Yeni Dönemin Şifreleri

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 19-05-2008

0

Cemil Ertem 2007-12-25 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

Aslında 2008 sonundaki Amerikan seçimlerinin güçlü dolar ve yüksek faiz politikasının sonu olacağını, buna bağlı olarak ta ABD’nin savaşa dayalı politik çizgisini terk edeceği biliniyordu. Ancak geçen yıl yapılan senato seçimlerinden Cumhuriyetçilerin ağır bir yenilgi ile çıkması her şeyin başlangıcı oldu. Şimdi Hillary Clinton’ın dediği gibi artık kovboy diplomasisi bitti. Ama FED faizleri indirmeye başladığından beri yalnız “ kovboy diplomasisi” bitmedi yüksek faize dayalı güçlü dolar politikası da bitti. Bu dünya ekonomisi için çok köklü bir değişimin işareti.

Güçlü ve karşılıksız dolar döneminin sonuna geldik. Peki, bundan sonra neler olacak?

Şunu hemen söyleyelim ki 2008’de, her şeye rağmen, bir kriz olmayacak. Tamam, ABD’de İngiltere’de hatta Avrupa’da şirketlerin çok önemli nakit sorunu var. Şirketlerin artık finansman bonosu ( commercial paper) satarak nakit bulması çok güç. Bu durumda banka sistemine hücum sürecek. Bankalarda sermaye erimesi yaşadığı için faizleri indiremiyor. Böyle olunca FED’in yaptığı faiz indirimleri piyasaya yansımıyor. Bu durumda piyasayı yönlendiren merkez bankalarının döviz swapı köprüsü kurup bankalar arası piyasaya nakit vermeleri gerçekten tek çözümdü. Bu sürecek. Üç büyük merkez bankası (FED, AMB ve JOB) 2008’de hem düşük faiz politikasını sürdürecek hem de piyasaya likidite verecek.

FED faizleri, eğer ABD’deki büyüme yılın ikinci yarısında yüzde 3’ü geçmezse, yüzde 3’ün altına çekebilir. Bunu kolay likidite ile de destekleyecek. Bu durumda Türkiye gibi ülkelere yönelik kısa vadeli sermaye girişi devam edeceği gibi, Avrupa’da da toparlanma yaşanacak. Burada merkez bankalarının denetleyemediği iki sorun var. Birincisi Çin’in yuan değerini düşük tutmaya devam etmesi, ikincisi yükselen emtia fiyatları. Bu iki sorun aslında bizimde baş sorunumuz. Yani bizdeki cari açığı ve enflasyon sorununu tetikleyen sorunlar. Bu durumda bizde ve dünyada 2008’de değişen bir şey olmayacak. Ama ABD seçimleri siyasi bir değişimi getireceği için 2008 önemli bir başlangıç yılı da sayılabilir.

Önümüzdeki yıldan başlayacak temel değişimleri şöyle özetleyebiliriz:

ABD, 2008 sonundaki seçimlerden sonraki olası Demokrat iktidarına kendisini hazırlayacak.

ABD savaş yanlısı, saldırgan politikalarından kısmen vazgeçecek ve buna bağlı olarak;

ABD’deki petrol ve eski kontrol sanayileri artık kesin olarak gerileme dönemine girecekler. Teknoloji ve bilişim sektörleri yeniden hızlı bir büyüme trendine girecekler. Dünyada mali derinleşme daha da önem kazanacak.

Avro kıtasal bir para birimi olarak dolardan daha güçlü ve geçerli olacak.

Çin’in trilyon dolarlık rezervleri erime trendine girecek. Çin daha fazla harcamaya başlayacak ve Çin orta sınıfı ortaya çıkacak. Bu gelişme ABD’den Çin’e ihracatı artırıp, ABD ekonomisini canlandıracak.

Türkiye gibi ülkelere spesifik sermaye girişi artacak. Avrupa Birliği genişlemesi ABD’nin desteği ile doğuya doğru yönelecek.

Avrupa pazarı ve Türkiye pazarı aynı pazar olarak değerlendirilecek.

Türkiye’de KOBİ’ler giderek önem kazanacak. Dünya pazarına ihracat yapan ve büyüyen yeni bir Türk sermayesi ortaya çıkacak.

İran, Irak’ın gibi ülkelerin yeni yapılanması 2009’dan sonra barışçıl yollardan hızlanacak. Suriye yeni bir pazar olarak kapılarını liberal dünyaya sonuna kadar açacak.

Ve… ABD Irak’tan çekilme hazırlıkları yaparken Rusya, İran, Türkiye ve K.Irak’taki Kürt yönetimini arkasında müttefik olarak bırakacak. Bu ABD “müttefiklerinin” ABD ile hiçbir sorunu kalmayacağı gibi birbirleriyle de sorunu olmayacak. İlginç bir yıl bizi bekliyor.

Share on Facebook

2008′de Paranın Seyri

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 19-05-2008

0

Cemil Ertem 2007-12-11 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

2007 yılında Türkiye’de, altına yatırım yapanlar, borsa profesyonelleri ve birikimini YTL’de tutup en yüksek faizli enstrümanı kovalayanlar kazandı. İMKB endeksi 2007 yılı toplamında yüzde 40’ın üzerinde getiri sağladı. Altın yüzde 25 getiriyle ikinci sırada. Bono ve mevduat faizleri ise yüzde 20’ler civarında getiri sağladı. Doların YTL karşısında değer kaybı 16,4, avro ise 6,7 değer kaybetti.

Bu sonuçlar bize, bitirmekte olduğumuz yıl hakkında, çok şey söylüyor. Ve tabi 2008’in de işaretleri veriyor. 2006 yılında altın yatırım araçlarının lideri olmuştu. Şimdi en çok borsa kazandırdı. Doların değer kaybı ise, geçen yıla göre, artarak sürdü.

Geçen yıl seçimler, Cumhurbaşkanlığı gerilimi altını öne çıkararak borsayı aşağıya indirmişti. Bu yıl, özellikle seçimlerden sonra, daha olumlu bir seyir izledik. Türkiye’yi tek yoran gelişme ABD kaynaklı durgunluk tehlikesiydi. Bu sorun devam edecek gibi gözüküyor.

FED 11 Aralıkta (bugün) , piyasaların beklediği gibi, faiz indirecek ama bu bulutlu havayı dağıtmaya yetmeyecek.

Avrupa’daki büyüme oranları da düşüyor. İngiltere’deki sorun çok derin. Bu çerçevede Avrupa Merkez Bankası’da faiz indirimine gidebilir. Ve bunu 2008’de sürdürebilir. Avrupa Merkez Bankası dolar-avro paritesini bu seviyelerde tutmak isteyecek. Bu aşamada daha değerli avroyu Avrupa ekonomisinin kaldıramayacağı yaygın kanı. Ama dolar konusunda 2008’de şaşırtıcı gelişmeleri bekleyelim. İran dolar üzerinden petrol satmayacağını söylüyor. Bu çok önemli.

Çin ve gelişen Asyanın dolar rezervleri ise saatli bomba.

Küresel piyasalar şimdilik yatışmış gözüküyor. Ama saatli bombalarda çalışmaya devam ediyor. Dünya kapitalizmini, derin bir krize taşıyacak üç saatli bomba var şimdilik. Bunlardan birincisi dolar. Geçen ay OPEC toplantısında kazayla mikrofon açık kalınca tartışılan konunun petrol ticaretinin dolar üzerinden olmamasının muhtemel sonuçlarının tartışıldığı ortaya çıktı. Şimdi doların şu aşamada, dünya parası olma özelliğini yitirmesi ve Çin gibi güçlü rezerv biriktiren ülkelerin dolar satmaya başlaması birinci saatli bomba.

İkinci saatli bomba yine Çin’in Yuan değerini düşük tutarak dünya pazarına “ucuz” mal vermeye devam etmesi. Çin Yuan’ın AB’nin ve ABD’nin baskısına rağmen revalüasyonuna izin vermiyor. Nitekim Çin Halk Bankası danışmanlarından Fan Gang, Çin kurunda yaşanacak büyük bir revalüasyonun spekülasyona ve büyüyen bir hasara davetiye çıkaracağını söyledi.

Yuan, 2005’te sabit değişim oranının kaldırılmasından bu yana dolar karşısında yüzde 11,5 değer kazandı.

Üçüncü saatli bomba ise giderek yaklaşan ABD seçimleri. Şimdilik bütün siyasi ve ekonomik senaryolar Bush iktidarının son bulacağı üzerine kuruluyor. Yani ABD ve dünya bir demokrat iktidarı bekliyor. Ama ya yeniden Cumhuriyetçiler kazanırsa ne olur? İşte o zaman her şey hızla baş aşağı gitmeye başlar. Dünyanın gözlerini kapayıp ABD seçimlerini bekleyeceği günler yaklaşıyor.

Bu saatli bombalar patlamazsa 2008’de paranın seyri değişmeyecek.

Dolar tehlikeli, altın güvenli, borsa profesyonel, YTL ve faizi ise yine revaçta olacak.

Share on Facebook

Isınmanın Yolu Barıştan Geçiyor

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 19-05-2008

0

Cemil Ertem 2008-01-05 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

Kış iyice yerleşti; tabi kışla birlikte artık geleneksel sorunlarımızdan biri olan doğalgaz sorunu da yine kapıya dayandı. Türkiye’nin doğalgaza gereksinimi her yıl katlanarak artıyor.

Doğalgaz sorunu ve bağımlılığı, başından beri hem kaynaklarımızı yağmalayan rantçı bir kesim yarattı hem de geçinemediğimiz komşular için gerektiğinde Türkiye’ye karşı kullanacakları bir silah. The Daily Telegraph, İran’ın Türkiye’ye sağladığı doğalgazı kesmesinin, İran’ın büyük gaz rezervlerini ekonomik silah olarak kullanması korkuları yarattığını yazdı. Bu şimdilik çok doğru değil ama elindeki suyu komşularına karşı bir tehdit aracı olarak kullanmayı hak sayan bir anlayışa karşı İran, zamanı gelince, niye doğalgazla yanıt vermesin.

Ama İran bir yana doğalgazda Türkiye’yi çok önemli sorunlar bekliyor. Olmayan bir kaynağa, çok hızlı olarak, kendimizi bağımlı yaptık. Bakın Türkiye’yi bir köprü olarak Avrupa’ya bağlayacak bütün gaz projeleri tıpkı Türkiye’nin AB üyeliği gibi bir ileri iki geri gidiyor. Eğer bu konuda başından beri yağmacı olmayan, akılcı bir anlayışı benimseseydik şimdi böyle bir sorunumuz olmadığı gibi zengin doğal gaz rezervlerine sahip Ortadoğu, Hazar, Orta Asya’dan AB’ye gaz geçişini yapıyor olurduk. Ama bunu yapamadık. Olmayan bir kaynağı pahalı alıp yağmalayarak rantçı bir sınıf yarattık. Bununla da kalmayıp komşularla düşmanca ilişkiler geliştirip onların eline bir de doğalgaz kozu verdik.

BOTAŞ’ın elindeki bütün doğalgaz geçiş projeleri barışa ve iyi komşuluğa dayanıyor. Örneğin şimdi siz Yunanistan’la, silah tekellerine uyup silah almak için, yeni bir Ege gerginliği yaratırsanız kucağınızda aynı anda bir enerji sorunu da bulursunuz.

Türkiye’nin şu an gaz tüketimi 30,5 milyar metre küp, ama BOTAŞ’ın senaryolarına göre bu katlanarak artacak. 2010 yılında 43, 2020’de 65 milyar metre küp olacak. Ancak arz, yapılan anlaşmaların süresi dolacağı için, giderek düşüyor. 2020 yılında Türkiye yaklaşık 25 milyar metre küp doğalgaz açığı ile karşı karşıya kalacak.

Türkiye bırakın var olan doğalgaz rezervlerini çıkarmayı, doğru dürüst bir depolama tesisi yapmayı bile beceremedi.

G. Doğu Anadolu bölgesinin, petrol ve gaz aramacılığının gerektirdiği modern tekniklerle aranması anlamında, henüz yüzde 20 oranında aranabildiğini, bu oranın gaz üretimimizin tamamını gerçekleştirdiğimiz Trakya bölgesi için yüzde 17 olduğunu artık kamuoyunun bilmesi gerekiyor. Türkiye’nin enerji konusunda komşularıyla akılcı anlaşmalar yapması, var olan rezervlerini ekonomik güce dönüştürmesi barış ve demokrasiden geçiyor.

Yağmacı militarist azınlığın sömürüsünden Türkiye kurtulmak zorunda.

Peki, hep böyle mi olacak bu yağmacı azınlık bizi esir alıp, doğalgaz örneğinde olduğu gibi, çaresizliğe mi mahkûm edecek. Tabi ki hayır, ama ısınmanın da geçinmenin de yolu barış ve demokrasiden geçiyor. Kendi devletini soyup, kaynaklarını yağmalayan, komşularını, silah tekellerinden silah almak için, tehdit eden sonra da “yurtsever” olan bir yükten Türkiye’nin artık kendisini kurtarması lazım.

Share on Facebook

Cui Bono: Kimin Çıkarına?

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-05-2008

0

Cemil Ertem 2008-02-26 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

Marcus Tullius Cicero heyecanla ayağa kalktı; sakin ama kararlı bir ses tonuyla “onurlu yargıçlar” diye söze başladı; “onurlu yargıçlar şimdi burada vereceğiniz karar, yalnızca bu sanığın hayatıyla ilgili olmayacaktır; Roma’nın ve hepimizin adalete olan güvenini yeniden sağlayacaktır. Kararınızı vermeden önce bir şeyi hatırlatmak istiyorum: Her biriniz kendinize sorun; bu cinayet kimin çıkarıdır; bu cinayetten en çok kimler yararlanmışlardır. Yani “cui bono” ? Cicero’nun bu savunması, o tarihten bu yana cinayetlerin ve savaşların arkasındaki gerçek nedeni bulmamıza yarayan anahtar kavramı önümüze atmıştır. Cui bono? Kimin çıkarına?

Şimdi bütün bu olan bitenlere bakıp Cicero’nun bu basit sorusuyla işin içinden çıkabilirmiyiz? Evet, ortada ölüm ve kan var. Ve Einstein da dediği gibi savaşlardaki ölümler de bir cinayettir. Gencecik insanların öldürüldüğü bir cinayet silsilesini hep birlikte izliyoruz.

Bugün gerçekler tabii ki Cicero’nun sorusu kadar yalın değil; ama binlerce yıl öncesinden gelen bu akıl bize olayların çözümü için neden-sonuç ilişkisini öğütlüyor.

CUİ BONO: TÜRKİYE – 2008

Türkiye ekonomisi hızla küresel durgunluğun tetiklediği bir açmaza doğru gidiyor. Bugün ekonomi yarım yamalak gelişen bir sanayi ve finans-hizmetler sektörleri üzerinde duruyor. AB finansal hizmetler tek pazarına girdik bile.

Türkiye, bankacılık, sigortacılık ve diğer mali hizmetlerde ve piyasalarda, tam üyeliliğin gerçekleşmesinden çok önce tek pazar uygulamasına fiilen geçiyor. Banka ve sigorta gibi fon havuzu sektörler Türk burjuvazisinin denetiminde olmayacak. Hatta bir müddet sonra Türkiye avroya geçerse Merkez Bankası Avrupa Merkez Bankası’nın yerel bir şubesi olacak. Mali kesimin yakın gelecekteki bu entegrasyonu bir kesim iktidar odağı için belirsizlik ve endişe kaynağı.

Öte yandan sanayiye dayalı büyümeye çalışan kesimlerin 20. yüzyıl başındaki Alman burjuvazisi gibi iki önemli “küçük” sorunu var:

1) Hammadde sorunu 2) Pazar sorunu.

Hammadde sorununun başında tabi petrol ve doğalgaz gibi enerji kaynakları geliyor. Türkiye ekonomisi giderek artan enerji maliyetlerini kaldıracak durumda değil.

İkinci sorunumuz tabii pazar. Türkiye pazarı artık yeterli değil. Zaten günümüzde hiçbir ekonomi yalnız ulusal pazara dayalı olarak gelişemez. Bunun için diğer Avrupalı ve Asyalı rakiplerine göre zayıf olan Türkiye, Ortadoğu’da yaratacağı siyasi ve askeri güçle pazar olanaklarını güçlendirmeye çalışıyor.

Türkiye büyük burjuvazisi ABD ve AB’nin de onanıyla K.Irak’ta ki enerji kaynakları üzerinde söz sahibi olmak istiyor. Bu son yapılan operasyon hem ABD’ye hem de AB’ye bölgedeki en büyük askeri güç benim; sizin buralardaki malınızın mülkünüzün teminatı benim operasyonudur.

Bu operasyonun dört temel amacı vardır:

1) Türkiye’nin militarist bölgesel güç olduğunu kanıtlama ve bu yolla Irak’taki enerji damarlarını denetleme pozisyonu yakalaması amacı

2) Bağımsız ama sorunsuz bir Kürt Federe devletinin kurulması amacı

3) Kerkük’ün Kürt bölgesi içinde değil de özel statüde kalması amacı

4) Silahları bırakma ve politik yeni bir açılım yapma aşamasında olan PKK’yı “silah bırakmamaya” zorlamak.

Bundan sonrası için birçok senaryo geliştirilebilir. Ancak sonuç olarak bölgenin tarihsel gelişimi ve dünyadaki sermaye birikiminin yönü tek bir noktayı işaret etmektedir:

TÜSİAD’tan hükümete kadar olan kesimler ABD’yle uzlaştıkları gibi bu müdahalenin yumuşak bir Federe Kürt Devleti’ni ve Kerkük meselesini gündeme taşımasını istemektedirler. Kerkük’ün Kürt yönetimi sınırları içinde kalması ancak enerji kaynaklarının uluslararası denetimi şimdilik anlaşma noktasıdır. (bu uzun vadeli anlaşmanın yapıldığını çeşitli kaynaklar teyit etmektedir.) Bu anlamda Türkiye’nin askeri varlığı değil ama siyasi ve ekonomik varlığı bölgede kalıcıdır. Ya da kalıcı olması planlanmaktadır.

Bu operasyon özünde Türkiye, Kürt yönetimi ve İran’ın, Amerikan çıkarları ve Bush sonrası politikaları doğrultusunda kucaklaşma operasyonudur.

Türkiye’de, şimdiki Irak yönetimi de, ABD’de ve Kürtler de yüz milyarlarca dolar olan petrol, doğal gaz, uyuşturucu, inşaat, lojistik, ulaştırma ve giderek finans- hizmetler gibi para basan alanları başıboş ve birbirlerine bırakmayacaklardır. Herkes gücü ve uygulayacağı stratejinin doğruluğu-geçerliliği oranında pay alacaktır.

Ölen çocuklar mı dediniz?

Share on Facebook

Petrol 200 dolar, enflasyon hiper…

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-05-2008

0

Cemil Ertem 2008-05-09 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

İyi bir haberin geldiği gün olmuyor pek. Kemal Derviş’in tsunami benzetmesiyle daha da korkutucu hale gelen enflasyon uyarısından sonra Goldman Sach analisti Arjun Murti petrolün 150–200 dolar bandına oturacağını söyledi. Burada da işin korkutucu tarafı, Murti’nin 2006 yılında, petrol 60 dolarken 105 dolara çıkacak demiş olması ve bunun gerçekleşmesi. 1970 yılında petrolün varili 1,80 dolardı. Ama o zamanda doların gerçekten karşılığı vardı. Skandallar Başkanı Nixon daha doların altına olan bağımlılığını kaldırmamıştı. Çok değil bundan iki yıl önce Murti dışında hiç kimse 100 doların üstünü göreceğimizi tahmin edemiyordu. Daha doğrusu bu rakamların gerçekleşmesi halinde her şeyin toz duman olacağını söyleyenler çoğunluktaydı. Yaşadığımız küresel durgunluğun sorumlusu petrol fiyatları değil, petrol sadece bir sonuç. 1980 yılında Irak-İran savaşı bahanesiyle petrol fiyatları 30 doların üzerine çıkmıştı ama o zaman başta ABD ekonomisi olmak üzere dünya ekonomisinin petrole bağımlılığı bugünkünden daha fazlaydı. Mankiw, ABD ekonomisinin enerjiye olan bağımlılığının 1980 yılından beri yarı yarıya düştüğünü söylüyor. Çünkü Askeri ve Sanayi Kompleks, hizmetler ve bilişim sektörlerine yerini bırakıyor. İşte burada Murti’nin niye çok rahat petrol fiyatları 200 doları bulur dediğini anlayabiliyoruz. Çünkü 200 dolarlık bir petrol fiyatı, ABD ekonomisine, 1980 yılındaki 30 dolar kadar etki yapmayacak.

Aslında azgelişmiş ekonomilerin de petrole olan bağımlılıklarının, gelişmiş ekonomiler kadar olmasa bile, azaldığı bir gerçek. Türkiye’nin petrole olan göreli bağımlığı azalıyor ancak enerjiye olan bağımlılığı artıyor. Dolayısıyla Türkiye ekonomisinin, tıpkı ABD ekonomisi gibi, petrol fiyatlarındaki artıştan 80’li yıllardaki kadar etkilenmemesi gerekir. Ancak burada bizim için sorun enerji faturası. Ham petrol fiyatlarındaki 1 dolarlık bir artışın Türkiye’ye etkisi ortalama 200 milyon dolar olurken, bu artışın enerji ürünlerine toplam etkisi 500 milyon doları geçiyor. Petrol fiyatlarındaki 1 dolarlık artışın cari açığı 350 milyon dolar arttırdığı da hesaplanmış.

Şimdi petrol fiyatlarının Çin ve Hindistan gibi ülkelerin orta sınıfının otomobil ve motorlu araç talebine bağlı olarak daha da yükseleceği iddiaları da ortaya atılıyor. Bu yaklaşımlar gerçeği tam yansıtmıyor. Çünkü Çin ve Hindistan verimliliklerini, özellikle teknolojik verimliklerini artırıyorlar. Dolayısıyla verimlilik artışı enerji bağımlılığını bu ülkelerde düşürüyor. Mesela ABD’nin petrole olan göreli bağımlılığı ekonomideki yapısal değişimlerin sonucu düşerken, Çin’in göreli bağımlığındaki düşüş, verimlilik artışı kaynaklı oluyor.

Ancak Türkiye, emek verimliliğine dayalı bir çizgi izleyip teknoloji verimliliğini artırmadığı için, ekonomide, dünyanın izlediği yapısal değişimi takip etse bile, enerji bağımlılığı azalmıyor, artıyor.

Türkiye’de 1980–2002 döneminde imalat sanayi genelinde ortalama teknoloji artış hızı yüzde 3’tür. Yani karşımızda çok çalışıp az katma değer üreten, gereğinden fazla ve verimsiz enerji kullanan, dolayısıyla enerjiye bağımlı bir ekonomi var. Çin ve Hindistan büyüyor ama onların büyümesi ile teknoloji artış hızları neredeyse eşit. Dolayısıyla enerjiye göreli bağımlılıkları da azalıyor. Çin, ABD ve Japonya’dan sonra dünyada araştırma ve geliştirmeye en çok kaynak ayıran ülke konumunda. Çin’in bu amaçla ayırdığı kaynak miktarı GSYH’sinin yüzde1.4 dolayında.

Sonuç: 1) Artık enflasyonun tek ilacı teknoloji verimliliğine bağlı üretim artışı. 2) Petrol fiyatları artabilir, sizde petrol üreticisi olmayabilirsiniz; burada yapılması gereken enerji verimliliğinizi artırıp enerji bağımlılığını azaltmak olmalıdır.

Peki, önümüzdeki günlerde petrol fiyatları ve enflasyon artacak mı, nereye kadar? Yerimiz kalmadı, bir sonraki yazıda bunun yanıtını arayalım.

Share on Facebook