Türkiye yüksek faizle sorunlarını çözemez!

Posted by cemilertem | Posted in Star Gazete Yazıları | Posted on 03-11-2011

0

Biliyorsunuz, Merkez Bankası, 2010 yılının Kasım ayından itibaren, para politikası çerçevesinde iddialı sayılabilecek bir değişikliğe gitmişti.

Doğrusu, Merkez Bankası’nın Erdem Başçı ile birlikte gelen bu ‘iddialı’ değişikliğini ben kalıcı ve güçlü bir adım olarak değerlendirmiştim. Çünkü bu adım aynı zamanda, seçim sonuçlarıyla birlikte gelen yeni siyasi iklime uyuyordu. Bu siyasi iklim, Türkiye’de yeni Anayasa vurgusu ile somutlanan güçlü bir demokratikleşme iradesine, krizin ivmesiyle tutucu merkez Avrupa’nın çözülmesine ve Ortadoğu’da Arap Baharı’na dayanıyordu.

Mart ayı enflasyonu dünya ekonomisi ile bütünleşmeyi işaret ediyor!

Posted by cemilertem | Posted in Türkiye Yazıları | Posted on 05-04-2010

0

800px-world_inflation_rate_20072Aşağıdaki değerlendirme bugün enflasyon rakamları konusunda yapılan bir söyleşinin düzenlenmiş halidir.   

 

Mart ayı enflasyon rakamlarını nasıl yorumluyorsunuz?

 

Mart ayında yıllık enflasyon yeniden tek haneye indi. 13 aylık bir aradan sonra Şubat ayında yüzde 10.13 ile çift haneyi gören Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE), Mart ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 9.56 oranında artışla tekrar tek haneli rakamlara geriledi. Mart ayında TÜFE bir önceki aya göre yüzde 0.58 artarken, Üretici Fiyatları Endeksinde (ÜFE) yüzde 1.94 oranında artış gerçekleşti. Üretici Fiyatları Endeksi’nde yıllık artış ise yüzde 8.58 oldu.

Burada dikkat edilmesi gereken iki nokta var. Birincisi Şubat ayında, yüzde 10,13 ile çift haneye çıkan yıllık enflasyon yeniden tek haneye indi. İkincisi üretici fiyatları artmaya başladı.

 

Dikkat çektiğiniz bu iki nokta ne anlama geliyor?

 

Birincisi Türkiye, fiyat istikrarını yakaladı artık. Tüketici fiyatlarındaki dalgalanmalar geçici oluyor. Yani Türkiye ekonomisindeki fiyat artışları artık dünyadaki fiyat artışlarından kopuk olmayacak. Aslında tüm dünyada tek küresel bir ekonomiye doğru gittikçe, enflasyon farkları azalmaktadır. Haritada bu açıkça görülmektedir. Artık, biz de dünya enflasyonunu takip ediyoruz. Eskiden Türkiye’de enflasyon bırakan çift haneyi yüzde yüzleri bulurken Avrupa’da yüzde iki-üç olarak seyrediyordu. Bu dışa açılmayla birlikte ekonomideki makro dengelerin yerine oturmaya başladığını gösteriyor. İkincisi üretici fiyatlarının artmaya başlaması özellikle sanayideki canlanmaya işaret ediyor. 2007 yılının ortasından itibaren küresel piyasalarda yaşanan enerji ve gıda fiyat şokları nispi fiyatlardaki ayrışmayı hızlandırdı. Küresel piyasalarda başta bakır gibi temel emtiaların fiyatları yüzde 60’lara varan artış sağlarken, gelişen ülke borsaları da paralel bir artış gösterdi. Bu elinde fazlası olan Çin gibi ülkelerin piyasalardan yatırım ve spekülasyon amacıyla emtia toplaması ve yine bu ülkelerdeki ve gelişmiş ülkelerdeki ucuz paranın Türkiye gibi faizlerin görece yüksek olduğu ülkelere gitmeye başlaması sonucu olarak gelişmiştir. 

 

Üretici fiyatlarındaki artışı bu anlamda olumlu bir gelişme olarak mı görüyorsunuz?

 

Evet, bu anlamda olumlu bir gelişme olarak görebiliriz. Üretici fiyatları 14 aydan sonra ilk defa yüzde 8’in üzerine çıktı. Sanayinin iki önemli sektörü, imalat sanayi sektöründe yüzde 1.91, elektrik, gaz, su sektöründe yüzde 1.11 artış gerçekleşti.  Bir önceki aya göre endekslerin en fazla artış gösterdiği alt sektörlerden ana metal sanayi yüzde 9.73 artış gösterdi. Bu bize sanayide göreli bir canlanma olduğunu gösteriyor.

Mart ayında aylık değişim tarım sektöründe yüzde 2.79, sanayi sektöründe yüzde 1.76 olarak gerçekleşti. Tarım sektörü endeksinde, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 9.66, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 22.72 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 7.57 artış gerçekleşti. Sanayi sektörü endeksinde ise bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 3.12, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 5.69 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 0.36 artış gerçekleşti. ÜFE sonuçları sanayinin alt sektörleri bazında değerlendirildiğinde en yüksek aylık artış yüzde 9.73 ile ana metal sanayi alt sektöründe gerçekleşti. Bu artışı anlamlı buluyorum.

Bir önceki aya göre endekslerin en fazla artış gösterdiği alt sektörler, ana metal sanayi yüzde 9.73, kok kömürü, rafine edilmiş petrol ürünleri yüzde 4.49, metal cevheri yüzde 2.75, iletişim teçhizatı imalatı yüzde 2.31, kâğıt ve kağıt ürünleri imalatı yüzde 1.85 alt sektörleri oldu. Buna karşılık bir ay önceye göre büro makineleri imalatı yüzde 8.19, ham petrol ve doğalgaz çıkarımı yüzde 1.45, giyim eşyası imalatı yüzde 1.32, taşocakçılığı ve diğer madencilik ürünleri yüzde 1.10, makine ve teçhizat imalatı yüzde 0.62 ile endekslerin en fazla gerilediği alt sektörler oldu.


2010 yılı Mart ayında ÜFE’de kapsanan 779 maddeden; 178 maddenin ortalama fiyatlarında değişim olmazken, 407 maddenin ortalama fiyatlarında artış, 194 maddenin ortalama fiyatlarında ise düşüş gerçekleşti.

Sonuçta önümüzdeki aylarda tüketici enflasyonu yükselmeyecek ama piyasalar canlanma gözükecek.

İşte İnşaat Sektörünün Panoraması

Posted by cemilertem | Posted in Türkiye Yazıları | Posted on 25-05-2008

0

İŞTE MERAK EDİLEN İNŞAAT SEKTÖRÜNÜN PANAROMASI!
İnşaat ve konut sektörü tük dünyada ekonomilerin sürükleyicisi olarak bilinir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde hızlı şehirleşme, altyapı ve ulaşım sistemlerinin gelişimine bağlı olarak inşaat sektörü çok önemli bir paya sahip olmuştur. Türkiye’de de inşaat ve konut hem bu nedenlerden dolayı hem de konutun bir yatırım ve tasarruf aracı olması nedeniyle dünyanın geri kalanından da önemli olmuş ve hızlı bir gelişim göstermiştir. ABD’den başlayan küresel durgunluğun başlangıcının konut sektörü olması bu sektörün Türkiye’yi de saracak küresel geri gidişe maruz kalıp kalmayacağı sorusunu akla getirdi.
ABD’de son bir yılda konut inşaatları, çok sert bir düşüş yaşayarak yüzde 50’den fazla düştü. Bunu konut satışları da takip edince konut stoku çok hızlı olarak arttı. Şimdi ABD’deki konut fiyatları yüzde 30–40 aşağıda gözüküyor. Buna doların avro karşısındaki düşüşünü de eklerseniz şu an ABD’de konut almanın zamanı olduğunu söyleyebiliriz. Zaten, Avrupalı seyahat firmaları şu sıralar New-York’a emlak turları düzenliyorlar. Avrupalı zenginler, özellikle New-York’tan konut almak için bu turlara katılıyor. Amerikalı iktisatçı Roubini daha henüz konuttaki krizin dibine gelmediğimizi, ABD’deki konut krizinin daha uzun soluklu olduğunu söylerken, bunun Avrupa ve Türkiye’yi de etkileyeceğini söylüyor.
Roubini konut fiyatlarında %20’lik (%30) bir düşüş konut sektörü varlığı/sermayesinde 4 (6) trilyon dolarlık bir düşüşe yol açacağını söylüyor. Bu durumda sadece eşik-altı krediler 2,2 milyona varan ipotekli borç icrasına neden olacak ve eşik-altı kredilerdeki toplam kayıp 400 milyar dolara ulaşacak. Mevcut durumda konut fiyatlarındaki %10’luk bir düşüş, 8 milyon hane halkının konut varlığından zarar etmesi anlamına geliyor (evlerinin değerinin, evler üzerindeki ipotek değerinin altına düşmesi). Bu durum da hane halkının konut kredi borçlarında temerrüde düşmesi olasılığını artırıyor. Konut fiyatlarındaki %20 (%30) bir düşüş 16 (21) milyonun üzerinde hane halkının konut varlıklarından zarar edeceği anlamına geliyor. Böylece finansal sistemde, hane halkının ipoteklerinin gerektirdiği taahhütleri yerine getirememesinden kaynaklanan kayıplar 1 ile 2 trilyon dolara ulaşacak. Bankacılık sistemindeki sermaye büyük bir zarara uğrama riski taşıyor. Bu durumun sistemik bir bankacılık krizine dönüşmesini şimdilik Fed önlüyor. Ancak Fed’in elindeki para politikası araçları da tükendiğinde ne olacağını kimse bilmiyor. Ancak esas korkunun Roubini’nin dediği gibi bunun önce Avrupa’yı sonra da Asya’yı saran topyekûn bir krize dönüşmesi. Tabii bu kötümser senaryo gerçekleşirse baş aktör yine konut ve inşaat sektörü olacak.
İNŞAAT EKONOMİNİN MOTORU(YDU)
Türkiye’de inşaat sektörü aslında konut, inşaat malzemeleri sanayisi ile birlikte ele alındığında istihdam ve katma değer açısından çok önemli bir yere sahip. İnşaat sektörünün katma değer büyüklüğü 20 milyar doların üzerinde. Bu sektörün yurtdışı ve yurt içi pazar büyüklüğü ise 63,7 milyar dolar. Bunun 47,7 milyar doları iç pazar, 16 milyar doları dış pazardan oluşmakta. İç pazarın 27,9 milyar doları konut pazarı, 9,1 milyar doları konut dışı bina pazarı ve 10,8 milyar doları kamu alt yapı inşaat pazarıdır.
Şimdi 2007–2008 aralığında bu rakamlarda düşüşler olacaktır. Çünkü bu rakamlara veri olan 2006 yılında konut sektörünün yan dallarıyla büyümesi 19,4 olmuştur. Durgunluğun yayılması ABD’deki gibi konut balonunun, diğer ülkelerde de sönmesiyle başlayabilir.
Zaten bu, İspanya, İngiltere ve İrlanda’da başladı. Yakında İtalya, Portekiz, Fransa, Türkiye’de konut sektörü ciddi düşüşlere sahne olabilir.
Milli Gelirimizde inşaatın payı 1,6 puan artarak yüzde 4,8’den 6,8’e çıktı. İnşaat sektörü inşaat malzemeleri sanayi ile birlikte, 1990–2004 yılları arasında yıllık ortalama yüzde 2,8 büyümüş. Ancak 2005 ve 2006 büyümesi yüzde 21,5 ve 19,4 olmuş.
Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB) Başkanı Erdal Eren, dünyada yaşanan finansal krizin Türkiye’deki etkilerini gördüklerini söyledi geçen hafta. Eren, “Konut yapıp satan müteahhitlerin elinde çok fazla konut stoku birikti. Konut sektörü yara alacak bu durumdan” diyordu. Ayrıca Eren bankaların artık kredi vermek istemediğini de vurguluyordu.

Bir Model Olarak İrlanda

Posted by cemilertem | Posted in Makaleler | Posted on 23-05-2008

3

ÖZET:

On beş yıl önce İrlanda, yüksek işsizlik, düşük büyüme oranları, yüksek enflasyon, yüksek kamu kesimi borçları ile ekonomik bir başarısızlık örneği iken çok kısa sürede bu imajını değiştirmeyi başardı. Birkaç yıl içinde düşük enflasyon ve işsizlik oranları, çok az miktardaki kamu borçları yanında gelişmiş ülkelerde pek rastlanmayan bir biçimde güney doğu Asya’nınkine benzer yüksek büyüme oranlarıyla ‘Kelt kaplanı’ haline geldi.

İrlanda’nın geçirdiği dönüşüm dikkat çekici oldu. Pek çok zengin ülke benzer bir imaj değişikliğini arzu ettiği gibi Avrupa Birliğine yeni katılan orta Avrupa ülkeleri de İrlanda’nın geçirdiği dönüşümden oldukça etkilenmiş görünüyorlar. (1980’lerde AB’nin en yoksul ülkelerinden biri iken en zenginlerinden birine dönüştü). Bu önemli ve çok hızlı değişimin bir model olabilir mi? Bu çalışma, bu değişiminin tarihsel nedenlerini ortaya koymaya çalışırken, bunun sürekliliğini sorguluyor. Ancak çalışma üç önemli noktaya dikkat çekerek Türkiye dâhil birçok azgelişmiş ülke için bu üç önemli noktanın bir dönüşüm ve sıçrama fırsatı olabileceğini vurguluyor.

Birincisi İrlanda AB üyeliğini çok iyi değerlendirmiştir. Bu değerlendirme yalnızca AB fonlarını etkin kullanma gibi kısa dönemli bir fırsat kazanımı ile sınırlı değildir. İrlanda AB üyeliğini küresel gelişim doğrultusunda değerlendirmiştir. Yani onun altında kalmamış üstüne çıkmıştır. Bu çerçevede bütün dünyada giderek kopan eğitim ile istihdam arasındaki ilişkiyi çok uzun dönemli-kapsamlı bir eğitim reformu yaparak sağlamıştır. Bunun için hem kendi kaynaklarını hem de yabancı kaynakları eğitime ayırmıştır.

İkincisi yeni sermaye biriminin öncü-taşıyıcı sektörlerini yakalamış ve bunları geliştirmiştir. Elindeki eğitim gücünü nitelikli istihdam gücüne dönüştürerek buralarda kullanmıştır. Doğrudan yabancı yatırımları bu yönde çekmiş ve büyümeyi beşeri sermayeye yatırım yaparak sağlamıştır. Yani İrlanda Malthus dengesinden kalkınma dengesine geçmiştir. Bunu da yatırımları teknolojiye –hem iç hem de dış- yönlendirerek ve eğitime çok büyük kaynak ayırarak sağlamıştır.

Üçüncüsü toplumsal uzlaşmayı ve demokrasiyi öne çıkarmıştır. Bu uzlaşma hem sınıfsal hem de ulusal çeperleri olan çok yönlü tarihsel bir mutabakattır. İrlanda bu üç önemli eşiği yakalamış ve uygulamıştır. İşte bu açılardan İrlanda bir modeldir.

Anahtar kelimeler ve kavramlar: Eğitim-istihdam, teknoloji, beşeri sermaye, toplumsal uzlaşı.

ABSTRACT

While Irland was considered as an economic failure with high unemployement, low growth rates, high inflation and high public debts in the late 1980s, it has managed to change this image in a very short period of time. Within a few years it became the ‘Celtic Tiger’, a rare example among the developed countries, which recorded high growth rates similar to the East Asia’s along with low inflation, low unemployment rates and very little public debt.

Ireland’s transformation has drawn attention of the central European countries that joined the European Union recently as well as many rich countries around the world. More particulary, those new members seem to be fascinated by the process. Is this major and fast transformation can be regarded as a model? This paper aims to deal with the historical foundations of this process whereas it also debates on the sustainability of it. The study points to three significant issues and argues that those issues can provide a great opportunity for a major transformation for many developing countries including Turkey.

First of all, Ireland benefited from the EU membership quite well. This is not only about a short-term prospect of the efficient use of the EU funds. Irland has also taken advantage of the EU membership for the purpose of global expansion. To this end, it has achieved to rebuild the relationship between education and employment, which has been neglected around the world, by utilising a long term and comprehensive education reform with the aid of external resources as well as domestic ones.

Secondly, it identified the leading sectors of the new capital accumulation process and developed those. Ireland has attracted foreign direct investments by using a skilled-educated labour force in those sectors. Basically, it has achieved growth by investing in human capital and technology. As a result, Ireland has moved from the Malthus equilibrium to the development equilibrium.

And thirdly, it has emphasised social dialogue and democracy. This is a multidimensional historical consensus which has class compromises as well as being national.

Ireland has managed to pass those three thresholds, and that’s why it is a model.

Keywords: Education-employment relationship, human capital, technology

Dünyanın derdi enflasyon Türkiye’nin derdi Ankara

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 20-05-2008

0

 Öyle görülüyor ki dünya ekonomisi uzunca bir süre enflasyon sorunuyla boğuşacak. Sürekli enflasyon hali sürekli bir dengesizlik halini de anlatır. Önümüzdeki dönem, dünyada ekonomik ve siyasi dengelerin çözüldüğü geçiş dönemi olacak. Bu Türkiye için de böyle. Var olan haldeki bütün dengeler çözülüyor.

Şu an bütün emtia, döviz ve varlık fiyatları bu dengesizliğin bir ifadesi olarak karşımızda. Hiçbir fiyat gerçeği, olması gereken değeri yansıtmıyor, dolayısıyla geçici. Büyüme düşerken enflasyon artıyor. Örneğin İngiltere’de büyümenin 2008’de yüzde 2 civarında olması bekleniyor. İşsizlik her geçen gün artıyor. Ancak gıda fiyatları enflasyonunun da bu yıl yüzde 10’u geçmesi bekleniyor. Dolayısıyla İngiltere’de de Merkez Bankası’nın öncelikli hedefi enflasyon olacak. Öte yandan Amerika’da baş gösteren rahatlamanın geçici olduğu, bunun FED’in piyasalara verdiği likiditenin sonucu olduğu, bankalar arası kısa vadeli borçlanmalarda ve birçok sektörde sorunların devam ettiği biliniyor. FED’in Başkanlık seçimlerine kadar faizlere dokunmayacağı ve temel politikasında bir değişiklik yapmayacağı artık kesin gibi. Avrupa Merkez Bankası’da faizlere dokunmayacak. Avrupa’nın da sorunu giderek düşmekte olan büyüme oranları ve işsizlik.

Kısaca dünya ekonomisi bir stagflasyon sarmalına yakalanmadan bu süreci geçmeye çalışıyor. Ancak krizin stagflasyon temelinde derinleşmemesi Çin faktörüne de bağlı. Çin’deki enflasyon her yerdeki enflasyondan önemli. Çünkü Çin’deki enflasyonun sürekli olması dünyanın Çin’den pahalı mal alması demek. Bu da başta ABD olmak üzere küresel enflasyonu tetikleyecek bir gelişme. Örneğin ABD’nin son dört ayda Çin’den yaptığı ithalatın maliyetindeki artış yüzde 4,1’i buldu. Bu durumda ABD’de Wal-Mart dönemi sona erebilir. Bu perakende devi son çeyrekte karını yüzde 7 artırdı. Ancak bunun devamı gözükmüyor. Ama daha büyük tehlike Çin’in enflasyon karşısında kayıtsız kalmayarak parasının değerini düşürmesi. Çin Yuan’ın AB’nin ve ABD’nin baskısına rağmen revalüasyonuna izin vermiyordu. Ancak enflasyon Çin parasının devalüasyonu üzerinde baskı oluşturuyor.  Nitekim Çin Halk Bankası danışmanlarından Fan Gang, Çin kurunda yaşanacak büyük bir revalüasyonun spekülasyona ve büyüyen bir hasara davetiye çıkaracağını söylemişti. Şimdi yükselen enflasyona bağlı olarak eli daha da güçlendi.

Bütün bu gelişmeleri toparlayacak olursak, kısa dönemde, başta petrol olmak üzere, emtia fiyatlarında düşüş beklememek gerekir. Dünyada enflasyon artacak ve bu artış yeni ekonomik-siyasi dengelerin yaratıcı dinamiği olacak.

Biz 2009 ortasından itibaren, ABD’nin yeni yönetimiyle birlikte, dünya ekonomisinde çok önemli değişikliler olacağını emtia ve varlık fiyatlarının yeni dengesinin bundan sonra oluşacağını öngörüyoruz.  

2009 sonrası ulusal para sistemlerinden tek paraya geçisin başlangıcı olacak. “Küresel Tek Para” sistemine doğru gidiyoruz. Morrison Bonpasse’nin şu sıralar ısrarla savunduğu 3-G yani; Global Tek Para, Global Parasal Birlik ve Global Merkez Bankası kapitalizmin yeni hedefi.

Türkiye, yeni bir dengeye giden bu dengesizlik halinden en çok etkilenecek ülke durumunda. Bu, hem kısa vadede hem de uzun vadede böyle. Örneğin küresel enflasyon en çok Türkiye’yi etkileyecek.

Uzun vadede de en önemli sorun ise Türkiye’nin genç neslini kaybediyor olması.

BETAM’ın  (Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi) yaptığı bir araştırmaya göre 15–16 yaş gurubundaki 6,3 milyon gencin eğitim ve iş durumları korkunç. 1,6 milyon erkek ve 1,9 milyon kız eğitime devam etmiyor. Dünya kendisine yeni bir yol ararken, Türkiye bu gençleri konuşacağına Ankara tezgâhlarını konuşuyor.

Ankara Türkiye’nin karanlık çukuru olmaya devam ediyor.