DEVLETİN KUZGUNLARI, KUZGUNLARIN TEZGAHLARI

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 09-07-2008

1

Türkiye’nin tüm kurumları yenilenecek

1 Temmuz Türkiye için bir milat sayılmalı. Artık herkes bu ülkede demokratik olmayan dolayısıyla meşru olmayan yollarla bir iktidar değişimi olmayacağını anladı. Gerçekten mi; hemen mi; diye sormayın bunun çok güçlü işaretleri var. Geçen aksam Baykal bir televizyon kanalında yarım saat nasıl 12 Eylül mağduru olduğunu, darbeye ne kadar karşı olduğunu anlattı durdu. Burada, oportünizm ölçü olmaz denilebilir; doğru ama başka örneklerde var, onları da yakında göreceksiniz. Çok yakında Türkiye’de hem siyasette hem de ekonomide söz sahibi tüm oyuncular söylem ve daha sonra kurumsal değişime uğrayacaklar.

Share on Facebook

YİNE GECE AMA “YOL” UMUZU GÖRECEĞİZ…

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 04-07-2008

0

Türkiye’nin tarihsel iç temizliği

 

Hala bütün bu olan biteni, iktidar partisiyle onun iktidarına göz diken birtakım güçlerin ya da “muhalefetin” mücadelesi olarak anlayan ve bu anlayış üzerinden politika yapmaya çalışanlar, hiç şüpheniz olmasın, işin içinden çıkamayacaklar. Hem Ergenekon’un kendisi hem de şimdi ona yönelik tasfiye operasyonları yalnız Türkiye’yle sınırlı meseleler değil. Çok yönlü, tarihsel, küresel bir yeniden yapılanmanın tam ortasındayız.

Share on Facebook

Future Piyasalar Ergenekon ve Ötesi

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 30-05-2008

0

Meslektaşım ve mesai arkadaşım Mehmet Sağlam’ın giderek yükselen emtia fiyatlarıyla ilgili önemli bir iddiası ve savı var. Dr. Sağlam, başta petrol olmak üzere birçok emtia fiyatının sanal future piyasalarda belirlendiğini söylüyor. Yani bu piyasalarda olan biten bir monopol-bilgisayar oyunu gibi. Karşılığı olmayan bir parayla(dolar) üretilmeyen malları satın alıyorsunuz. Para bol, mal sıkıntısı da yok. “ Dünyada bir yılda yeraltından çıkarılan altının tamamı 2500 ton, ama future piyasalarda alınıp satılan altın miktarı 100 bin ton. Demirde, bakırda, buğdayda, pirinçte, petrolde durum hep aynı. Elinde para olan herkes üretmek yerine future piyasalarda bir mala kapılanmayı kendine daha uygun görüyor.” [1] Bu soruna kestirme çözüm önerisi ise future sözleşmelerde teminatların artırılması. Ancak teminatların artırılması işin yalnızca bir yanı. Yani sorunun mal fiyatları yanını geçici olarak çözersiniz. Ancak “para” yanı çözümsüz kalır. Dolayısıyla uzun vadede kalıcı bir çözüme ulaşmış olmayız. Ancak yine de Sağlam’ın önerisi Fed’in piyasaya karşılıksız dolar pompalamasından daha sahici. Üstelik Fed’in yaptığı sorunun karşılıksız para yanını çoğaltan bir davranış. Malların fiyatları karşılıklarının tam anlamıyla olmaması nedeniyle de artıyor. Dolar artık bir kriz parası ve bu haliyle devam etmesi çok güç. Bugün emtia fiyatları, onları satın alacak paranın (dolar) giderek düşmesinden dolayı arttığı gibi, üretime dayanmayan spekülasyonlar yüzünden de artmaktadır. İşte istenirse otoriteler Mehmet Sağlam’ın dediği gibi işin spekülatif yanını, teminatları artırarak, hemen önleyebilirler. Ancak bunu yapmıyorlar. Çünkü bugün ikinci bir ekonomiyi ayakta tutmak ve bunu manipüle etmek bu geçiş döneminde önemli bir sermaye birikim aracı.

Share on Facebook

Rusya’mı? Maalesef O’da “liberal”! (2)

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-05-2008

0

Cemil Ertem Taraf Gazetesi Yazısı

Ergenekoncuların Rusya hevesi geçerli mi ya da bizim şimdilik suyun üstündeki kısmını gördüğümüz bu çeteleşmiş yapının uluslar arası bağlantıları var mı? Bugün bu sorunun yanıtını arayacağız. Ama önce, yarın haftaya piyasalar gergin başlayacak; neler olabilir buna bakalım: Cuma günü borsanın satış ağırlıklı bir seyir izlemesinde kapatma davasını Anayasa Mahkemesi’nin kabul edeceği varsayımı etkili oldu. Piyasalar olumsuz olanı satın aldı. Oysa güne Avrupa ve ABD Future piyasasındaki olumlu görünümün desteğiyle yükselerek başlanmıştı. ABD’den gelen haftalık işsizlik başvurularında geçen haftaya göre 9 bin kişi azalış gerçekleşti. Olumlu algılanan verilerle 41590 bölgesini test edildi. Ancak hem ABD’nin aşağı yönü hem de kapatma davasının risklerinin satılmaya başlanması düşüşe yol açtı. Hafta başında Anayasa Mahkemesi davayı kabul etse bile artık çok büyük düşüş beklenmemeli. Çünkü satış cuma gerçekleşti.

Endekste 39600, 37500 ve 36350 destekler olarak verilirken, 41300, 42520 ve 43500 dirençler olarak izlenecek. Dava ret edilirse 43500 üzerinden 45000’e doğru gidilebilir. Aynı şekilde dövizde de 1,2’leri tekrar görebiliriz.

Şimdi gelelim şu Rusya mevzuuna:

Bulunduğumuz coğrafyayı önümüzdeki yıllarda üç dinamik belirleyecek. Birincisi AB’nin genişleme dinamiği, ikincisi ABD’nin yeni konumu ve yapılanması ve Rusya’nın hem bulunduğumuz coğrafyadaki hem de küresel ekonomideki yeni rolü. Rusya’nın yeni yönelimleri Türkiye’yi çok ilgilendiriyor.

Avrasyacı Tezler

Yaşadığımız krizin dünyada ekonomik ve siyasi bir ayrışmayla sonuçlanacağını ve batının alternatifi yeni bir odağın Avrasya bölgesinde şekilleneceği tezi yeni değil. Bu tez, ekonomik gücü ve siyasi geçmişi nedeniyle Rusya’yı merkeze oturtuyor. Ulusalcı ve Avrasyacı tezlerin Şanghay İşbirliği Örgütü’ne kadar uzanıp Çin’i de içine alan versiyonları da var.

Ergenekon operasyonuyla “ bu kadar da olmaz, bunların mutlaka bir dış bağlantıları ya da beklentileri vardır” görüşü gündeme geldi.

Burada “bağlantı” işi biraz zayıf bir ihtimal ama “beklenti” tabii ki doğru. Yaşanılan küresel krizin, ABD’nin gücünü geriletip, tek odaklı bir siyasi ekonomik yapıdan çok odaklı yeni bir yapıya yol açarak sonuçlanacağı, ulusalcı tezleri savunanların ciddiye aldıkları, hatta yaydıkları bir görüş. Burada Türkiye’nin de, başını Rusya’nın çektiği AB ve ABD karşıtı yeni bir merkezin hatırı sayılır bir odağı olacağı iddiası, ulusalcı kanat tarafından oldukça ciddiye alınıyor, hatta geliştiriliyor.

Geçen perşembe Taraf’ta Hakan Aksay yazdı; “ Avrasyacılar Kremlin’i Türkiye’ye karşı kışkırtıyor” diye. Bu Avrasyacılar bizim ulusalcıların Rusya şubesi gibi. Avrasya Hareketinin lideri Dugin, Ergenekon operasyonu olunca bir basın toplantısıyla operasyonu kınamış. Aslında Dugin gibiler tipik marjinal, neo-faşist Rus milliyetçileri. Bunlar Putin’in AB ve ABD’yi dışlayarak Çin, Hindistan gibi ülkelerle birlikte yeni bir odak oluşturma yöneliminin yarım kaldığını iddia ediyorlar. Hâlbuki Putin başından beri, – böyle bir eğilimi varmış gibi görünmesine rağmen- Rusya’nın, AB ve ABD ile yeni ilişkiler geliştirerek, küresel dünyanın güçlü oyuncusu olacağı görüşündeydi. Bunun için hem AB ile hem de ABD ile ilişkilerini hep sıcak tuttu. Hatta ABD’nin Irak ve Ortadoğu yolunu açtı. Zaten bu tercihi Rusya’yı ipten çekip aldı. Çünkü işgal ve ekonomik krizle birlikte artan petrol fiyatları bugün Rusya’yı yeniden güçlü ve sorunsuz bir ekonomi yaptı.

Mafyacı Oligarklardan saygın burjuvalara

1990’ların sonunda, 1998 krizinden hemen önce, Rus ekonomisi hala Sovyet korporasyon sisteminin zararlı kalıntılarını taşıyordu. Bu özellik, el konulan kamu işletmelerini bürokratik mafyanın eline veriyordu. Kamunun yağması veYeltsin dönemindeki daralma ve üretimsizliğin sonucu, uluslar arası piyasalardan borçlanma zorunluluğu olarak kendisini gösterdi. Yani IMF işe başladı.

1990’ların sonunda petrol ve gaz gelirleri GSYİH’nın yüzde 20’sine eşitti. Yaklaşık 70–80 milyar dolar gibi bir değere denk gelen bu meblağ yağmalanan Rus ekonomisinin ihtiyacını görmüyordu. Ve Rusya krizle tanıştı. Ancak krizin asıl nedeni mafyalaşmış bürokrasinin, yağması ve dışarıya sermaye kaçırmasıydı. 1990’lar boyunca her ay yurtdışına çıkarılan sermaye miktarı iki milyar doları buluyordu. Bu yıllık 20–25 milyar dolara denk geliyordu ki; Rusya’nın o zamanki ihracatının yüzde 30’unu teşkil ediyordu. Rusya’dan kaçırılan fonlar küresel sermaye için ucuz kaynak oluşturdu. Bu süreci sanayisizleşme ve oligarşik devletin oluşması izledi.

Rusya Federasyonu’nun, dünya ekonomik sistemine hammadde satıcısı ve küresel sermaye için bir pazar olarak dâhil olması doğrultusunda, devlet yapılanmasının yeniden oluşması gerekiyordu.

Yeltsin’in oligarşik ve bürokratik yağmacı devleti yerini, Putin’in Washington uzlaşısını takip edecek devletine bıraktı. Artık 1998 krizinden hemen önce, yanlış bir zamanlamayla, Moskova’da şube açan Goldman Sachs rahat bir nefes alabilirdi.

Bu tarihten sonra petrol gelirlerinin artması ve batı ile düzenli ilişkiler, tahıl ve sanayi ihracatını da artırdı. Yeltsin döneminde yüzde 50’lere düşen kapasite kullanım oranları yeniden yükseldi.

Öte yandan ABD’nin Irak petrolünü ele geçirme ve Ortadoğu kaynaklarını denetim altına alma girişiminin başladığı andan itibaren, Rus enerji arzının AB için önemi arttı.

Enerji Stratejisi ve Gazprom

Putin Rusya’sı başta AB olmak üzere dünyaya yalnız petrol değil, sanayi ürünleri ve gaz ihracatında da iddialı olmayı hedefledi. Sanayileşmenin, enerji üretiminin ve ihracatının, mali piyasaları derinleştirmekten geçtiğini Putin farkına vardı. Bunun yolu da AB ile ticari ve politik ilişkilerin gelişmesi idi. Bu yüzden 2003’te son halini alan ve 2020’ye kadar sürecek Rus enerji stratejisinde Gazprom ve AB’ye dönük enerji ihracatı önemli bir yer tutuyor. Rusya’nın bu stratejik yönelimiyle AB’nin enerji ihtiyacı örtüşmektedir. Bunun dışında Putin Rusya’sı bu süreçte ABD kaynaklı mali sermayeyle ciddi işbirliği yaptı. Rusya’da sermaye piyasaları son on yılda hem büyüdü hem de derinleşti.

Rusya’nın 2000 – 2020 Yılları Arasında AB’ye Enerji İhracatı*

Enerji Türü

2000

2005

2010

2015

2020

Toplam (milyon tpe)

506

530+

530+

550+

565+

Petrol -ham ve işlenmiş petrol- (milyon ton)

173

160+

155+

155+

150+

Doğal Gaz (milyar m3)

205

245+

245+

260+

270+

Kömür (milyon ton)

17

14 – 18

15 – 20

15 – 21

18 – 20

Elektrik (milyar kWh)

15

22 – 25

30 – 35

35 – 55

40 – 75

Kaynak: Russian Energy Strategy to 2020.

*: (+) tahminî rakamların belirtilenin üzerinde olabileceğini göstermektedir.

Bunun dışında Rusya’nın Güney ve Doğu petrol hatları ve Hindistan, Çin ve Japonya’ya yönelik hattın tamamlanması 2030’u bulacak. Bu hat, 700 milyon ton petrol kapasitelidir. Bu hattın çalışması, birçoklarının sandığı gibi, ABD’den bağımsız olmayacak. Bu hattın tamamlanması için küresel sermayenin finansmanı gereklidir.

Bugün Putin’in seçtirdiği Medvedev, Rusya’nın hem AB ile hem de ABD ile ilişkilerini derinleştirerek geliştirecek. Putin döneminde Rusya yağmacı Oligarklardan saygın burjuvalara giden bir yol izlemiştir. Bu yol zorunlu olarak başka AB olmak üzere finans ve hizmetler alanlarında da ABD sermayesiyle bütünleşmeyi gerektirmiştir. Medvedev’li dönemde Rusya’nın doğrudan yabancı yatırımları çekmede ikinci bir Çin olacağı kesindir. Mayıstaki devir teslimden sonra Rusya’nın liberal politik hattı daha da belirginleşecek. Eğer ABD başkanlık seçimlerinde Demokratlar iktidara gelirse Ortadoğu’nun AB-Rusya-ABD üçgeninde yeniden şekillenmesi kaçınılmaz olacak.

Şimdi neymiş aç tavuk kendini buğday ambarında sanırmış, ulusalcı-darbeciler çok yalnızlar çok. Artık Rusya’ları da yok.

*************************KUTU 1****************************

Gazprom’un bir ayağı AB’de

Gazprom’un %36,81’i tüzel kişiliklere, %11’i yabancı tüzel kişiliklere, %13,32’si RF vatandaşı gerçek kişiliklere ve %38,37’si doğrudan Rus devletine ait. Gazprom bugün Rusya ve AB ilişkilerinde kilit role sahip. Almanya Gazprom’un ortağı gibi.

Enerji kaynağı sınırlı olan Almanya yılda 100 milyar metreküp doğal gaz tüketiyor. Almanya bunun sadece %20’sini kendi üretimi ile karşılayabiliyor. Doğal gaz gereksinimi Almanya’da sürekli yükselen bir çizgi takip ediyor.

Alman firması Ruhrgaz Gazprom’un %6,43’üne sahip. Rurhgaz bu sayede Gazprom’un en büyük iştirakçileri ve en büyük yabancı ortağı konumunda. Gazprom açısından sıcak para ve teknoloji transferi Winterschall AG, Achimgas, Wingas, ve BASF gibi diğer Alman firmaları ve Deutche Bank’tan oluyor. Achimgaz BASF’a ait Winterschall AG ile Gazprom’’un eşit hisse ile kurduğu ortak şirket. Wingaz’da ise Winterschall’ın %65 ve Gazprom’un %35 hissesi var.

Gazprom 2005’te BASF ile Kuzey Avrupa Doğal Gaz Boru Hattı’nın (NEGP) için anlaşma sağladı. NEGP’nin %51’i Gazprom’a ait. BASF ve EON ise %24,5’er hisse aldı. Gazprom Alman firmalarını “stratejik ortak” olarak ilân etti. Öte yandan Gazprom Fransız şirketi Total’le de ortak projeler yürütüyor. Rusya’nın Kuzey Batısındaki Barents denizinde bulunan Stokman doğal gaz sahasının da Total’le ortak.

*******************KUTU2**********************************

AB’ye giden enerji

Dünya enerji üretiminin yaklaşık yüzde 12‘sini Rusya gerçekleştiriyor.
Bugün için Rusya, dünyanın sahip olduğu kanıtlanmış petrol rezervlerinin yaklaşık yüzde 6‘sına sahip. Üretici olarak ise Suudi Arabistan‘dan sonra dünyanın en büyük ikinci petrol üreticisidir. Rusya, iç tüketimde kullandığı üçte birini -ki bu Rusya‘yı dünyanın 5. büyük petrol tüketicisi yapıyor- dışında kalan petrolü ağırlıklı olarak AB‘ye satıyor. Dünyanın kanıtlanmış en büyük doğalgaz rezervleri Rusya‘nın elinde. 2.000–2.300 trilyon metreküp civarındaki bu rezervler dünya toplamının yaklaşık üçte biri Dünya toplam üretiminin yüzde 22‘si Rusya tarafından yapılıyor. Bu üretimin önemli bir kısmı içerisinde Türkiye‘nin de yer aldığı Avrupa‘ya ihraç ediliyor. Rusya‘nın GSMH‘sinin yüzde 25‘ini, İhracat gelirleri ve bütçesinin de yarısını enerji gelirleri oluşturuyor.

Share on Facebook

Geleceğin işaretleri

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-05-2008

0

Cemil Ertem Taraf Gazetesi Yazısı

Bükreş’te yapılan NATO zirvesi beklendiği gibi, soğuk savaşı hatırlatacak, bir ABD-Rusya çekişmesine sahne olmadı. Ama yakın gelecekte dünyanın, hatta AB-Türkiye-Ortadoğu bölgesinin nasıl şekilleneceğinin işaretlerini verdi. Aslında biraz başımızı kaldırıp bu işaretlere bakmayı becerebilsek, şu son bir aydır yapılan tartışmaların ve çekişmelerin nerede, nasıl sonuçlanacağını az çok görebiliriz.

The Independent’den Adrian Hamilton NATO zirvesinde hayal kırıklığına uğrayanlardan. Şöyle diyor: “ NATO, ABD’yi askeri bakımdan Avrupa’ya kenetlemek ve Sovyetler’i dizginlemek bakımından olağanüstü derecede etkin bir örgüt oldu. Fakat geçmişte taşıdığı önem, gelecekteki hedeflerin kılavuzu değil ve bugün ortaya çıkan bütün bu gerilimlerin arkasında NATO’nun neye yaradığının tarifinin yapılamaması yatıyor.” Evet, çok haklı. Özellikle 11 Eylül sonrası Bush ve Blair NATO’yu resmen bir işgal örgütü olarak işlevlendirmek istediler. Ama AB’nin ve Rusya’nın faklı yönelimi NATO’nun bir “anti-terör” örgütü olarak yeniden yapılanmasını önledi. Aynı makalenin sonunda Hamilton çok ilginç bir şey daha söylüyor: “Deniyor ki, NATO olmasaydı, onu icat etmek durumunda kalırdık. Tam tersi doğru. NATO olmasaydı, bu dönemde çok daha farklı bir şey icat ederdik. Afganistan’a illa bulaşacaksak, bunu farklı bir biçimde yapardık. Eski Sovyet cumhuriyetlerindeki demokrasiyi garanti altına almanın aracı olarak AB üyeliğini kullanırdık. Ve bağımsız bir Avrupa savunma gücü oluştururduk. Bükreş’teki korku verici ihtimal şu: Geleceğine dair zor sorularla yüzleşmeden NATO’nun yeni yönlere çekilmesine göz yumarak, bütün bir ittifakın üzerine kurulduğu temeli yıkma tehlikesine giriyoruz.” Hamilton’a teşekkür etmek lazım. ABD başkanlık seçimlerinden sonraki ABD dış politikası ancak bu kadar iyi özetlenebilirdi. Benim iddiam şu: Ukrayna, Gürcistan bizden önce AB üyesi olacaklar. Yani Hamilton’un dediği olacak; AB genişlemesi, NATO’nun da şemsiyesiyle doğuya doğru hızlanacak. ABD, Irak, Afganistan sorunlarını militarizmin batağından çıkarak halletmeye çalışacak. İşte tam burada geleceğin işaretlerini de buluyoruz: “ABD’nin dünya sistemi içindeki hegemonik konumu kaçınılmaz bir biçimde son bulmaktadır. Keza, Wallerstein de, önümüzdeki çeyrek yüzyılın sonunda dünya ekonomisinin büyük “aktörleri” içinde ABD’nin en zayıf konumda olacağını öngörmektedir. Ona göre, yeni bir kutuplaşma sürecinin sonunda Amerika’nın Çin ve Japonya’nın egemen konumda olacakları bir Doğu Asya gruplaşması ile işbirliğine mahkûm olması; Rusya’nın ise Avrupa ile bütünleşmesi beklenmelidir.” Bu Wallerstein yorumu Korkut Boratav’dan. Ayrıca Boratav, Wallerstein’ı 21. yüzyılda yaşayan birkaç bilgeden biri sayıyor.

Şimdi yukarıdaki tespit iddialı, ama son NATO zirvesi ve ABD’den başlayan kriz dâhil, bütün işaretler bu tespiti doğrular yönde. İkincisi bu tespit Türkiye’yi çok ilgilendiriyor. Yani Türkiye için, bu tespitten hareket edersek şu sonuçlar ortaya çıkıyor: 1) AB genişlemesi Rusya’nın da onayıyla ( AB-Rusya şu an dünyadaki en büyük enerji ortaklarıdır. Almanya ve Fransa Gazprom’a proje ve hisse bazında ortaktır.) doğuya doğru hızlanacak. Belki Ukrayna Türkiye’den önce AB üyesi olabilir ama Türkiye’de mutlaka üye olacak. 2) ABD-Türkiye ilişkisi ağırlıklı olarak AB üzerinden yürüyecek. 3) Türkiye, “yaramazlık etmezse” –darbe, hukuk dışı “hukuk” gibi- Irak pazarı ve petrollerinde söz sahibi olacak. 4) Kürt sorunu, Kıbrıs sorunu bu çerçevede çözülecek.

Kapatma davası, Ergenekon vb işleri mi soruyorsunuz? Geçin onları bitti o işler. Hamilton ne diyordu? “Geleceğe ait zor sorularla yüzleşmeden bu günün adımlarını atamazsınız.”

Share on Facebook