İşte Gelişmenin Sırrı

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 19-05-2008

0

Cemil Ertem 2007-11-29 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) 2007–2008 İnsani Gelişme Raporu’nu açıkladı. Türkiye, Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla’ya göre, dünyanın 17’nci ekonomisi. Ama bu insani gelişmişlik açısından bir şey ifade etmiyor. Çünkü Türkiye İnsani Gelişme Raporu’na göre 177 ülke arasında 84’üncü sırada. İnsani Gelişme Endeksi, ortalama yaşam süresi, yetişkinlerde okur-yazarlık, ilk, orta, üst öğretime kayıt ve gelir düzeyleri incelenerek hazırlanıyor. Türkiye’nin 92’ncilikten 84’üncülüğe çıkması göze çarpıyor. Ama bu sıçrama bizim sorunlarımızı, özellikle bölgesel eşitsizliği halledecek nitelikte değil.

Türkiye’nin Orta İnsani Gelişme kategorisinde ve Ermenistan’ın hemen arkasında yer almasındaki en büyük etkenin, bölgesel eşitsizliğe bağlı olarak, eğitim, sağlık ve kadının toplumdaki yeri gibi sosyal sorunlarının halen sürmesi olduğu biliniyor. Nitekim UNDP Türkiye temsilcisi Mahmut Ayub, Türkiye’yi endeks değerlerinde aşağı çeken en önemli etkenin cinsiyet eşitsizliği olduğunu vurguladı. Türkiye toplumsal cinsiyet eşitsizlik sıralamasında 111’inci sırada. Öte yandan eğitim, ortalama yaşam süresi ve gelir dağılımı açısından da Türkiye’ye geriye iten en önemli faktör bölgesel eşitsizlik.

İnsani gelişmişlik merdivenlerini hızla tırmanan ve gelişmiş ülkelerin seviyesi yakalayan ülkeler son yirmi yılda üç şeyi yaptılar. Birincisi bölgesel eşitsizlikleri giderecek politikaları hayata geçirdiler; ikincisi eğitimde model geliştirip bunda başarılı oldular ve son olarak ta teknoloji ağırlıklı yatırım stratejisi izleyerek Doğrudan Yabancı Yatırımları özendirdiler. Şimdi Türkiye’nin üstündeki ülkelere bakalım: Örneğin Küba 51’nci sırada. Eğer sıralama yalnız milli gelire göre yapılsaydı Küba 94’üncü sırada olacaktı. Ancak eğitim ve sağlık alanındaki yatırımları Küba’yı Türkiye’nin üstüne taşıdı. Yine 81’nci sırada olan Çin, 2000 yılı verileri ile Türkiye’nin gerisindeydi. Ama son yedi yıldır Doğrudan Yabancı Yatırımları çok hızlı çekti ve eğitim harcamalarını artırdı.

Son olarak iki ülkeye dikkatinizi çekmek istiyorum. Bunlar AB’nin iki yeni üyesi. Polonya ve Çek Cumhuriyeti. Endekste Çek Cumhuriyeti 32’nci sırada, Polonya ise 37’nci sırada. Bu iki ülkenin gelişmiş birçok ülkeyi birkaç yılda geçmesinin en önemli nedeni, bölgesel eşitsizliği giderecek politikaları hayata geçirmeleri ve AB fonlarını, Kalkınma Ajansları eliyle etkin kullanmaları oldu. 2000–2006 döneminde AB bütçesinin üçte biri (213 milyar avro) bölgesel eşitsizliği giderecek politikalara ayrıldı.

Bu iki ülke bu dönemde özerk bölgesel yönetimler oluşturarak, Kalkınma Ajansları aracılığıyla hem kendileri kaynak yarattılar hem de AB fonlarını etkin kullandılar.

Türkiye bunu yapabilir mi?

Yani AB sürecini, bir demokrasi ve gelişme fırsatı olarak görüp hızlandırabilir mi?

Doğuda yerel yönetimlere, kaynak yaratma ve kaynakları bölge için kullanma özerkliğini verir mi?

Demokratik bir kamu yönetimi reformunu bu kapsamda yapar mı?

Doğudan başlamak üzere eğitim ve sağlığa daha fazla kaynak ayırır mı?

İşte bunlar için kolları sıvayan bir Türkiye kalıcı barışa, gelişmeye adım atmış demektir.

Yeni Milli Gelirin arkasındaki gerçek

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-05-2008

0

Cemil Ertem 2008-04-01 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

Bütün bu toz duman arasında milli gelirimizde 9 bin doları buldu. Yeni milli gelir serileri 1998 baz yılı alınarak hesaplanıyor. Yeni hesaplamada kayıt dışında olan birçok unsur kayıt altına giriyor. Eski yönteme göre 2007 GSYH’ sı 489,4 olarak öngörülüyordu. Kişi başı gelir hem kayıt altına alınanlarla hem de adrese dayalı sisteme göre düşen nüfusa bağlı olarak arttı.

Bu kâğıt üzerindeki milli gelir artışı ve yeni rakamlar eski rakamlara göre daha gerçekçi. Çünkü kayıt dışı olan birçok unsuru kayıt içine alıyor. Biraz daha gayret ederseniz bu rakamı 9 binlerden 10 binlere bile çıkartabilirsiniz. İstanbul’un varoşlarında, denetimden sıyırmak için, kapısına “kiralık” yazıp çalışan, evlerini ofis gibi kullanan, merdiven altında “mahalleye” üretim yapan daha binlerce “işyeri” var. Demek ki yeni rakamlar bizi daha iyi yansıtıyor. Ancak burada sormamız gereken soru; “tamam milli gelir arttı, peki o gelirin dağılımı ne oldu” olmalıdır. TÜSİAD’ın son hane halkı çalışması gelir dağılımında 2001 sonuna göre göreli bir düzelme olduğunu ortaya koyuyor ama gelen işsizlik rakamları ve işgücüne katılım gelir dağılımının yeniden bozulma trendine girdiğini ortaya koydu. Türkiye bu son ekonomik daralmadan yine küçülerek çıkacak. Gerçek olan bu. Yüzde 5 büyüme Türkiye’nin, başta işsizlik olmak üzere, hiçbir sorununu çözmez. Dar tanımlı işsizlik bile yüzde 10’ları buldu. Geniş tanımlı işsizlikte yüzde 20’lerin üzerindeyiz. Yani iş arayan her dört vatandaştan biri iş bulamıyor. Ya umudunu yitirip vaz geçenler ya hala savaş ortamının sürdüğü güneydoğu?

Küresel daralmanın sonuçlarını Türkiye 2008’in son çeyreğinde görecek. Konut ve inşaat sektörü daralma işaretleri veriyor.

Durgunluğun yayılması ABD’deki gibi konut balonunun, diğer ülkelerde de sönmesiyle başlayacak. Zaten bu, İspanya, İngiltere ve İrlanda’da başladı. Yakında İtalya, Portekiz, Fransa, Türkiye’de konut sektörü ciddi düşüşler yaşayacak. Milli Gelirimizde inşaatın payı 1,6 puan artarak yüzde 4,8’den 6,8’e çıktı. İnşaat, 1990–2004 yılları arasında yıllık ortalama yüzde 2,8 büyümüş. Ancak 2005 ve 2006 büyümesi yüzde 21,5 ve 19,4 olmuş. Şimdi burada sert düşüş yaşayacağız ve bu değer sektörlere hızla yayılacak.

Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB) Başkanı Erdal Eren, dünyada yaşanan finansal krizin Türkiye’deki etkilerini gördüklerini söyledi geçen gün. Eren, “Konut yapıp satan müteahhitlerin elinde çok fazla konut stoku birikti. Konut sektörü yara alacak bu durumdan” diyordu. Ayrıca Eren bankaların artık kredi vermek istemediğini de vurguluyordu.

Yeni milli gelir hesapları da bankacılık sisteminin küçüklüğünü iyice ortaya çıkardı.

Türkiye’de bankacılık sektörünün bilânço büyüklüğü AB ülkeleri yanında çok küçük.

Eski milli gelire göre bankacılık sektörü GSYH’ sının yüzde 86,7’sine denk geliyor. Şimdi yeni milli gelire göre bu oran daha da düştü. Oysa bu birçok Avrupa ülkesinde, bankacılık sektörünün milli gelire oranı yüzde 300’ün üzerindedir. Zaten 2001 krizi sonrası eli kolu bağlanan ve reel sektöre kredi veremeyen banka sistemi şimdi küresel kriz koşullarında parmağını kıpırdatmayacaktır. Yeni milli gelirle birlikte, çok büyük dediğimiz ve her yıl yüzde 20 büyüyor diye övündüğümüz, mali sektörün aslında büyük olmadığını da gördük. Mali sektörün aktif büyüklüğü 567 milyar dolar. Bu yeni milli gelir rakamını bile yakalayamıyor.

Küresel kriz koşullarında ne Merkez Bankası’nın rezervleri ne de bu mali sistem- bankalar bizi kurtarır. Yeni milli gelir rakamları bu gerçeği ortaya koyuyor.