ANTİ-DEMOKRATİK BİR SIKIŞIKLIK OLARAK ANAYASA

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 21-06-2008

0

 

Türkiye 12 Eylül Anayasası cenderesinden kurtulmadıkça refah ve istikrardan da uzak olacak. Türkiye’yi bu cendereden kurtaracak adımlar sürekli erteleniyor. Türkiye, yalnız resmi kurumlarıyla bu Anayasal cendereyi ayakta tutmuyor; ne yazık ki Türkiye’nin sivil toplum kurumları da demokratik yeni bir anayasa ortaya çıkarma çalışmalarında ayak sürüyorlar. Son olarak TÜSİAD ve TOBB Anayasa Konvansiyonu çalışmalarını erteledi. İşin ilginç yanı TÜSİAD, bu konuyla ilgili olarak yapacağı Yüksek İstişare Konseyi toplantısına Türk-İş ve Hak-İş’in de katılmayacağını açıkladı. Her iki sendikanın da gerekçesi aynıymış: Kemal Derviş’in toplantıya katılacak olması. Bu gerçekten böyle mi; şimdi Kemal Derviş mi kilitledi bütün bu süreci.

ARA DÖNEMİN OYUNCULARI…

’68 Tartışması ve Politika Yapabilmek Üzerine…

Posted by cemilertem | Posted in Türkiye Yazıları | Posted on 04-06-2008

0

68 budur; enternasyonal ve direnişçi...’68 Tartışması Berber Muabbeti Düzeyinde! Yazık Oluyor!  

Yararlı ve yapıcı tartışmalar iyidir. Bunların ister istemez bir akademik düzeyi de olur. Yani bu konuda dünya ne demiş, nasıl bir yöntemle sorunu ele almış ve sorunu çözerken bunu nasıl tanımlayıp çerçevesini (modelini) nasıl oluşturmuş bunlara bakarsınız. Yaptığınız analizde bir yöntem olur ve meseleyi neden-sonuç ilişkisi diyalekti içersinde incelersiniz. Böyle olunca işin işine tarih de girer. Zamanın yolculuğu ve diyalektiği yalnız sosyal bilimlerde değil, fen bilimlerinde de çoğu zaman gerekir. Yani modelinizde tarihin dinamiğine ve diyalektiğine  yer vermezseniz ispatlamaya çalıştığınız hipotez ispatlansa bile buzu çözülünce elinizde kalan ve işe yaramayan bir pelteye dönüşür. Şimdi şu sıralar Türkiye siyasetinde yer alan tartışmalar berber koltuğunda olduğu gibi “bu iş çabucak bitsin de kurtulalım” gevezeliği düzeyinde yapılıyor. Böyle olunca yapılan tartışmalar yalnızca kirlilik yaratıyor. Kimsenin bir yöntemi, modeli dolayısıyla hipotezine uygun değişkenleri yok. Dolayısıyla analiz olmadığı gibi çözüm-sentez de olmuyor. Tarih olgusu onun diyalektiği atlanıyor. Şu 68 tartışması bu kadar aptalca olmak zorunda mı Allah aşkına? Sonunda söylettiniz işte bunu da!

İşçi sınıfının yeni yönü

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-05-2008

0

Cemil Ertem Taraf Gazetesi Yazısı

Perşembe günü tüm dünyada işçi sınıfı, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs’ı kutlayacak. Türkiye’de de bu sefer 1 Mayıs bütün sendikaların katılımıyla, son yılların en kitlesel kutlamasına sahne olacak. Umarım devlet yine devletliğini yapmaz, 1 Mayıs alanını, Taksim’i işçilere bırakır.

Çalışma Bakanlığının verilerine göre, Türkiye’de kamu hariç 5,3 milyon civarında işçi var. Bu işçilerin yüzde 58’i sendikalı. Sendikalaşma oranı 2002’den beri artmıyor.

Türkiye’de en fazla işçi inşaat, sonra metal ve dokumada var. Ama en çok artan işçi metal iş kolunda. Çünkü Türkiye’de tekstil gerilerken otomotiv ve onun yan sanayileri gelişiyor.

Bu açıdan bu işkolundaki örgütlülük bugün bize Türkiye işçi sınıfının içinde bulunduğu durumu gösteriyor.

Geçen hafta sonu TAREM (Toplumsal Araştırma ve Eğitim Merkezi ) ve DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikasının düzenlediği panele katıldım. Yaşadığımız krizde ve sonrasında çalışanların fırsatlarının ve zorluklarının ne olacağı konuşuldu. Metal işçisi çok şeyin farkında; tabii bunda örgütlü oldukları sendikanın payı var. Birleşik Metal-İş, işçi hareketi tarihine damgasını vuran pek çok grev ve direnişi örgütleyen, Türkiye Maden-İş’in devamı. Kavel Grevi, Sungurlar Direnişi, MESS’e bağlı işyerlerinde 1964, 1977–1978 ve 1980 yıllarında yaşanan yaygın grevler bu sendikanın yürüttüğü etkinliklerdi. İşte böyle bir gelenekten gelen Birleşik Metal-İş şimdilerde ikili bir görevi üstlenmiş durumda. Birincisi Türkiye’nin en hızlı işçileşen ve gelişen en dinamik sektöründe örgütlenmek ve işçinin haklarına sahip çıkmak, ikincisi ise bu işkolunda ağırlığı olan ama artık sarıdan faşizmin  siyahına  dönmüş bir sendikanın ideolojik ve politik ağırlığını kırmak. Birleşik Metal-İş’in bunu başarması metal iş kolundaki işçilerin haklarını almalarının ötesinde bir şey olacak. Yapılan panelde işçiler milliyetçiliğin ve içe kapalı bir Türkiye’nin kendileri için daha fazla sömürü ve yoksulluk olduğunu vurguladılar. AB süreci ve demokratikleşmenin çalışanlar için bir fırsat olduğu da genel kabul gören görüştü. Çalışanlar bu konuda kendilerine dayatılan ve mücadeleyi dar ulusalcı bir kalıba sokan sağ ve “sol” milliyetçiliğin farkında.

Bugün üretim eksenin “gelişmekte olan ülkelere” kayması sonucunda buralarda sendikal hareketlilik ve örgütlenme artıyor. Dünyada sendikalaşma 1945–1970 arası çok önemli sayısal yükselişler göstermiştir. Ancak bu devletin de araya girdiği ve yönlendirdiği sarı sendikacılığı öne çıkarmış ve gerçek anlamda bir sendikal mücadele alanı yaratmamıştır. Bugün her şeye rağmen sendikal mücadele “gelişmekte olan ülkelerde” artıyor.

İşçi sınıfı bu süreçte toplu pazarlık gücünü de artırmalıdır. Bugün toplu pazarlık gücü sendikal örgütlülükten ayrı olarak etki alanı açısından güçlü bir silahtır.

Bu önümüzdeki günlerde işçi sınıfının devletsiz, gerçek bir sendikal mücadele ve örgütlenme açısından önünün açılması anlamına da gelecektir.

Toplu sözleşmelerin kapsamı ve uygulama gücünü kıtasal hale getirmek bugün işçi sınıfının ilk hedefi olmalıdır. Toplu pazarlığın kapsama alanı genişletilmeli ve bu alan sendikasız işçileri de kapsamalıdır. Avrupa sendikaları azalan güçlerine çözüm olarak sendikal birleşmelere yönelmektedirler. Kimya, Enerji ve Maden işçileri uluslar arası federasyonu (ICEM), sendikal hareket için temel sorunun “bütünleşen küresel piyasaya karşı sendikaların yenilenme ve bütünleşmesi olduğunu ortaya koyuyor.

Bugün AKP iktidarı Cumhuriyet tarihinin, çalışanlar açısından en güçsüz iktidarlarından biridir. İktidardan tasfiye edilmekte olan faşist ve militarist yapılar da AKP ile uğraşmakta, bir süre daha iktidarlarını devam ettirmek için bütün imkânları ve hukuk dışı yolları –darbe ve benzeri girişimler dâhil- kullanmak istemektedirler. İşçiler AKP iktidarıyla mücadele ederken darbeci ve yağmacı azınlığın oyununa da gelmemeli politik süreci doğru okumalıdır. Bu açıdan önümüzdeki 1 Mayıs önemli bir deney olacaktır.

İşçi sınıfı kendi enternasyonal sınıf bayraklarıyla alanı doldurmalıdır.

DİSK’e saldırmak ya da sonun başlangıcı

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-05-2008

0

Cemil Ertem 2008-05-02 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

Bu hafta ekonominin önümüzdeki günlerdeki durumunu gösteren çok önemli verileri elde ettik. ABD Merkez Bankası (Fed)’in faizleri 25 baz puan indirerek yüzde 2 seviyesine getirmesi, yine ABD büyüme rakamlarının beklenenden iyi gelmesi ABD’nin, krizi başkanlık seçimleri sonrasına taşımama iradesini gösteriyor. Üstelik bu günlerde ABD yurttaşları evlerinin posta kutusunda vergi iadesi olarak 600 dolardan başlayan nakit çekleri buluyorlar. Yaklaşık 50 milyar doları Amerikan hükümeti yurttaşlarına dağıtıyor. Bunun nedeni çok açık. Kredi kartlarını tekrar harcama yapabilir hale getirmek istiyorlar. Bugün Amerika’da tipik bir orta sınıf ailesi kredi kartı ve mortgage borcu batağında. Hâlihazırda tüm kart sahiplerinin neredeyse üçte ikisi temerrüde düşmekte ve faizin faizini ödemektedir. Bu borç kişi başı 5000 doların üzerinde. Bush’un posta kutularına koyduğu 50 milyar dolar bu sorunu çözmeyecektir ama psikolojik etkisi ve beklenti çarpanı güçlü olacaktır. Bu haberlerin ABD kaynaklı krizi bitireceğini söyleyemeyiz. Çünkü daha öncede vurguladığımız gibi, bu kriz iki yıl önce başlayan bir “mortgage” krizi değildir. Bu, 1973’de kar oranlarının hızlı düşmesiyle başlayan çok yönlü ve derin krizin finalidir. Yani eskiyen ve yeni ekonominin yükünü kaldıramayan kurumların ve parasal sistemin yenilenme sancısıdır. Bu kriz sonrası ne ABD’nin hegemonyası eskisi gibi olacak ne de dolar eski dolar olacak. Kurumlar ve yapılar değişecek.

Peki ya Türkiye bu duruma ayak uydurabilecek mi? Çok zor gözüküyor. Şu 1 Mayıs’ta olan bitenler bile Türkiye’nin bu anafordan zarar görerek çıkacağını gösteriyor. Enflasyon cephesinde değişen bir şey yok. Merkez Bankası çok açık olarak fiyat istikrarını artık tek başına sağlayamayacağını itiraf ediyor. Küresel krize ve maliye politikasının etkinliğine beklentilere dikkat çekiyor. Öte yandan TÜİK’in açıkladığı dış ticaret verilerinde de değişen bir şey yok.

Ocak-mart dönemini kapsayan ilk çeyrekte dış ticaret açığı yüzde 33,1 artışla 16.011 milyar dolara yükseldi. 2007 Mart ayında yüzde 67,7 olan ihracatın ithalatı karşılama oranı, 2008 Mart ayında yüzde 68,1 olarak gerçekleşti. Ara malı ithalatı eğilimi de artmaya devam ediyor. Geçen yılın aynı dönemine göre; ara malları ithalatı yüzde 39,1 oranında arttı.

Bütün bu veriler krizin dünyada, ABD kaynaklı müdahalelerle, yumuşak bir geçişle idare edilebileceğini gösterirken, ne yazık ki, Türkiye, AKP’nin hataları yüzünden yara alacak.

AKP için bu 1 Mayıs yenilginin miladıdır. DİSK’e saldırmak aymazlığı sonun başlangıcı olmuştur. Artık AKP’yi Anayasa Mahkemesi’nin kapatmasına gerek yok.

AKP kendi kendisini kapattı. Daha önce yazmıştım AKP’yi devlet kapatmayacak. AKP, önce 27 Nisan sonrası Dolmabahçe’de askerle, şimdi de 1 Mayıs’ta faşist devletle uzlaştı. Çok açık, artık AKP Türkiye’nin demokratikleşmesi önünde bir engeldir. 27 Nisan sonrasında askerle uzlaşması bunun başlangıcı olmuş, 1 Mayıs öncesi de kafasında demoklesin kılıcı gibi sallanan kapatma davasının korkusuyla İstanbul’da sıkıyönetim ilan ederek ve işçi bayramında DİSK’e saldırarak bu süreci “devletin kendisi” olarak tamamlamıştır.

Dünya Bankası’nın Türkiye’yle ilgili hazırladığı “Ülke Ekonomik Memorandumu – CEM” raporunda Avrupa kaynaklı Doğrudan Yatırımların düşme riskine dikkat çekiyor ve dış açık kaynaklı riskin giderek ağırlaşacağı vurgusu yapılarak yargı sürecindeki anti-demokratik uygulamalara üstü kapalı gönderme yapılıyordu. Yani AKP’ye örtülü bir destek atılıyordu. Şimdi AKP 1 Mayıs’ta devleti çalışanların üstüne salarak karşısındaki cepheyi hem genişletmiş hem de sıklaştırmıştır. Halkından destek görmeyen, ülkesinin çalışanına, işçisine saldıran bir iktidarın bir müddet sonra dış destekçileri de olmayacaktır.