ABD Seçimleri Piyasaların Miladı Olacak Mı?

Posted by cemilertem | Posted in ABD, Kriz, Küreselleşme | Posted on 19-05-2008

0

Dünya 2008 sonunda yapılacak ABD başkanlık seçimlerinden sonrasına hazırlanıyor. Dünya ekonomisi ABD’deki kan değişimi ile birlikte yoluna nasıl devam edecek; Türkiye bu değişimden nasıl etkilenecek. Bu soruların cevapları ile ilgili bir yolculuğa hazırmısınız?

Dünya önümüzdeki yıldan itibaren çok önemli değişimlere gebe. Rusya’da ve ABD’de 2008 yılı içinde ve sonundaki seçimler birçok dinamiği harekete geçirecek ve değiştirecek. Türkiye, AB ve Ortadoğu’da da taşlar yerine oturmaya başlayacak. Biz bu yazıda geçen yıl başlayan ve önümüzdeki yılsonuna doğru daha da belirginleşecek değişimleri ele alacağız.

En önemli tarihlerden biri 2008’in kasımı bu tarihte Amerika’da başkanlık seçimleri olacak. Bu tarihi dünyadaki makro ekonomik dengelerin değişmeye başlayacağı milat saymak abartılı bir yaklaşım değil. Amerika’da büyük olasılıkla Bush iktidarı, yerini Demokratlara bırakacak. Bu değişim ilk önce ABD’nin dış politikasını ve buna bağlı dinamikleri etkileyecek. ABD’deki olası değişimin ikinci istasyonu ise ekonomi. Yüksek faiz, karşılıksız ama güçlü dolar politikası resmen sona erecek. ABD, kamu açığını ve dış açığını azaltmak için parasının gerçek değerine dönmesini isteyecek. Bunun için de mali yapısını ve öncü sektörlerini güçlendirmek için bir başka yol açacak. ABD’de teknoloji sektörü ve mali sektörler Clinton dönemindeki parlak günlerine dönme işaretleri verirken, Çin’de ucuz işgücü ve düşük yuan devrini bitirecek(mi?) Eğer böyle olursa bunun dünya ekonomisine olumlu etkileri orta vadede görülecek.

Yeni Döneme Hazırmıyız?

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-05-2008

0

Cemil Ertem 2008-01-25 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

Dünya ekonomisi, ABD’den başlamak üzere, bir makas değişimine hazırlanırken, Türkiye buna hazır mı? Son bir yılda yaşadıklarımızı nasıl nitelerseniz niteleyin, herkesin kabul ettiği bir gerçek var: Artık kimse kendi bacağından asılmayacak. İçe kapalı ulusal ekonomiler devri bitti. Herkes ayağını yorganına göre uzatacak, ama aynı anda, bilgi ve teknoloji geliştirip dünya çapında pişen pastadan en çok payı almaya çalışacak. Bunun için şimdi başta ABD olmak üzere bütün ekonomiler bu yeni döneme uygun reform paketlerini şu toz duman kalktıktan sonra açacaklar. Yeni dönemin ayırt edici özellikleri neler olacak ve biz buna nasıl hazır oluruz? Bizce bu can alıcı sorunun yanıtı kısaca şöyle:

Yeni dönemde büyüme önemli ama bunun sürdürülebilir ve rekabet edici özellikte olması gerekiyor. İşte bunun için Türkiye çok acil olarak yeni bir reform süreci başlatmalıdır. Bu süreç, nitelikli ve sosyal büyümeyi öne çıkaran kurumsal bir ekonomi inşa etmelidir.

Türkiye 2001 krizinden beri büyümeyi yüksek faiz ve olumlu dış konjoktürle sağladı. YTL hem reel olarak hem de nominal olarak değerlendi. Ancak bu süreçte yalnız YTL değil, gelişmekte olan ülkelerin hemen hemen tümünün paraları değerlendi. Ama Türkiye, bunların içinde en çok cari açığı veren ülkelerden biri oldu. Bu süreçte Türkiye’deki büyümenin iki dinamiği vardı. Yüksek faiz ve emeğe dayalı verimlilik artışı. Son beş yılda imalat sanayi ortalama verimlilik artışı yıllık yüzde 7,5 oldu. Yine bu süreçte kur düşerken ihracatımızda arttı. Bu dönemde ihracatımız yılda ortalama yüzde 23 arttı. Bunu dışardan bol ve ucuz borçlanarak, emeğe dayalı verimlilik, ucuz ara malı ithaliyle sağladık. Buna bağlı olarak ihracatımızın niteliği ve kalitesi de artı. 1995’de daha çok tekstil, demir ve tarım ürünleri ihraç ederken şimdilerde daha çok otomotiv, TV alıcısı, motorlu taşıtlar ihraç ediyoruz. Ama burada mesela bir Çin’in ihracat kalitesini yakalamaktan uzağız. Henüz dijital bilgisayar parçaları, dijital devreler vb ileri teknoloji ürünleri ihraç edemiyoruz. Mesela Macaristan’da bizim gibi cari açık veriyor ama onun ihracat sepeti kalitesi bizi katlıyor. Yani Macaristan cari açık sorununu bizden önce halledecek.

Türkiye bu dönemi kazasız atlatmak için büyümeden taviz vermeden teknoloji yoğun sektörleri harekete geçirmelidir. 2001’den beri en çok tekstil, deri ürünleri, kâğıt ve ürünleri, tarım ve alt sektörleri kaybetti. Bu sektörler, ne yazık ki, önümüzdeki yıllarda da kaybedecek. Bilişim, telekomünikasyon, kimya, metal, otomotiv, perakende kazandı. Yine öyle olacak ama bu sektörlere dijital devreler, bilgisayar ve parçaları üretimi, eğitim, bilgi iletimi eklenecek. Emek verimliği yerini yavaş yavaş teknoloji verimliliğine bırakacak.

Yine bu süreçte Türkiye, en çok tarımda ve 25–34 yaş arasında işsiz yarattı. Bu çok büyük sorun. Bunu aşabilmek için dünyayla rekabet eden yeni bir sanayi geliştirmek gerekiyor. Bunun de ilk şartı, Ar-Ge teşvikleri ve ciddi KOBİ desteği.

Ayrıca, eğitim ve sosyal güvenlikte kapsamlı reformlarla birlikte, bölgesel eşitsizliği azaltacak demokratik reformlar ve kesintisiz, ısrarlı bir AB süreci Türkiye’nin bu toz dumandan çıkması için atması gereken ilk adımlar.

Kriz Ekonomide Değil Siyasette

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-05-2008

0

Cemil Ertem 2008-02-07 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

Dünya ve Türkiye hızla hem siyasi hem de ekonomik bir krize doğru gidiyor mu? Birçoklarına göre böyle bir soru bile gereksiz; zaten şu an çok büyük bir krizin içinde yaşıyoruz. Ben asıl krizin siyasi alanda olduğunu, ekonomik alanda ise zaten 1973’de ki krize, kapitalizmin kalıcı bir çözüm üretemediğini söylemeye çalışıyorum. Bu çerçevede şimdilerde yaşadığımız ekonomik gelgitler var olan sermaye birikim rejimini değiştirecek yani bir açılımın sancıları olmaktan ziyade, topallayarak ilerleyen sistemin aksaklığının artmasının sonuçları olarak kendini gösteriyor. Ancak gerçek kriz siyasi alanda. Şu an tüm siyasi kurumlar olması gereken değişimi, kapitalizmin sınırları içinde bile, ideolojik ve fiziki olarak, karşılayacak donanımda değil. Amerika seçime gidiyor ama nasıl gittiğini görüyoruz. Seçimi alması beklenen Demokratlar aday sorununu bile çözemiyor. Avrupa Birliği’nin sorunları ortada ve nasıl, ne zaman çözüleceği konusunda kimsenin bir fikri yok. Bizim durumunuz ise hepsinden karmaşık ve kötü. Türkiye’nin sağdaki ve soldaki bütün siyasi kurumları çağın gerisinde ve bu gerilik çözümsüzlüğü getirdikçe bu kurumlar daha da geri referanslara kayıp, kendi krizlerini üretiyorlar. İşte siyasi alanda bu kriz aşılmadıkça ekonominin sorunlarının çözülmesi mümkün değil.

Dünya ekonomisi, şimdi ve yakın gelecekte hepimizi yerinden edecek bir güçlü kriz üretmeyecek ama bu siyasi kriz de çözülmedikçe böyle sürünüp gidecek.

Mesela şimdilerdeki güçlü gelgitleri ürettiğini söylediğimiz Amerikan ekonomisi aslında 2000 yılının şubat ayından 2002 yılının sonuna kadar önemli bir resesyon yaşamıştı. Amerika’da 2000 yılında taşımacılık endeksi ve sanayi endeksi resesyonu çok açık olarak gösteriyordu. Bilindiği gibi Dow teorisine göre bu iki endeks kriz için öncü göstergedir. Sanayi endeksi 2000 yılının başında dip yaparken, taşımacılık endeksi de hızla bu dibin altına inmişti.

Amerika’nın bu resesyona yanıtı, ilk önce faiz indirmek sonrada savaşa dayalı yeni bir çizgi olmuştur. Bush ve ekibi 11 Eylül’ü öne sürerek savaşa ve bunun harcamalarına, yüksek faize dayalı ekonomik ve siyasi yönelimi tercih etmiştir. Dolayısıyla burada Amerika’nın kriz göstergelerine yanlış siyasi yanıt verdiğini ve bu yanıtla hem kendisinin hem de dünyanın durumunu kötüleştirdiğini söyleyebiliriz. Şimdi yine Amerika’da taşımacılık endeksi sanayi endeksinden daha geride ve bu iki endeks hızla geriye gitmekte. Bu yeni duruma Amerika’nın yanıtı önemli ama bunu da Başkanlık seçimi sonuçları belirleyecek.

Ancak yine de Amerika’da kapitalizmin aklı bir parça işliyor. Artık Cumhuriyetçilerden bir, Demokratlardan iki aday kalmış gibi. Cumhuriyetçi aday ilginç: Bir Bush muhalifi 70 yaşındaki J. Mc Cain. Mc Cain, muhafazakâr kanadın çok dışında liberal bir anlayışı savunuyor. Hillary’nin Obama karşısında zorlanması ise onun muhafazakâr bir Demokrat olmasından kaynaklanıyor. Yani Amerikan halkı saldırgan, emperyalist çıkışın, hem kendisi hem de insanlık için çözüm olmayacağını görmeye başladı. Bu siyasete çok az da olsa yansıyor.

Biz de ise bu yönde en ufak bir işaret bile yok. Ekonominin sorunları siyasetin doğru müdahalesi olmadan çözülemez. Ama Türkiye bunu yapacak yeni bir sol anlayışı ortaya çıkaramıyor.

İlginç Zamanlar

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-05-2008

0

Cemil Ertem Taraf Gazetesi Yazısı

Merkez Bankası Başkanı Yılmaz, geçen gün yaptığı konuşmada yaşadığımız günleri kazasız atlatmamız için reformların mutlaka yapılması gerektiğine işaret ederek bir Çin atasözüne gönderme yaptı: “Umarım ilginç zamanlarda yaşarsın.” Bu bir iyi dilek değil. Buradaki “ilginç zaman” felaketli, lanetli günler anlamında. Dolayısıyla bu deyiş bir beddua özelliği taşıyor. Yılmaz, felaketli günlerde yaşadığımızı ve mutlaka önlem almamız gerektiğini söylüyor. Zaten Durmuş Yılmaz bu konuda yalnız değil. Amerika ve İngiltere krizi kazasız atlatabilmek için eş zamanlı önlemler alacaklar. Merkez bankaları, mali piyasalar ve para piyasalarını birlikte düzenleyecekler. Öte yandan Amerikan Merkez Bankası (Fed) geniş yetkilerle donatılacak ve ana düzenleyici ve denetleyici kurum olacak. Yeni düzenlemeyle, Fed, sadece banka sistemini değil, tüm mali kesimi denetleyecek ve yönlendirecek. Fed’ten başlayan bu yeniden yapılanma diğer küresel kurumlara da sıçrayacak. IMF ve Dünya Bankası hem krize yönelik hem de kriz sonrası için önemli değişimler geçirecekler. Dünya yeni bir para sistemine doğru hızla yol alıyor. İngiltere’nin 1931’de altın standardını bırakmasıyla piyasa ekonomisi çökmüştü. Polanyi, ekonomik liberalizmin son kalesinin altın standardı olduğunu, korumacı devletçiliğin buraya saldırarak yeni bir dönemi başlattığını söylüyordu. O günden bu yana çoğu, Amerika’nın ve onun dolarının egemenliğinde geçen “felaketli” günlerin sonuna mı geliyoruz? Bu sorunun yanıtı için henüz erken. Ama gerçekten önemli değişimlerin eşiğindeyiz. Bu değişimi anlayabilmek, burada dünyaya ayak uydurabilmek, bu günleri daha az acıyla atlatabilmek için önemli. Ama Türkiye bunu anlamaktan uzak gözüküyor. Buradaki her direnç, suyun başındakilere değil ama dar gelirli geniş kesimlere yoksulluk olarak geri dönüyor. Dünya bu çalkantıdan daha fazla liberalizmle çıkacak. Şimdi alınan önlemler bunu sağlamaya yönelik. Türkiye’nin buna direnerek attığı her adım ise hepimizi kilometrelerce geriye savuran bir fırtınaya dönüşüyor.

Örneğin IMF ile mayıs ayında sona erecek mevcut 19’uncu stand-by düzenlemesinin yerini nasıl bir programın alacağını umuyorsunuz? Şu kapatma davası öncesi, yaşanılan küresel daralmaya rağmen, IMF ile koşula bağlı olmayan esnek bir anlaşma yapılması umuluyordu. Ama artık bunu geçin. Türkiye’nin, “program sonrası izleme” ya da “ihtiyatlı stand-by” gibi daha rahat hareket edebileceği seçenekler, büyük ihtimalle, rafa kaldırılacak. Sosyal Güvenlik Yasası’nın gevşetilmesine izin verilmeyeceği gibi, verginin tabana yayılması, kamu personel rejiminin rasyonel hale getirilmesi gibi gerekçelerle yeni dolaylı vergiler ve personel alımlarının durması gündeme gelecek. Özelleştirmeler yine “bir an önce olsun” anlayışıyla düşük fiyat-yağma fırsatçılığına kurban olacak. Maliye faiz dışı fazla için kemerleri daha da sıkacak.

Merkez Bankası zaten sıkışmış durumda. Faizden başka bir silahı yok. Yakında yine faiz artırımına gidebilir. İşte o zaman bıçak sırtında olan inşaat, tekstil gibi sektörler yeni bir anaforun içinde kaybolurlar. Şimdi beğenmediğimiz yüzde 4,5’luk büyümeyi mumla ararız. Türkiye’de değişime direnen devlet bir kez daha çalışanları IMF’nin kucağına attı.

Dünya değişime gebe “ilginç zamanlar” yaşıyor. Bize ise felaketli, lanetli günler düşüyor.

Türkiye’de hiçbir zaman seçilmiş hükümetlerle onu seçenler baş başa kalmadı. Seçmen seçtiklerini denetleyip yönlendiremedi. Araya hep devlet girdi. Yine öyle oluyor. Devlet iktidarı AKP’ye bıraksın. Oy verenler oy verdiklerinden her hesabı sorsun. Dünyaya ayak uydurmak buradan başlar.