Kıtlık ve karaborsaya doğru…
Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-05-2008
0
Cemil Ertem Taraf Gazetesi Yazısı
İki temel alanda kaçınılmaz bir anaforun içine yuvarlanmak üzereyiz. Konut ve gıdada baş gösteren küresel krizin kökeni aynı. Ekonominin bu iki temel alanı dünyada sonu belli olmayan bir krizin işaretlerini veriyor. Bu durum en çok bizim gibi kötü yönetilen, nerede duracağına karar verememiş ülkeleri etkileyecek. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Organizasyonu (FAO) verilerine göre gıda fiyatlarındaki artış bir gıda krizine yol açacak kadar ciddi. Bu artış, 2002 yılından beri sürüyor. FAO verilerine göre, son bir yılda süt ürünleri fiyatları yüzde 80, tahıl ürünleri de yüzde 42 arttı. Türkiye’de ise pirinçten mercimeğe son altı ayda ortalama fiyat artışı yüzde 100’ün üzerinde. Çin, Hindistan, Vietnam dışarıya ürün satmıyor, tam aksine talep ediyor. Fiyatlar günlük olarak artarken, spekülatörler devreye giriyor, toptan gıda firmaları batmak üzere. Yakında karaborsa başlayabilir.
Bu noktaya gelmemizde iki temel neden var: Birincisi, Dünya Ticaret Örgütü eliyle, seksenli yılların başından beri, yürütülen azgelişmiş ülkelerde tarımın ve doğal kaynakların yağmalanmasına, yok edilmesine yol açan küresel politikalar. Dünyanın geri kalmış bölgelerinde tarım ve tarımsal alanlar alternatifsiz yok edildi. İkincisi, aynı süreçte, doğanın tahribatına bağlı küresel ısınma ve genetiği değiştirilmiş ürünlerin (GDO) ortaya çıkması. Aslında bu iki neden de birbirine bağlı. Tarım ve köylülük bu küresel dönüşümden önce, azgelişmiş ülkelerin yönetici sınıflarınca, geri kalmışlık ve buna bağlı iktidarları sürdürmenin aracı olarak kullanıldı. Zaten tarımı ve doğayı yok eden neoliberal politikalar da meşruiyetlerini buradan aldılar. Şimdi OECD başkanı Gurria, gıda fiyatlarında ki artışın süreceğini ve bunun fakir ülkeler için bir dram olduğunu kabul ediyor. Bu ülkelerin ellerinde ihraç edilecek yalnız GDO’lu ürünler var. Onlara da Meksika, bazı Afrika ülkeleri ve AB üyesi 27 ülke kota koymuş durumda.
Bütün doksanlı yıllar boyunca, düşen kar oranlarını, telafi etmek için şişirilen finans piyasaları balonunun sonrasında devreye giren yüksek faiz ve yüksek petrol fiyatlarının patladığı yerdeyiz şimdi. Gıda kıtlığına ilişkin senaryoların altında yüksek petrol fiyatlarının tahribatı soluk alıyor. Biyoyakıt çılgınlığı, 100 dolarlık petrole alternatif arayışlarının sonucu olarak ortaya çıktı. ABD’de üretilen mısırların dörtte biri biyoyakıt için kullanılıyor.
Peki, küresel finans piyasalarında her yatırım aracının sırayla kaybettiği şu günlerde kaybetme sırasına girmeyen yatırımlar hangileri? Tabii ki, mısır, soya fasulyesi, pamuk. Son üç yılda Avrupa’nın en iyi şirketlerinin izlendiği FTSE endeksi yüzde 36,6 getiri sağlarken, tarımsal emtia fiyatları, aynı süreçte, yüzde 55,3’lük kazanç sağladı. Tahıl ve et karın doyurmaya değil, spekülasyona yarıyor.
Şimdi hiç kimse geliri, nüfusu artan Çinlilerin ve Hintlilerin daha fazla et, tahıl talep ettikleri için, gıda fiyatlarının yükseldiğini ve yalnızca buna bağlı gıda krizi yaşadığımızı söylemesin.
Burada tabii acı bir şey daha söylemek gerekiyor: Brezilya, Çin’in tahıl ve soya fasulyesi ihtiyacı olacağını gördü. Arjantin’de dünyada Çin gibi ülkelerin et talebini sıçratacağını biliyordu. Bu iki ülke tarım ve hayvancılığı ne geçmişteki gibi yağmaladılar ne de, tam anlamıyla, tasfiye ettiler. Bu iki ülke dış ticaret fazlası veriyorsa bu öngörüye bağlı politikaların bunda payı var.
Türkiye ise hep kırk katır ya da kırk satır dedi. Şimdi darbe ya da neoliberal açmaz arasında kıvranıyor. Üç tarafı denizlerle çevrili, verimli ovalar, nehirlerle dolu bir ülkede yakında gıda ve su kıtlığı çekeceğiz.
Yeni bir şeye ihtiyacımız var; başka bir şeye.

