Bu Avrupa gidici… Türkiye karar vermeli…

Posted by ertemcemil132 | Posted in Star Gazete Yazıları | Posted on 09-11-2011

0

4 Kasım 2011

Geçen sene bu zamanlar Seul’deki G-20 zirvesinde, başta IMF olmak üzere, küresel finansal kurumların yeniden yapılanması, ülkelerin krizin daha fazla derinleşmemesi için rekabetçi devalüasyonlardan kaçınması ve bir kriz hastalığı olarak kabul edilen korumacı önlemlere gidilmemesi ele alınmıştı. Aslında küresel krizin ortaya çıktığı 2008 yılında da Washington’da yapılan G-20 zirvesinde acil finansal reformların yapılması çağrısı yapılmış ve bu çağrı 2009 ve 2010’daki zirvelerde bıkmadan yinelenmişti. Şimdi Cannes’da ise artık pelesenk olmuş bu ‘yeniden yapılanma’ tekrarları dışında karşımızda devasa bir Avrupa krizi var ve bu kriz giderek ekonomik olmaktan çıkarak siyasi bir tarafa doğru hızla yuvarlanıyor. Yunanistan’da hükümetin aldığı karar, hiç şüphesiz, krizin bu siyasi yanını tüm açıklığı ile ortaya çıkarmıştır. Ama aynı zamanda Yunanistan, aldığı bu kararla, Merkel ve

Meğer ‘twist’ bir savaş dansıymış

Posted by ertemcemil132 | Posted in Star Gazete Yazıları | Posted on 03-11-2011

0

Amerikan Merkez Bankası’nın (Fed) ‘twist operasyonu’  kararı dolardaki değerlenmeyi tetikledi. Bizce doların bu tür operasyonlara değerlenme sürecine girmesi insanlığın önüne ekonomik krizden çok daha büyük bir tehlike koyuyor. Nasıl mı; bunu anlatmak için, izninizle biraz geriye gidelim.

Fed, bilânçosunu büyütmeden, yani parasal genişlemeye gitmeden, faiz oranlarını, uzun dönemde aşağıda tutmak için bu yolu seçti. Bu yol, aynı zamanda,  temel emtialardaki fiyat köpüğünü alıyor ama doları da gereksiz yukarı sıçratıyor. Ancak bu bir tercih, peki tehlikeli bir tercih mi; bizce doların değerli kalmasında ısrar edilirse tehlikeli.

Şimdi Fed’in 400 milyar dolarlık uzun vadeli tahvil alımı, yüksek faiz beklentisini kıracak. Tabii daha da önemlisi, inşaat sektöründen başlamak üzere, ABD’deki sürükleyici sektörler, hem enflasyon hem de faiz yönünde önlerini görebilecek ve yatırım/borçlanma sarmalından çıkışın dinamiklerini yakalayabilecekler. Ama… Bu işin aması tarihin loş koridorlarında gizli.

İşin ilginç tarafı şu ‘twist operasyonunun’ 1961’de J.F. Kennedy zamanında da yapılmış olması.  Kennedy ile Obama arasında da bence önemli bir tarihsel benzerlik var. Her iki ABD Başkanı da hem dünyanın hem de ABD’nin içinde bulunduğu sıkışmışlık durumunu aşmaya çalıştı. Kennedy, yapmak istediklerini yapamadı; izin vermediler ve soğuk savaş daha da keskinleşerek devam etti. 1961’de Fed ‘twist’ operasyonu yaptı çünkü ABD, yine bugünkü gibi, durgunluğun pençesindeydi ve o zaman dolar altına bağımlı olduğu için ülkeden altın çıkışının önüne geçilemiyordu. Doların değer kaybı ABD’yi geriye götürdüğü için bu, doğrudan bir siyasi egemenlik sorunu da yaratıyordu. Bu operasyonla Fed, uzun vadeli faiz oranlarını aşağıya çekerek, demir-çelik, silah sanayi, inşaat ve petro-kimya gibi geleneksel sektörleri rahatlatmış ve dolardaki değer kaybını önlemişti. Ama bu sektörler bu basit swap operasyonuyla yetinmediler. Kennedy’nin Silikon Vadisi sektörlerini destekleyen ve soğuk savaşın önüne geçecek yaklaşımları, militer-sınaî kompleksin yoluna konulmuş bir taştı. Tabii twist operasyonunun siyasi olarak tamamlayan operasyon Kennedy suikastıydı. Bugün çok farklı bir ekonomik ve siyasi paradigma var karşımızda. Ancak, ABD’de faiz oranlarının düşmesi, ‘eski’ militer-sınaî sektörlerin yeniden hayat bulmasına yol açacaksa bu, aynı zamanda Obama’nın seçimleri kaybetmesi anlamına gelir.

Dolar ne için ve ne zaman değerlenir?

Bakın,  ABD,1973’te düşen kâr oranlarının ve kendini yenileyemeyen imalat sanayinin yeniden ayağa kalkması için 1985’te doları, Japon Yeni’ne ve Alman Markı’na karşı devalüe etti.

Bu operasyon ABD’de imalat sanayi kârlılığını on yıl boyunca, yani 1995’e kadar, olağanüstü artırdı. Brenner, bu artışın yüzde yetmişleri bulduğunu yazar. Bu süreç iki önemli sonuca yol açtı; birincisi: ABD’de, mali olmayan kurumsal kârları en az yüzde 20 civarında artırdı. Ama bu sonuç, Avrupa ve Japonya’yı durgunluğun kucağına itti.

Bu durumun çok geçmeden bir bumerang gibi dönüp tekrar hegemonyanın sahibi ABD’yi vuracağını Greenspan gördü. Böylece ABD, 1985’te yaptığının tam tersini yaptı. Yani doların değerini yükseltti. (Ters Plaza anlaşması) 1995’te, yen kuru 79 dolara yükselmişti.

Tam burada ABD, Demokrat bir başkanın ve Greenspan’ın yapmaması gereken her şeyi yapmaya başladı. Çünkü karşılıksız ama değerli dolar dönemi başlamıştı. İşte burada ikinci önemli sonuca geliyoruz. Bu, çok açık olarak neo-con iktidarı olacaktı. Çünkü değerli dolar iki şekilde olur; birincisi ekonomik ve teknolojik üstünlük, ikincisi de siyasi üstünlük. 1995’ten sonra birincisi küresel kapitalizmin selameti için terk edildiğine göre, ikincisi devreye girecekti. Böylece Bush dönemi başladı. Bush döneminin asıl başlangıcı tabii ki, yukarıda anlattığımız, ters plaza durumudur. Yani doların revalüasyonunun olduğu 1995 yılı. Peki, şimdi Obama iktidarı acaba bu operasyonla, doların gereksiz değerlenmesine izin vererek Kennedy ve Clinton’un yaptığı hatayı mı yapıyor?  Bunu zaman gösterecek; çünkü bu operasyon grafikte görüldüğü gibi, 2008 kriziyle aşırı şişen temel emtia fiyatlarında bir gerilemeye yol açacak ve buradaki spekülasyonlara, doları öne çıkararak, bir müddet son verecek. Ama temel emtialardaki fiyat şişkinliğinin doları değerlendirerek aşağı çekilmesinin bedeli insanlık için çok ağır olabilir. Çünkü doların ekonomik karşılığı yoktur; nihai siyasi karşılığı ise savaştır.

ABD Seçimleri Piyasaların Miladı Olacak Mı?

Posted by ertemcemil132 | Posted in ABD, Kriz, Küreselleşme | Posted on 19-05-2008

0

Dünya 2008 sonunda yapılacak ABD başkanlık seçimlerinden sonrasına hazırlanıyor. Dünya ekonomisi ABD’deki kan değişimi ile birlikte yoluna nasıl devam edecek; Türkiye bu değişimden nasıl etkilenecek. Bu soruların cevapları ile ilgili bir yolculuğa hazırmısınız?

Dünya önümüzdeki yıldan itibaren çok önemli değişimlere gebe. Rusya’da ve ABD’de 2008 yılı içinde ve sonundaki seçimler birçok dinamiği harekete geçirecek ve değiştirecek. Türkiye, AB ve Ortadoğu’da da taşlar yerine oturmaya başlayacak. Biz bu yazıda geçen yıl başlayan ve önümüzdeki yılsonuna doğru daha da belirginleşecek değişimleri ele alacağız.

En önemli tarihlerden biri 2008’in kasımı bu tarihte Amerika’da başkanlık seçimleri olacak. Bu tarihi dünyadaki makro ekonomik dengelerin değişmeye başlayacağı milat saymak abartılı bir yaklaşım değil. Amerika’da büyük olasılıkla Bush iktidarı, yerini Demokratlara bırakacak. Bu değişim ilk önce ABD’nin dış politikasını ve buna bağlı dinamikleri etkileyecek. ABD’deki olası değişimin ikinci istasyonu ise ekonomi. Yüksek faiz, karşılıksız ama güçlü dolar politikası resmen sona erecek. ABD, kamu açığını ve dış açığını azaltmak için parasının gerçek değerine dönmesini isteyecek. Bunun için de mali yapısını ve öncü sektörlerini güçlendirmek için bir başka yol açacak. ABD’de teknoloji sektörü ve mali sektörler Clinton dönemindeki parlak günlerine dönme işaretleri verirken, Çin’de ucuz işgücü ve düşük yuan devrini bitirecek(mi?) Eğer böyle olursa bunun dünya ekonomisine olumlu etkileri orta vadede görülecek.

Küme Düşüyoruz…

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 19-05-2008

0

Cemil Ertem 2008-01-11 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

Her şey geçen sene mart ayında başladı.

Geçen sene mart ayında Hong Kong’daki bir konferansta Greenspan bir konuşma yaptı. Burada ABD ekonomisinin yılsonunda durgunluğa girebileceğini ima etmedi, açıkça söyledi.

Aynı gün Çin hükümeti, 2006’da yüzde 130,4 değerlenen Shangay Borsası’nda ki şişkinliğin devamından duyduğu endişeyi piyasa diliyle değil de “Merkez Komite” diliyle anlatınca ilk önce mortgage krizine sonra da bugünlerde resesyon dediğimiz sürece girdik.

Greenspan, ABD’nin bu açıkla ve bu açığı doğuran değerli dolarla devam etmesinin dünya ekonomisi için maliyetinin çok fazla olacağını Fed’in başından ayrılırken de söylemişti.

Greenspan’ın tezi şuydu: “ABD artık tek başına hareket edemez. Bu yüzden sürekli açık vermesi ve bunu faizleri yüksek tutarak karşılıksız dolarla finanse etmesi sistem için tehlikeli. Yüksek faiz, karşılıksız ama değerli dolar sistem için tehdit. Aynı şekilde Çin’de de baskılanmış ucuz işgücü, değersiz yuan ve biriken ama işe yaramayan dolarlar bir saatli bomba. Çin sonsuza kadar karşılıksız dolar biriktiremez. Bu çökecek ve hepimiz altında kalacağız.”

Henüz altında kalmadık ama kalmak üzereyiz. Merrill Lynch, ABD’de resesyon başladı teşhisini koydu bile. Ama zaten Merrill Lynch, daha önceki değerlendirmesinde, ABD için 2008’de mütevazı bir büyüme beklerken, Fed’in durumu idare etmek için 2009′un ortalarına kadar faizleri yüzde 2′ye çekeceğini söylüyordu. ABD’de büyümenin yarım puan bile düşmesi dünya ekonomisini çok etkiler. Hele büyüme yüzde 1’lere düşerse ve süreklilik kazanırsa faizlerin inmesi de bir işe yaramaz. Ancak tahminler şimdilik bundan uzak olduğumuz yönünde. ABD büyümesinin yüzde 1,4’e kadar inebileceği ancak küresel büyümenin yüzde 5,6 seviyelerinde olacağı öngörülüyor.

Son Dünya Bankası raporu da bu yönde.

ABD’deki daralmanın aslında bir makas değişimi olduğu ve önümüzdeki iki yıl süreceğini söyleyebiliriz. Bu daralmayı şimdilik Çin, gelişmekte olan Asya telafi edecek. Böylece ABD kaynaklı küresel dengesizlikler bir ölçüde çözülmüş olacak. Ama sorun bizim gibi ülkeler için burada bitmiyor. Dünya Bankası raporu Türkiye, Macaristan ve Arnavutluk’un Avrupa ve Orta Asya’daki büyüme düşüşlerinden 2008’de sorumlu olacağını söylüyor. Ayrıca raporda Güney Afrika, Latin Amerika ve Türkiye’nin içlerinde bulunduğu grubun doku mühendisliği, kuantum şifrelemesi, bilgiye her an ulaşım gibi üst düzey teknolojileri uygulayamayacağı belirtiliyor. Türkiye teknoloji üretme ve bunu etkin kullanmada Çin, Rusya ve Doğu Avrupa’dan geri kalacak.

Sonuç olarak, ABD’deki daralmayı gelişmekte olan Asya, petrol zengini Rusya, teknoloji geliştiren Avrupa ve Hindistan telafi ederken açık verip başkasının parasıyla büyüyen ve durmadan borçlanan Türkiye gibiler teknoloji üretemedikleri gibi dünyanın ürettiği teknolojiden de giderek uzaklaşacaklar.

Dünya ABD’den başlayan bir makas değişimine gidiyor. Bu değişim dünya ligini de belirleyecek. Yine küme düşmek üzereyiz.

Mayın Tarlası

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-05-2008

0

Cemil Ertem 2008-03-04 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

Yeni dönemin ipuçları ortaya çıkmaya başladı. Mesela Stiglitz çoktan beri Bush ve ekibinin yanlışları üzerine konuşuyor. Hatta geçenlerde daha da ileri giderek Amerikan ekonomisinin geldiği noktada Greenspan’nin de payı olduğunu söyledi. Aslında doğru da söylüyor. Çünkü Greenspan başından beri yüksek faiz ve karşılıksız dolarla beslenen bir “Daimi Savaş Ekonomisinin” gitmeyeceğini biliyordu. Ama buna uzunca bir süre göz yumdu. Daimi Savaş Ekonomisi kavramı ilk kez 1994 yılında Walter Oakes tarafından kullanıldı. Bu kavram, Askeri Endüstriyel Kompleksi (AEK) öne çıkararak, ikinci savaş sonrası geliştirilen “ ileri savunma doktrini”nin yeni döneme uyarlanmasını anlatıyordu.

Bunun kısa ifadesi, deniz aşırı Amerikan müdahaleciliğin “Washington Konsensüs”’ünü gerçekleştirmek üzere yeniden ayaklanmasıydı.

Aslında bu durum “sürdürülebilir” ve rasyonel bir yapıyı bizim önümüze koymuyor. AEK ekonomisi yalnız savaş dönemlerini değil, barışçı dönemleri de kapsıyor ve kaynakların rasyonel dağılımını önlüyor. Bu ekonominin çıkmaz bir sokak olduğunu dünya şimdilerde anladı. Stiglitz, “Irak üç trilyon dolara mal oluyor; biz bu parayla hem Irak’ı savaşsız yeniden yapılandırırdık hem de sorunlarımızı hallederdik” diyor.

Amerika, bugün “gelişmekte olan ülkelere”yapılan silah satışının yüzde 40’ını sağlıyor. Yine Amerika kendisinden sonra gelen 27 ülkenin toplam askeri giderlerine eş miktarda askeri harcama yapıyor.

Rakamlar dudak uçuklatıcı: Askeri harcamaların ABD bütçesindeki çıplak büyüklüğü 400 milyar dolar seviyesinde. Buna askeri Ar-Ge, faiz, sosyal güvenlik gibi ekler binince rakam ikiye katlanıyor. İşin ilginç yanı ABD’nin askeri harcamaları soğuk savaş dönemini bile aratacak düzeye doğru tırmanıyor. O zaman Sovyetlerin ortadan kalkması bize, birçoklarının iddia ettiği gibi, yeni bir dönemi anlatmıyor.

Peki, dünya ekonomisi böyle akıl dışı bir durumu niye 60 yıldır sırtında taşıyor?

Bunun birçok yanıtı var: Ancak, bugünlerde önümüze çıkan en önemli ipucunun, 1971’de çöken para sisteminin yerine, karşılığı olan ve yapılan üretimi yansıtacak bir para sisteminin değil de, Amerika’nın militarist gücüne bağlı doların geçmesi olduğunu söyleyebiliriz. Buna bağlı olarak, geçtiğimiz 60 yılın ilk 30 yılı, artan yoksulluğa rağmen artan silahlanmayla geçti.

Bu, silah satanlarının devletlerini zenginleştirdi ama silah alanları yoksullaştırıp onlara baskıcı rejimleri getirdi. Son 30 yıldaki AEK ekonomisi ise hem yoksulluğu getirdi hem de üretimsizliği. Gelişmiş ülkeler-ki başta ABD- giderek dinamizmini kaybetti. Kendini yenilemeyen birçok sektörde kar oranları düştü.

Dünyanın üretim ekseninin “azgelişmişlere” kaydırılması da sorunu çözmedi.

Bugün 284 milyon Amerikalının, 33 milyonu yoksulluk sınırının altında, ABD’de enflasyon gelişmekte olan ülkeler seviyesine çıktı.

Bernanke, çok yerinde bir tanımlamayla içinde bulundukları durumu mayın tarlasına benzetti.

Şimdi bu mayın tarlasında ne kadar yürüyeceğimiz konuşuluyor; Marketwatch’da yer alan bir makalede bunun bir kriz olduğu ve 2011 yılına kadar sürebileceği belirtildi.

Krizin bitmesi, süreye değil de, mayınların temizlenmesine bağlı. AEK ekonomisi, karşılıksız doları, gerçek olmayan (üretime dayanmayan) bir finans sistemini ve çarpık fiyatları getirdi.

ABD mayın tarlasında daha fazla kalmayacak. Peki, onun 60 yıldır silahlandırdığı Türkiye gibiler nerede duracak? Bu sorunun yanıtını Cuma günü arayalım.