Isınmanın Yolu Barıştan Geçiyor

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 19-05-2008

0

Cemil Ertem 2008-01-05 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

Kış iyice yerleşti; tabi kışla birlikte artık geleneksel sorunlarımızdan biri olan doğalgaz sorunu da yine kapıya dayandı. Türkiye’nin doğalgaza gereksinimi her yıl katlanarak artıyor.

Doğalgaz sorunu ve bağımlılığı, başından beri hem kaynaklarımızı yağmalayan rantçı bir kesim yarattı hem de geçinemediğimiz komşular için gerektiğinde Türkiye’ye karşı kullanacakları bir silah. The Daily Telegraph, İran’ın Türkiye’ye sağladığı doğalgazı kesmesinin, İran’ın büyük gaz rezervlerini ekonomik silah olarak kullanması korkuları yarattığını yazdı. Bu şimdilik çok doğru değil ama elindeki suyu komşularına karşı bir tehdit aracı olarak kullanmayı hak sayan bir anlayışa karşı İran, zamanı gelince, niye doğalgazla yanıt vermesin.

Ama İran bir yana doğalgazda Türkiye’yi çok önemli sorunlar bekliyor. Olmayan bir kaynağa, çok hızlı olarak, kendimizi bağımlı yaptık. Bakın Türkiye’yi bir köprü olarak Avrupa’ya bağlayacak bütün gaz projeleri tıpkı Türkiye’nin AB üyeliği gibi bir ileri iki geri gidiyor. Eğer bu konuda başından beri yağmacı olmayan, akılcı bir anlayışı benimseseydik şimdi böyle bir sorunumuz olmadığı gibi zengin doğal gaz rezervlerine sahip Ortadoğu, Hazar, Orta Asya’dan AB’ye gaz geçişini yapıyor olurduk. Ama bunu yapamadık. Olmayan bir kaynağı pahalı alıp yağmalayarak rantçı bir sınıf yarattık. Bununla da kalmayıp komşularla düşmanca ilişkiler geliştirip onların eline bir de doğalgaz kozu verdik.

BOTAŞ’ın elindeki bütün doğalgaz geçiş projeleri barışa ve iyi komşuluğa dayanıyor. Örneğin şimdi siz Yunanistan’la, silah tekellerine uyup silah almak için, yeni bir Ege gerginliği yaratırsanız kucağınızda aynı anda bir enerji sorunu da bulursunuz.

Türkiye’nin şu an gaz tüketimi 30,5 milyar metre küp, ama BOTAŞ’ın senaryolarına göre bu katlanarak artacak. 2010 yılında 43, 2020’de 65 milyar metre küp olacak. Ancak arz, yapılan anlaşmaların süresi dolacağı için, giderek düşüyor. 2020 yılında Türkiye yaklaşık 25 milyar metre küp doğalgaz açığı ile karşı karşıya kalacak.

Türkiye bırakın var olan doğalgaz rezervlerini çıkarmayı, doğru dürüst bir depolama tesisi yapmayı bile beceremedi.

G. Doğu Anadolu bölgesinin, petrol ve gaz aramacılığının gerektirdiği modern tekniklerle aranması anlamında, henüz yüzde 20 oranında aranabildiğini, bu oranın gaz üretimimizin tamamını gerçekleştirdiğimiz Trakya bölgesi için yüzde 17 olduğunu artık kamuoyunun bilmesi gerekiyor. Türkiye’nin enerji konusunda komşularıyla akılcı anlaşmalar yapması, var olan rezervlerini ekonomik güce dönüştürmesi barış ve demokrasiden geçiyor.

Yağmacı militarist azınlığın sömürüsünden Türkiye kurtulmak zorunda.

Peki, hep böyle mi olacak bu yağmacı azınlık bizi esir alıp, doğalgaz örneğinde olduğu gibi, çaresizliğe mi mahkûm edecek. Tabi ki hayır, ama ısınmanın da geçinmenin de yolu barış ve demokrasiden geçiyor. Kendi devletini soyup, kaynaklarını yağmalayan, komşularını, silah tekellerinden silah almak için, tehdit eden sonra da “yurtsever” olan bir yükten Türkiye’nin artık kendisini kurtarması lazım.

Bölgesel Eşitsizlik

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-05-2008

0

Cemil Ertem 2007-11-27 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

Gelişmeler gösteriyor ki Türkiye, bölgesel eşitsizliği ve geri kalmışlığı, bütün yönleriyle, bir kez daha tartışma fırsatı bulacak. Ancak bu tartışma, daha öncekiler gibi, çözümleri sonraya erteleyecek şansı bize bırakmayacak.

Bölgesel geri kalmışlık deyince akla gelen iki bölge var tabi: Doğu ve Güneydoğu. Karadeniz’in hatta Ege’nin bile Türkiye ortalamasının çok altına düşen illeri var; ama Doğu’nun makûs talihi çok başka.

Aslında Türkiye hem devletiyle hem de bilgi üreten kurumlarıyla bu makûs talihin nedenini biliyor. Hazine Müsteşarlığı’nın geçen hafta yayınladığı teşviklerin bölgesel kullanımına ilişkin rakamlar değişen hiçbir şeyin olmadığını söylüyor.

Son üç yıla ait rakamlar sanki birbirinin kopyası. Yalnız 2007’de düşüş var. Bunun da nedeni 2007 boyunca çatışmaların yoğunluğunun giderek artması. İki bölgenin teşvike bağlı sabit yatırımlardan aldığı pay yüzde 11,4. Bu oran döviz kullanımında yüzde dokuz, istihdamda yüzde on seviyesinde.

Devlet Planlama Teşkilatı’nın, “Bölgesel Gelişmede Temel Araçlar ve Koordinasyon Özel İhtisas Raporu’nda hem beş yıllık planlar itibariyle hem de bundan sonra gündeme gelecek AB katılım sürecinin etkileri açısından bölgesel geri kalmışlığın nedenleri ve yapılması gerekenler tek tek anlatılıyor. Rapor, bütün planlı dönem boyunca planlarda, bölgesel geri kalmışlığa vurgu yapılıp bölgesel eşitsizliğini giderilmesi için çeşitli araçlar geliştirildiğini yazıyor. Mesela GAP, 1977–1982 yıllarını kapsayan 4. plana önemli bir araç olarak girmiş. Ama bu planda böyle. Uygulamada yâda devletin kırmızı kitabında GAP bir kalkınma aracı olarak görülmemiş, Fırat ve Dicle’yi denetlemek ve bu yolla komşuları tehdit edecek bir savaş aracı olarak görülmüş. Şimdi kimse o kadar da değil demesin. Sonuç ortada.

M.Ö. 1760’da Hammurabi bile Fırat’ın suyunun nasıl kullanılacağını yazmış. Biz binlerce yıl sonra Fırat’ın suyu ile yalnız pamuk yetiştirip, toprağı yok ettik. Suyu yanlış kullanıp toprağı tuza boğduk. Şimdi bölge insanı da GAP’ta boynu bükük öylece duruyor.

DPT, yaptığı analizde bölgesel gelişme için başlıca fırsatları; AB dinamiği, şimdiye kadar yaşanılan deneyimler, teknoloji olarak sıralamış. Tehditleri ise idari ve bürokratik engeller, siyasi irade eksikliği, eğitim ve istihdam politikalarındaki uyumsuzluk olarak belirlemiş. DPT’ye göre, güçlü yönler uzlaşı, yüksek motivasyon, nüfus dinamiği, Sivil Toplum Örgütleri.

Bu bir denklem ve bu denklemin çözümü bize barışı veriyor.

DPT’nin raporu, aynı anda, bir Bölgesel Kalkınma Modeli’ne de işaret ediyor.

Birçok Doğu Avrupa ülkesi Bölgesel Kalkınma modellerini, AB üyeliği ile birlikte hayata geçirmeye başladılar.

Peki, durumları nedir? İyiye mi gidiyorlar yoksa “bir yanları ateş bir yanları buz”; bizim gibi çırpınıp duruyorlar mı? Cuma günü bu sorunun yanıtını arayacağız.