SİGARADA BÜYÜK OYUNA DİKKAT!

Posted by ertemcemil132 | Posted in Türkiye Yazıları | Posted on 04-04-2010

0

Aşağıdaki yazı, daha doğrusu mini röportaj tarafımdan Takvim Gazetesine verilmiştir. Burada tütün tekellerine karşı amansız bir mücadele veren SSUK ve onun değerli Başkanı Prof. Dr. Elif Dağlı’ya dikkanitinizi çekmek isterim. SSUK, bugün bu alanda bilinmeyen sivil toplum örgütlerinden biridir. Elif Hoca gibi sessiz sivil toplum savaşçılarına Türkiye’nin gerçekten ihtiyacı var.

 

Son günlerde sigara kaçakçılığının arttığı ve devletin bu alanda büyük bir vergi kaybına uğradığı konuşuluyor; bu doğrumu?

 

Sigara kaçakçılığı söylentileri Hükümetin bu alanda etkin ve yerinde bir vergi politikası uygulaması ve sigara tekellerinin pazar ve kar kaybına bağlı olarak bizzat bu tekeller tarafından çıkartılıyor hatta bu yapılar sigara kaçakçılığının, el altından, bizzat örgütleyicisi durumunda. Amaçları, Hükümeti sigaradaki vergileri düşürmeye zorlamak ve sigara yasağını gevşetmek. Bu tekeller Türkiye’yi hala azgelişmiş bur muz cumhuriyeti zannediyor ve buna yanlış psikoloji içinde, kendilerince kulis faaliyeti yürütüyorlar. Ama her seferinde de suçüstü yakalanıyorlar. Çünkü tüm gelişmiş dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de iplikleri pazara çıktı.

 

Hükümet sigara konusunda nasıl bir vergi politikası uyguluyor?

 

Hükümet, bu alanda 2009 yılı içersinde başarılı bir vergileme politikası yaparak sigara sektöründen en yüksek geliri eldi etmiştir. İşte esas rahatsızlık konusu budur. 2009 yılında tütün mamullerinden 11,5 milyar TL ÖTV ve 3 milyar KDV olmak üzere toplam 14,5 milyar TL vergi geliri elde edilmiştir. Bu 2010 yılında 20,4 milyar dolara çıkacaktır. Yani 2010’da bu alanda Hükümet geçen yıla göre yüzde 40 daha fazla vergi toplayacaktır. Buradaki kritik nokta sigara tekellerinin, kriz nedeniyle bu vergiyi fiyatlara yansıtamaması ve karlarından feragat etmeleridir. İşte bu noktada tekeller “ zam yaparız bu da kaçakçılığı daha fazla artırır sizde vergi gelirlerinden olursunuz” diye hükümeti tehdit etmektedirler.

 

Kaçak sigara oranının iki ayda yüzde 20’lere geldiği doğru mu?

 

Çok komik bu rakamı kim nerede ölçmüş. Tamamen uydurma. Türkiye’de yıllık sigara tüketimi, 5,400 milyon paket civarında. Ortalama aylık sigara satışı ise 450 milyon paket. İki ayda bu 900 milyon paket eder. Şimdi bunun yüzde 20’si 180 milyon paket yapar. Bu civarda bir sigarayı üretmek için orta büyüklükte bir fabrikaya, çok güçlü bir dağıtım ağına ve en az 20.000 kişiye ihtiyaç vardır. Şimdi eğer Türkiye’de sigara kaçağı iki ayda yüzde 20 olduysa bu büyüklükte bir organizasyonu devletin gözü önünde kim yapabilir? O zaman bu sigara tekelleri kendilerini ele veriyor; çünkü bu büyüklükte bir organizasyonu ancak onlar yapabilir.

Türkiye bu oyunlara artık gelmeyecek. Şimdi sigara tekellerin yaptıkları ve yapmaya çalıştıklarının sökmemesi üzerinde herkesin düşünmesi gerek; bunlar şu sıra yaptıklarını bütün Cumhuriyet dönemi boyunca yapmış, hükümetlere, bürokrasiye rüşvet vermiş ve yağma düzenlerini sistemlerini sürdürmüşlerdir. Ama şimdi yapamıyorlar. Bunun nedenini herkes düşünsün.       

Doğuya bakın çözüm orada!

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-05-2008

0

Cemil Ertem 2008-03-18 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

Bugün geçen hafta kaldığımız yerden yani hükümetin Güneydoğu paketinden, GAP’ın tamamlanmasından bahsedecektik. Ancak AKP’ye açılan kapatma davası bu konuyu da davanın politik etkileriyle birlikte ele almamızı gerektirdi.

Çünkü kapatma davasının en önemli hedeflerinden birisi AKP’nin, Kürt sorununda siyasi çözüme varacak ekonomik ve sosyal bir paketi ortaya atacak olması.

Bir kere bölgesel kalkınma, GAP’ın tamamlanması ya da bölgeye yeni “ yatırım paketleri” getirerek olmaz. AKP’nin ekonomik açılımı, giderek AKP’den bağımsızlaşarak, mutlaka sosyal ve siyasal bir çerçeveye oturacaktı. Bu olası sonuç, Kürt sorununda siyasi çözümü kendi sonu olarak gören kesimleri çok rahatsız etti. Kapatma davasının en önemli gerekçelerinden birisi budur. Kürt sorunu aynı zamanda kendi karşıtını yaratan ve besleyen bir sorundur. Yani Türkiye’de militarist, baskıcı bir oligarşinin varlığı, bölgedeki sorunlara ve Kürt sorunun şimdiye kadar çözülememiş olmasına büyük ölçüde bağlıdır.

Bugün yaşadığımız ekonomik ve politik birçok sorun bu sorunun türevi olarak ortaya çıkıyor ve gelişiyor. Türkiye’nin içe kapalı, azgelişmiş bir diktatörlük olarak kalmasından yana çıkarı olanlar için Güneydoğu’nun geri kalmışlığı adeta bir fırsatlar denizi. Bunun için, Cumhuriyet tarihi boyunca, yapılması gereken toprak reformları bir türlü yapılmadı.

Bugün yaşadığımız Kürt sorunun kökü buradadır. Türkiye oligarşisinin yapısı ve güçler dengesi her dönem değişti ama onun içindeki Ankara’ya bağlı yarı-feodal yapılar varlığını hep korudu.

Bu yapılar eskiden toprak ve maraba gücüyle oligarşi içinde yer alıyorlardı. Şimdi paramiliter yapılar örgütleyerek oligarşi içindeki yerlerini alıyorlar.

Bu yapılar ayrıca doğuda hayvancılığın ve kaçakçılığın çökmesinden sonra uyuşturucu trafiğini yönetiyor ve bizzat yapıyorlar.

Korucu örgütlenmesi ve yapısı ekonomik gücünü iki yerden alıyor; birincisi devletin örtülü ödenekleri, ikincisi uyuşturucu parası.

Bugün bu yapı bütün gücüyle politik bir güç olarak duruyor. Ve Kürt sorununu yönetiyor.

Doğunun makûs talihi bu çerçevede bir içe kapanma ve kapitalist sömürüye açılamama tarihidir de. Eğer Türkiye büyük burjuvazisi başından beri yeteri kadar güçlü olsaydı ve doğudaki feodal unsurlarla ittifak yapmak yerine, onları tasfiye edip, doğunun kapitalist yoldan sömürüsünü öne çıkarsaydı bugün Kürt sorununu bu kadar ağır yaşamıyor olacaktık. Bu tablo bize Ankara oligarşisinin nereden beslendiğini de söylemiyor mu?

Şimdi bu çerçevede AKP’nin ne milyarlarca dolarlık doğu paketleri ne de GAP’ın tamamlanması sorunun çözümü için yeterlidir. Proje ve bu projeleri gerçekleştirecek para elbette gerekli ama Ankara’daki demokrasi dışı yapıyı ve Güneydoğu’daki paramiliter- yarı feodal düzeni değiştirecek reformları yapmazsanız yine başa dönerseniz.

Türkiye önümüzdeki birkaç yıl içinde seksen yılda yapmadığı Doğu reformunu yapacak.

Niye mi? Birincisi: Kuzeydoğu Anadolu’nun Rusya’nın Putin- Medvedev’li döneminde ekonomik mekânsal önemi artacaktır. Ben Medvedev’li dönemde Rusya’nın küresel-liberal entegrasyona çok hızlı yaklaşacağını öngörüyorum. Bu anlamda Türkiye’de ki darbeci güçlerin Rusya ittifakı faktörü- Ahmet Altan’ın çok yerinde sorusu – geçerli değil.

Hatta tam tersi bir dinamik söz konusu.

İkincisi Irak ve Ortadoğu’yu artık küresel-liberal dünyanın bir parçası sayabilirsiniz.

Bu konuya devam edeceğiz.