleri yönlendiren bir politik duruşunun olmamasının sancılarını çok çekeceğiz. Bu, Türkiye’nin tek bacakla yürümesi demek. Sol yanımız yok. Tam burada “e, ama dünyada da böyle” diyerek bir savunma-avunma mekanizması geliştirebiliriz. Ama artık bu da doğru değil. Dünyanın birçok yerinde soğuk savaştan kalma kurumlar çözülürken bu kurumların ürettiği ideolojik anlayış ve politik duruş da ortadan kalkıyor. Kaçkar dağlarında bile.

YİNE GECE AMA “YOL” UMUZU GÖRECEĞİZ…

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 04-07-2008

0

Türkiye’nin tarihsel iç temizliği

 

Hala bütün bu olan biteni, iktidar partisiyle onun iktidarına göz diken birtakım güçlerin ya da “muhalefetin” mücadelesi olarak anlayan ve bu anlayış üzerinden politika yapmaya çalışanlar, hiç şüpheniz olmasın, işin içinden çıkamayacaklar. Hem Ergenekon’un kendisi hem de şimdi ona yönelik tasfiye operasyonları yalnız Türkiye’yle sınırlı meseleler değil. Çok yönlü, tarihsel, küresel bir yeniden yapılanmanın tam ortasındayız.

Artan Kamu Yatırımları Her Zaman Kamu Yararına Olur mu?

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 12-06-2008

0

Dört Yılda 45 Milyar YTL; peki niye?

 

Geçen hafta Güven Sak’ın yazdığı yazıya verdiğim yanıta Nabi Yağcı’da başka bir noktadan katıldı. Yağcı’nın tespitleri ve tarihsel perspektifi de çok önemli. Buraya geleceğim; ancak ondan önce bu hayli teorik sayılabilecek konuyu güncelle ilişkilendirmek için TEPAV’ın çok önemli bir araştırmasından bahsedeceğim.

TEPAV, Hükümet’in Orta Vadeli Mali Çerçeve kapsamında açıkladığı maliye politikası program değişikliğinin 2012’ye kadar olan süreçte tahmini maliyetini 40–45 milyar YTL olacağını açıkladı. Böylece, “OVMÇ bir program sapması değildir; mali disiplin aynen devam ediyor” diyenlere yanıt verilmiş oldu. TEPAV’ın araştırmasına göre,  GAP ve yerel yönetimlere merkezi yönetim vergi gelirlerinden aktarılacak kaynaklar bu maliyeti oluşturuyor. 2012’ye kadar GAP’a 16,5 milyar YTL, yerel yönetimlere de 20 milyar YTL aktarılacak. Böylece TEPAV, OVMÇ belgesinin hükümetin kamu maliyesinde ciddi bir politika değişikliği yaptığının göstergesi olduğunu vurguluyor. TEPAV’ın bu tespiti bizim Türkiye bir “ara döneme” girdi saptamasını güçlendiriyor. Çünkü Hükümet bu yönelimle IMF ve AB çıpalarını boşaltmış oluyor.

Kamu Ekonomisi, Bağımsız Türkiye ve Sol

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 03-06-2008

0

Kamu Ekonomisi, “Bağımsız Türkiye” ve Sol

 

 Hükümetin GAP’ı tamamlama isteği yalnızca yaklaşmakta olan yerel seçimlere bağlı sığ bir siyasi manevra değil. Erdoğan ve ekibinin bu önemli çıkışı çok boyutlu bir açılım.

 Türkiye gibi bir ülkede hem büyümeyi sağlayıp hem de gelir dağılımı düzelterek bölgesel eşitsizlikleri gidermek öyle kolay bir şey değil. Bunu yapmayı beceren bir hükümet zaten hem kendi hem de Türkiye’nin geleceğini kazanmış demektir. Bu nasıl olacak ve Türkiye’de mümkün mü? Birçokları böyle bir şey için sağın değil solun iktidar olması gerektiğini söylüyor. Geçen hafta Güven Sak [1] bu bağlamda çok ilginç ve bence tartışılması gereken bir yazı yazdı. Sak, Büyüme ve Kalkınma Komisyonu’nun son raporundan hareketle sürdürülebilir büyüme ve etkin devlet için kamu yatırımlarının önemine değiniyor ve bunun için 1950 sonrası yılda ortalama yüzde 7 büyüyen 13 ülkeyi örnek gösteriyor.

 Büyüme ve Kalkınma Komisyonu, çoğu Asya’da yer alan bu 13 ülkeyi, içe kapanmadan kamu ekonomisini verimli kılarak, küreselleşme sürecinden en kazançlı çıkan ülkeler ilan ediyor. Bu 13 ülkenin tamamını aynı kefeye koymak ne denli doğru bu ayrı bir tartışma konusu. Ancak burada sanıyorum söylenmek istenen şu: Küreselleşmeyi ve piyasa mekanizmasını bir fırsat olarak görüp, kamu yatırımlarını da doğrudan yabancı yatırımların ilgisini çekecek, verimliğini artıracak düzeyde, etkinlikte yaparsanız ve bunu da sürekli bir devlet politikası olarak ilan ederseniz başarılı olursunuz. Tabii bu yaklaşıma, yalnızca etkin ve verimli kamu vurgusu yaptığı için sol demek yeterli mi? Bu da tartışılır.

 Zaten Türkiye’de, “özel sektörün yapamadığını devlet yapar, kamu yatırımları özel yatırımların verimliliğini artırmak için bir araç olmalı yaklaşımı” yeni ve keşfedilmemiş bir şey değil. Turgut Özal’dan önce Demirel ve hatta Menderes bu yaklaşımı savundular. Ancak Türkiye’de olmayan kamunun etkinliği meselesiydi. Bunun da olmamasının en önemli nedeni burjuvazi ile iktidarı başından beri paylaşan yağmacı bürokratik yapıydı.

 “Devlet ekonomiye müdahale eder, alt yapı yatırımlarını yapar çünkü yerli burjuvazinin yeterli birikimi yok, onun önünü açar, diğer kesimlerden ona-burjuvaziye- gelir aktarır.”

 Bu yaklaşım parlamenter demokratik rejime önem veren ve gelişmekte olan burjuvaziyi temsil eden Türkiye merkez sağının temel düsturu olmuştur. DP, AP, ANAP, AKP hep bunu savunmuştur.

 Ancak çok ilginçtir ki, devletin ekonominin kendisi olmasını, kamu yatırımlarının devletin büyümesi için araç olmasını ve Türkiye’nin milli bir sanayileşme politikasıyla başarılı olup sonra dışarıya yayılmasını CHP (önce utangaç sonradan açık bir şekilde) ve din eksenli MSP ve “Turancı” MHP doğrudan savundular.

Bu yaklaşım aynı anda “Bağımsız Türkiye” savunusudur da. Yani emperyal ve bağımsız bir Türkiye. Bu politik duruş çoğu zaman merkez sağı da etkilemiş ve onun liberal çizgisini zehirlemiştir.[2] Çünkü iktidar ortağı bürokratik yapı, hem darbe hem de sivil dönemlerde etkinliğini ve yağmacı anlayışını öne çıkarmayı başarmıştır. Bu durum derin devleti ve onun kara ekonomisini de yaratmıştır.

 İşte Türk-İslam sentezi, devletin her şeyin merkezi ve kendisi olmasını bu bağlamda ve gereklilikte savundu ve bu yaklaşımı, iktidarı burjuvaziyle paylaşan bürokratik ve militarist devlet kadroları da resmi devlet ideolojisi yaptılar.

 Türk-İslam sentezi ile Kemalizm arasında sanıldığı gibi çok keskin ayrımlar yoktur. Bir otoriter modernleşme projesi olan Kemalizm’in faşizan ve otoriter yanının ideolojik aksını Türklük oluştururken, pragmatist yanını içi boşaltılmış, populize edilmiş İslam oluşturur. Kemalizm bu anlamda plastik ve pragmatisttir.   

 12 Mart’ın da, 12 Eylül’ünde işkence hanelerinde insanlar örgüt üyesi oldukları için değil, ağırlıkla bu “resmi” ideolojiye karşı çıktıkları hatta onu savunmadıkları için alıkonuldular.

Kamu yatırımlarının, sosyal anlamda değil ama devletin ekonominin giderek topumun merkezi ve her şeyi olması anlamında yapılması ve giderek baskıcı bir oligarşik yapının çimentosu olması emperyal bir Türkiye projesinin önemli bir ayağı olarak anlaşılmalıdır.

 Şimdi Güven Sak’ın -haklı olarak- bizde de, bu zamanda, kamu yatırımları etkin olursa bu iyi bir şey olur, hatta bunu sol bir iktidar yaparsa daha anlamlı ve sürekli olur demesi bu tarihsel gerçeklerden (Türkiye gerçeğinden) ayrı değerlendirilemez.

 Ben, evet, Sak’ın “sağ yerine solun daha önemli olacağı yeni bir çağın başındayız” çıkarımına katılıyorum ama soruyorum da: Nasıl bir solun? Bu konuya devam edeceğiz.

 

                


[1] Güven Sak’ın bu yazısı Referans Gazetesinde yayınlandı. Ben bu yazıyı Taraf’ta yayınlanmadan önce Güven Sak’a yolladım. Yazı yayınlandıktan sonra Güven Hoca aradı; bu konuyu tartışmaya devam edeceğiz.

[2] Bu “Bağımsız Türkiye” meselesinin solu ne kadar zehirlediğinden hiç bahsetmeyeceğim. Tek bir şey söylemek istiyorum: Şimdi “ biz bağımsız Türkiye derken emperyal Türkiye demiyoruz ki zaten; onun anlamı “ Sosyalist ve Bağımsız Türkiye” diyenler olacaktır. Bende diyorum ki; şu “ Tek Ülkede Sosyalizm” tartışmasını bitirelim artık. Bugün tek ülkede sosyalizm demenin tek ülkede faşizm demekten başka bir anlamı yoktur. Vardır diyen varsa da işte Halep işte arşın…