Kırlangıç Yuvası

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-05-2008

0

Cemil Ertem Taraf Gazetesi Yazısı

Bugün bütün bu toz dumana, ABD’deki resasyonun bütün işaretleri ile kendini göstermesine rağmen ekonomi yazmayacağım. Ama iki cümleyle şöyle: ABD, artık üçüz açıklarını dünyanın başına yıkarak durumu idare edemeyecek, makas değiştirmek zorunda. Fed, faizleri hızla yüzde 2’lere kadar indirecek. Büyük merkez bankaları faiz ve likidite kullanıp durumu en az hasarla atlatmaya çalışacaklar. Zayıflar ayıklanacak. Bizim gibi ülkelerde bu sefer mali kesim değil ama reel sektör güç günler yaşayacak. Açık pozisyonu olup, nakit girişi sürekliliği olmayanlar batacak ya da el değiştirecek.

Bugün Hrant’ın kırlangıç yuvası’ndan bahsetmek istiyorum. Dün akşam “Kırlangıç Yuvası” adlı belgeseli seyrettim. Hrant, yabani otların insan boyunu bulduğu arazide harabeye dönmüş yapıya bakıp, “burayı mutlaka geri alacağız, ben daha ölmedim, geri alacağız ve yeniden içinde yetim çocukların koşturduğu bir cennet bahçesi yapacağız” diyordu.

Tuzla Ermeni Çocuk Kampı’nın öyküsü bu rejim için bir utanç öyküsüdür aynı zamanda. Bu Cumhuriyet, onu kuranların iddia ettiği gibi, hiçbir zaman kimsesizlerin kimsesi olmadı. Tam aksini yaptı. Yetimleri sokağa atıp, boğazlarına giren bir yudum ekmeğe göz dikti. Cumhuriyet elitleri, başından beri ittifak yaptıkları emperyalistlerle, gerici toprak ağalarıyla bir olup bu ülkeyi ve insanlarını soydular. Buna karşı çıkanları da astılar, kurşuna dizdiler, işkence tezgâhlarından geçirdiler. Hiçbir zaman anti-emperyalist olmadılar, tam aksine pragmatist ve işbirlikçiydiler, ta başından beri.

İnsan Hakları Derneği’nin 2000 yılında yayınladığı “Tuzla Ermeni Çocuk Kampı, Bir El Koyma Öyküsü” adlı kitapta yetimhanenin öyküsünü şöyle anlatılıyor:
”Gedikpaşa’daki Kilise bahçesinde beton üzerinde sıcak yaz günlerinde kavurucu yaz güneşi altında koşuşan çocuklara yazları iyi vakit geçirecekleri uygun bir mekân yaratılmak istendi.
Kilise Vakfı’nın yöneticileri Tuzla’da kamp için bomboş, yemyeşil bir alan buldular.
1962 Kasım’ında Tuzlalı Sait Durmaz’dan araziyi satın alarak kilise adına tescil ettirdiler. Kilise 1936 Beyannamesi’ne dayanarak Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Valiliğin verdiği özel izin belgelerini de tamamlayarak arsayı aldı.
Sonra temel kazıldı. Çocuklar temel için gereken taş ve kumu el arabalarıyla deniz kıyısından taşıdı. Hepsi arı gibi çalışıyordu. O yaz boş araziye kavak ağaçları dikildi. Önce çadırlarda kaldılar, sonra binalar bitti.” Artık 1500 yetim çocuğun kendi elleriyle yaptığı bir yuvası olmuştu. Ama çocukların, havuzunda nilüferlerin olduğu o yemyeşil bahçede koşturmaları 23 Şubat 1979’da son buldu. Vakıflar Genel Müdürlüğü Kartal 3’üncü Asliye Hukuk Hâkimliği’ne başvurmuştu. Kilise Vakfı’nın elindeki tapunun iptal edilmesini ve eski sahibine geri verilmesini istiyordu. Mahkeme isteği uygun buldu.

Şimdi yetim çocukların o yuvası bir harabe. Hrant yok edilen kırlangıç yuvalarında gezinirken diyor ki; “ Ah, bakın bizden aldılar, peki onlar ne yaptı, bir okul, bir hastane, bir yoksul yurdu… Hiçbir şey, bari bunu yapsalardı, boynumuz bu kadar bükük kalmazdı…” Onlar hiçbir şey yapamazlar yıkmaktan başka. Onlar, Falih Rıfkı’nın dediği gibi anaların Ahmet’lerini kaybederler yalnız. : “Ahmet ‘imi gördün mü?” Hayır… Hiçbirimiz Ahmet’ini görmedik. Fakat Ahmet’in her şeyi gördü. Allah’ın Muhammed’e bile an­latamadığı cehennemi gördü.”

Yarın vurulduğu yerde ve saatte Hrant’ı anıyoruz. Anaların Ahmet’lerini kaybetmediği bir yeni Cumhuriyeti de kuracağız.