Molozluk Halleri Üzerine…

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 27-05-2009

0

Artık bütün bu yaşadıklarımızı yalnızca kriz olarak niteleyemeyiz. Bu büyük bir dönüşüm.

20. yüzyıl uygarlığı bütün kurum ve yapılarıyla geride kalıyor. Ama 21. yüzyıl, 20. yüzyıl modernleşmesinin artığı olan kurumları ve onların ürettiği düşünceleri daha bir süre misafir edecek. Yaşadıklarımız bize bunu gösteriyor. Mesela, şu mayınlı arazi tartışmaları akla zarar! Bu da oldu; sınır bekçisi “sol” mayınlı arazilerin iktidar tarafından uluslararası şirketlere ya da İsrail’e peşkeş çekilmek istendiğini iddia etti. Bu peşkeş işleri olduğu zaman İsrail’in de mutlaka olması gerekir zaten. Mayınlı arazilerin peşkeş çekilmemesi gerekir; bence mayınlardan temizledikten sonra peşkeş çekelim. Ama işin güzel tarafı zaten Suriyeli köylüler Türk sınırındaki mayınlı arazileri temizlemiş ve çoktan beri tarım yapıyorlar. Yaklaşık 250 bin dönümlük Türk tarafında, Suriyeli köylüler, pamuk, zeytin, domates, salatalık, organik sebze yetiştiriciliği yapıyorlar. Sınır taşlarının zeytinlikler ve bağlar arasında kaybolduğu söyleniyor. Türkiye’nin atıl bıraktığı arazilerde, Suriyeliler 40 yıldır ekim yapıyor.

Demek ki sorun yalnız kimlik sorunu değilmiş!

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 08-05-2009

1

Türkiye bu katliamdan sonra kendi doğusunu daha fazla konuşmaya başlayacak. Çünkü dünya Türkiye’nin doğusunu, bundan sonra, en az Türkiye kadar konuşacak.

Ama iki-üç gündür süren teşhise yönelik tartışmalar gösteriyor ki; Türkiye hâlâ sağıyla, soluyla bu büyük sorun konusunda, asgari düzeyde de olsa toplumsal bir mutabakat sağlamaktan çok uzak. Oysa şu tespit çok önemli: “Türkiye’nin doğusunda kapitalist üretim ilişkilerinin geliştirilmesi başından beri engellenmiştir. Türkiye’de bölgesel geri kalmışlık, ağırlıklı olarak, yönetenlerin, bölgedeki yarı feodal-militarist yapıları korumasına bağlıdır.” Yani Doğu’daki feodalizmin çözülmemesi, başından beri, resmî bir devlet politikasıdır.

Asker-sivil bürokrasinin 1960’lara kadar en önemli iktidar ortağı, Doğu’da aşiret olarak örgütlenmiş yarı-feodal yapılardı.

SON SANAYİ ÜRETİMİ DÜŞÜŞÜ ÜZERİNE

Posted by cemilertem | Posted in Finans Politik, Türkiye Yazıları | Posted on 13-02-2009

0

 

 

sa ve Orta Dönemde Yapılması Gerekenler

Sanayi üretimindeki düşüş önümüzdeki aylarda sürecek mi?  Bu sorunun yanıtı bize Türkiye’nin krizden ne ölçüde etkileneceği de verecek. Ancak şu gerçek ki Türkiye’nin potansiyel büyüme hızıyla gerçek büyüme hızı arasındaki fark giderek açılıyor. 

Türkiye’de emek verimliği sürekli arttığı halde içerilmiş teknolojiye dayalı ve istihdam yaratıcı büyüme gerçekleşmemektedir. Nitekim son 6 yıldaki büyüme emek verimliğine ve küresel sermaye girişlerine bağlı olarak gerçekleşmiştir. Burada sermaye verimliliği -ama giderek azalan oranda- gerçekleşmiştir. Sermaye yatırımlarının marjinal verimliği, teknoloji verimliliği ile desteklenmediği için, giderek düşmektedir. Ancak burada vurgulanması gereken bir diğer önemli noktada sermaye mallarında ithalata dayalı çizginin hala kırılamamış olmasıdır. Burada iki önemli değişkene dikkat çekmek isteriz: Birincisi tasarruf oranıdır. Bu yüzde 16 civarındadır. Oysa gelişmekte olan Asya da bu oran yüzde 30–40 arasında değişirken, OECD ortalaması da yüzde 23’tür. İkinci önemli değişken sermaye/hâsıla rasyosudur. Bu oran, sermaye stokunda oluşan değişimin toplam üründe ortaya çıkardığı artışı bize verir. Türkiye’de bu oran yüzde 2,5 civarındadır. Şimdi Türkiye’nin istihdam yaratıcı sürdürülebilir bir büyüme yaratması için sermaye/hâsıla katsayısını yükseltmesi (en az yüzde 5 civarı) ve tasarruf oranının artması gerekir. Şimdi bunu küreselleşme döneminde ve açık bir ekonomide nasıl sağlarız? Bunun için Türkiye’nin kriz sürecinde en çok etkilenecek sektörleri ayakta tutmaya çalışarak sermaye verimliliği yüksek üst teknoloji sektörleri desteklemesi gerekecektir. Yaptığımız çalışmada imalat sanayi ve alt sektörlerde krizden en çok etkilenecek sektörleri saptadık. Buna göre:

İktisat Politikası Değişirken…

Posted by cemilertem | Posted in Finans Politik | Posted on 06-06-2008

1

İktisat politikası değişikliği, Anayasal Faşizm ve diğer “Sol”

 

Merkez Bankası yapması gerekeni yaptı.  Enflasyon hedefini revize etti. Şimdi burada tartışılması gereken-bence- Merkez Bankası’nın bir önceki hedefi ya da para politikası değil. Zaten ortada derinliği olan, şimdiki küresel şokları karşılayacak bir para politikası demeti olduğunu kimse söyleyemez.  Burada tartışılması gereken AKP iktidarının 1. ve 2. dönemi arasındaki iktisat politikası farkı bence. Bu fark aynı zamanda iki dönem arasındaki siyasi farka da tekabül ediyor. Tabii iki dönem arasında bir diğer önemli farkta küresel dalgalanmanın şiddeti ve petrol- emtia fiyatlarındaki sıçrama.

Birinci AKP iktidarının programı üç temel belgeye dayanmaktaydı. Bunlar 16 Kasım 2002 Acil Eylem Planı, 58. ve 59. hükümet programlarıdır.

Acil eylem planında, doğrudan yabancı yatırımların özendirileceği, özelleştirmelerin kurumsallaştırılarak hızlandırılacağı, verimliğin öne çıkarılacağı, kamu mali yönetiminin yeniden tesis edileceği vurgulanmaktaydı. Birinci AKP iktidarı, acil eylem planında söz edilen bu uygulamaları “başarıyla” gerçekleştirdi. 58. ve 59. hükümet programları ise aşağıdaki temel yapılanmayı hedeflemekteydi:

GAP’ın Başarısı Devlete değil, Halka Malolmasına Bağlı

Posted by cemilertem | Posted in Alternatif İktisat | Posted on 02-06-2008

0

GAP’IN BAŞARISI DEVLETE DEĞİL, HALKA MALOLMASINA BAĞLI

GAP Türkiye’nin en çok tartıştığı, uzunca bir süre daha tartışacağı önemli bir proje. AKP iktidarının da en iddialı çıkışı GAP’ta oldu. GAP paketi, hükümetin Kürt sorunu ve bölgesel eşitsizlik konusunda attığı en önemli adımlardan biri sayılmalı. Ancak bu adıma birçok açıdan itirazlar geliyor. En önemli itiraz da bu paketin, alışıldık bir seçim paketi olduğu, sıkışan AKP’nin yerel seçimlere yönelik bir manevrası olduğu, hatta kapatma olursa olası bir erken genel seçimde eline geçireceği bir koz olacağı yönünde. Hatta hükümetin bu paket yüzünden IMF ile yapılması gereken stand-by sonrası yeni “durumu” bağlamadığı konuşuluyor.

Ancak GAP’ın tarihine baktığımızda bunun hükümetler üstü bir “devlet” projesi olduğunu görüyoruz. Aslında GAP’ın hikâyesi 1938′lere dayanır. 1938 yılında Keban boğazında jeolojik ve topografik etütler, baraj yapılması amacıyla, yapılmaya başlanmıştır.

Elektriğin önemi ve kalkınmanın onsuz olmayacağını, o yıllarda Yalnız Sovyetlerde değil, Türkiye gibi geç uluslaşma çabasında olan ülke yönetimlerinin de ilk hedefiydi. Elektriğin milli sınırlar içinde her yere ulaşması ulus-devletin ulusal pazarı oluşturmak için yapması gereken ilk işti. Ancak Fırat ve Dicle’ye rağmen, hem politik tercihler hem de bölgesel eşitsiz kalkınmanın doğası gereği doğunun elektrifikasyonu 1950′li yıllarla sarktı.

1950 – 1960 yılları arasında gerek Fırat gerekse Dicle üzerinde Elektrik İşleri Etüd İdaresi tarafından sondaj çalışmalara hız verildi. Demirel’i var eden Devlet Su İşleri de 1954 yılında kuruldu.

Dicle ve Fırat havza çalışmaları ve baraj projeleri o yıllarda şekillenmeye başlamıştı. Ancak bölgede ta başından beri var olan toprak dağılımını dolayısıyla sosyo-ekonomik yapıyı değiştirecek bir adım atılmamıştır.

Bölgenin elektirikifasyonu ile ilgili adımlar ve bölgenin sulu tarıma açılması projeleri dolayısıyla GAP, 1970′lerin sonunda gündeme geldi.
Devlet, hükümetler üstü olan bu projeyi bölgede hiçbir zaman yapılmayan toprak reformunun yerine ikame ederken asıl olarak projeye, bölgenin ekonomik ve siyasi olarak denetiminin bir aracı olarak bakmıştır. Böyle olunca GAP’ın işlevinden çok propogandif yanı öne çıkmış, çok konuşulmuş, çok yazılmış ama doğunun makûs talihini düzeltmemiştir.