KAPATMA DAVASI EKONOMİYE EN BÜYÜK İHANET OLUR!

Posted by ertemcemil132 | Posted in Türkiye Yazıları | Posted on 18-03-2010

0

 

Yeni bir kapatma davasının söylentisi bile piyasaları altüst etmeye yetti. FED’in faizleri sabit tutma kararı ile gerileyen dolar ve dün sabah itibariyle yükselme eğilimde olan borsa öğleden sonra kapatma davası söylentisiyle yönünü aşağıya çevirdi. Ve yaklaşık yüzde 2’lik aşağı bandına oturdu. Eğer kapatma davası söylentisi yarın daha da ciddi bir hal alırsa yavaş yavaş kıpırdayan faizlerinde hızla yukarıya tırmanacağını göreceğiz. Piyasaların kapatma davası endişesi haklı. Çünkü aşağıdaki veriler bize ekonominin yavaş ama kararlı bir düzelme temposu içine girmekte olduğunu gösteriyor. Kapatma davası bu tempoyu bıçak gibi ortadan ikiye bölecektir. Düzelmekte olan bütçe dengelerini bozacaktır. Çünkü bu durumda iktidar, hiçbir dengeyi gözetmeden erken seçime gazına basacaktır. Sonuçta işsizlik artacak, düzelmekte olan ve yerini oturmakta olan dengeler hızla bozulacaktır.

 Bu açıdan tabii ki kapatma davası ekonomiyi bu sefer, geçen seferkinden çok daha derin etkileyecek.

Öte yandan FED’in faiz artırmayacağını belli idi. Çünkü ABD yüksek faiz, güçlü dolarla ayakta kalamayacağını biliyor. Ancak aynı adımı Çin’den bekliyor.  Bununla ilgili değerlendirmemiz aşağıda. Ancak ABD ve Çin kapışmasından Türkiye kazançlı çıkabilirdi. Ama kapatma davası ve darbe tehditleri bugün Türkiye ekonomisinin en büyük düşmanıdır. Kapatma davası açılırsa AKP çok hızlı olarak erken seçime gidecektir. Bu gelişme Türkiye’nin tam iki yıl kaybetmesi anlamına gelir. Bu iki yıl Türkiye’ye sermaye girişleri duracaktır. Bunun olası sonuçları üzerinde şimdiden yorum yapmak erken ancak çok olumsuz gelişmeler olacağını ve büyümedeki çıkış ivmesinin duracağını, düzelmekte olan, işsizlik oranlarının yeniden yüzde 14 ve üzerine çıkacağını söyleyebiliriz. Şu an açılacak bir kapatma davası Türkiye Cumhuriyet tarihinin, ekonomik olarak, en büyük ihanetlerinden birisi olacaktır. 

 

Artık zor; AKP kapatılmayacak!

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 19-05-2008

0

Cemil Ertem Taraf Gazetesi Yazısı

Bütün veriler kötü gelmeye başladı. İşsizlik, doğrudan yabancı yatırımlar, tüketici güven endeksi… Merkez Bankası’nın faiz artırması da çok şeyi değiştirmeyecek. Çünkü artık faiz dâhil Merkez Bankası’nın elindeki para politikası araçları etkinliğini yitirdi. Bundan böyle bu araçların piyasaların dikkatini çekecek oranda kullanımı istendiğinin tam aksi sonuçlara yol açabilir. Yukarıdaki temel veriler dışında, özel sektörün borçluluk seviyesinin de yükselen enflasyon ve kurla birlikte sorun olmaya başladığını söyleyebiliriz. Yabancı yatırımların geçen yıla göre yüzde 80,4 azalması çok kaygı verici bir gelişme. Zaten portföy yatırımları da giderek azalıyor. Son üç yıllık dönemde, yabancı sermaye girişi, önceki dönemlerden farklı olarak, önemli ölçüde reel kesim borçlanması ile doğrudan yatırımlar kaleminde yer alan özelleştirme gelirlerinden kaynaklanmıştır. 2007 yılı son verilerine göre ise, finans hesabının kompozisyonunun yaklaşık yüzde 65’i reel kesim borçlanmasından oluşurken, portföy yatırımlarının tamamen durma noktasına gelmesi, cari açığın finansmanında bu defa, geçen beş yıldan farklı bir finansman kompozisyonuyla karşılaşmamıza neden olmuştu. En temel farklılık 2006’da 8,2 milyar dolar civarındaki portföy hesabının 2007’de 0,1 milyar dolara gerilemesidir. 2007’de net doğrudan yatırımlarda yaklaşık 3 milyar dolar gerileme yaşanırken, söz konusu iki kalemde yaşanan düşüşler, diğer yatırımlar hesabındaki girişlerle fazlasıyla dengelenmişti.

Şimdi özel kesimin borçlanması duracak, doğrudan yatırımlar daha da azalacak. Bu durumda özelleştirmeleri hızlandırmak ancak geçici ve ucuz bir çözüm. Hükümetin bu yılki özelleştirme hedefi 11,8 milyar YTL. Artık bunun gerçekleşmesi çok zor. Ödemeler dengesi hesabında genel dengede 10,5 milyar dolar civarında fazla veriyoruz. Yani dış ticaret açığını finans hesabı karşıladığı gibi, 10 milyar dolar civarında, çoğu borçlanma ve doğrudan yatırımlar kaynaklı fazlamız oluyor. İşte bu 10 milyar dolar kuru aşağıya basarken hem kur artışı kaynaklı enflasyonu önlüyordu hem de ihracatımızı kolaylaştırıyordu. Buradaki doğrudan yatırımların çoğu özelleştirmedir.

Hükümet, çok zor olmasına rağmen, 2008 özelleştirme hedefini tuttursa bile bu yeterli olmayacaktır. Kaldı ki bu senaryoya AKP’nin kapatılması riskini dâhil etmiyoruz. Bu olasılık, ekonomi açısından, artık düşünülmesi bile güç bir durumdur. Elektrik, köprü ve otoyol özelleştirmelerine yerliler dışında Avrupalı firmalar girecek. Türkiye’nin 2008–2010 arası, hem hedeflediği özelleştirme rakamına ulaşması, hem durma noktasına gelen portföy yatırımlarını ve doğrudan yatırımları yeniden almaya başlaması için bütün siyasi risklerini berhava etmesi gerekir. Siz darbe tehdidi olan bir ülkede ismi Atatürk ya da Fatih Sultan Mehmet olan bir köprüyü, otoyolu almak istermisiniz?

Yani önümüzdeki altı ayda Türkiye’nin, orta ve uzun vadeli, sosyal içeriği olan, doğuyu da kapsayacak başka bir ekonomik programı tartışmaya başlaması için bu enflasyon ve durgunluk anaforunun içinde kaybolmaması gerekiyor. Bunun da tek yolu demokrasi. Başka çıkış yok. Yani bu yol tamamlanmadan bir başka yola geçemeyiz. 2008-2009’da, bir önceki yıl gibi olmasa bile, özel sektörün ve hazinenin borçlanması, portföy yatırımlarının yeniden hareketlenmesi, doğrudan yabancı yatırımların gelmeye başlaması ve konut, perakende, tekstil gibi sektörlerin çökmemesi gerekiyor. Örneğin tekstilde, her şeye rağmen, dış ticaret fazlası verdiğimizi unutmayalım. 2007 yılında tekstil ve hazır giyim 15,9 milyar dolarlık fazla verdi.

Şimdi, en azından, şu konuttan sonra gıdayı da saran kriz geçene kadar Türkiye’nin içinde bulunduğu senaryoyla devam etmesi gerekiyor. Bunun dışına çıkmak AKP’ye karşı olan kesimler için bile bir felaket. Toplumsal mutabakat burada sağlanacak.

Artık AKP’nin kapatılması zor.

Doğuya bakın çözüm orada!

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-05-2008

0

Cemil Ertem 2008-03-18 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

Bugün geçen hafta kaldığımız yerden yani hükümetin Güneydoğu paketinden, GAP’ın tamamlanmasından bahsedecektik. Ancak AKP’ye açılan kapatma davası bu konuyu da davanın politik etkileriyle birlikte ele almamızı gerektirdi.

Çünkü kapatma davasının en önemli hedeflerinden birisi AKP’nin, Kürt sorununda siyasi çözüme varacak ekonomik ve sosyal bir paketi ortaya atacak olması.

Bir kere bölgesel kalkınma, GAP’ın tamamlanması ya da bölgeye yeni “ yatırım paketleri” getirerek olmaz. AKP’nin ekonomik açılımı, giderek AKP’den bağımsızlaşarak, mutlaka sosyal ve siyasal bir çerçeveye oturacaktı. Bu olası sonuç, Kürt sorununda siyasi çözümü kendi sonu olarak gören kesimleri çok rahatsız etti. Kapatma davasının en önemli gerekçelerinden birisi budur. Kürt sorunu aynı zamanda kendi karşıtını yaratan ve besleyen bir sorundur. Yani Türkiye’de militarist, baskıcı bir oligarşinin varlığı, bölgedeki sorunlara ve Kürt sorunun şimdiye kadar çözülememiş olmasına büyük ölçüde bağlıdır.

Bugün yaşadığımız ekonomik ve politik birçok sorun bu sorunun türevi olarak ortaya çıkıyor ve gelişiyor. Türkiye’nin içe kapalı, azgelişmiş bir diktatörlük olarak kalmasından yana çıkarı olanlar için Güneydoğu’nun geri kalmışlığı adeta bir fırsatlar denizi. Bunun için, Cumhuriyet tarihi boyunca, yapılması gereken toprak reformları bir türlü yapılmadı.

Bugün yaşadığımız Kürt sorunun kökü buradadır. Türkiye oligarşisinin yapısı ve güçler dengesi her dönem değişti ama onun içindeki Ankara’ya bağlı yarı-feodal yapılar varlığını hep korudu.

Bu yapılar eskiden toprak ve maraba gücüyle oligarşi içinde yer alıyorlardı. Şimdi paramiliter yapılar örgütleyerek oligarşi içindeki yerlerini alıyorlar.

Bu yapılar ayrıca doğuda hayvancılığın ve kaçakçılığın çökmesinden sonra uyuşturucu trafiğini yönetiyor ve bizzat yapıyorlar.

Korucu örgütlenmesi ve yapısı ekonomik gücünü iki yerden alıyor; birincisi devletin örtülü ödenekleri, ikincisi uyuşturucu parası.

Bugün bu yapı bütün gücüyle politik bir güç olarak duruyor. Ve Kürt sorununu yönetiyor.

Doğunun makûs talihi bu çerçevede bir içe kapanma ve kapitalist sömürüye açılamama tarihidir de. Eğer Türkiye büyük burjuvazisi başından beri yeteri kadar güçlü olsaydı ve doğudaki feodal unsurlarla ittifak yapmak yerine, onları tasfiye edip, doğunun kapitalist yoldan sömürüsünü öne çıkarsaydı bugün Kürt sorununu bu kadar ağır yaşamıyor olacaktık. Bu tablo bize Ankara oligarşisinin nereden beslendiğini de söylemiyor mu?

Şimdi bu çerçevede AKP’nin ne milyarlarca dolarlık doğu paketleri ne de GAP’ın tamamlanması sorunun çözümü için yeterlidir. Proje ve bu projeleri gerçekleştirecek para elbette gerekli ama Ankara’daki demokrasi dışı yapıyı ve Güneydoğu’daki paramiliter- yarı feodal düzeni değiştirecek reformları yapmazsanız yine başa dönerseniz.

Türkiye önümüzdeki birkaç yıl içinde seksen yılda yapmadığı Doğu reformunu yapacak.

Niye mi? Birincisi: Kuzeydoğu Anadolu’nun Rusya’nın Putin- Medvedev’li döneminde ekonomik mekânsal önemi artacaktır. Ben Medvedev’li dönemde Rusya’nın küresel-liberal entegrasyona çok hızlı yaklaşacağını öngörüyorum. Bu anlamda Türkiye’de ki darbeci güçlerin Rusya ittifakı faktörü- Ahmet Altan’ın çok yerinde sorusu – geçerli değil.

Hatta tam tersi bir dinamik söz konusu.

İkincisi Irak ve Ortadoğu’yu artık küresel-liberal dünyanın bir parçası sayabilirsiniz.

Bu konuya devam edeceğiz.

DİSK’e saldırmak ya da sonun başlangıcı

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-05-2008

0

Cemil Ertem 2008-05-02 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

Bu hafta ekonominin önümüzdeki günlerdeki durumunu gösteren çok önemli verileri elde ettik. ABD Merkez Bankası (Fed)’in faizleri 25 baz puan indirerek yüzde 2 seviyesine getirmesi, yine ABD büyüme rakamlarının beklenenden iyi gelmesi ABD’nin, krizi başkanlık seçimleri sonrasına taşımama iradesini gösteriyor. Üstelik bu günlerde ABD yurttaşları evlerinin posta kutusunda vergi iadesi olarak 600 dolardan başlayan nakit çekleri buluyorlar. Yaklaşık 50 milyar doları Amerikan hükümeti yurttaşlarına dağıtıyor. Bunun nedeni çok açık. Kredi kartlarını tekrar harcama yapabilir hale getirmek istiyorlar. Bugün Amerika’da tipik bir orta sınıf ailesi kredi kartı ve mortgage borcu batağında. Hâlihazırda tüm kart sahiplerinin neredeyse üçte ikisi temerrüde düşmekte ve faizin faizini ödemektedir. Bu borç kişi başı 5000 doların üzerinde. Bush’un posta kutularına koyduğu 50 milyar dolar bu sorunu çözmeyecektir ama psikolojik etkisi ve beklenti çarpanı güçlü olacaktır. Bu haberlerin ABD kaynaklı krizi bitireceğini söyleyemeyiz. Çünkü daha öncede vurguladığımız gibi, bu kriz iki yıl önce başlayan bir “mortgage” krizi değildir. Bu, 1973’de kar oranlarının hızlı düşmesiyle başlayan çok yönlü ve derin krizin finalidir. Yani eskiyen ve yeni ekonominin yükünü kaldıramayan kurumların ve parasal sistemin yenilenme sancısıdır. Bu kriz sonrası ne ABD’nin hegemonyası eskisi gibi olacak ne de dolar eski dolar olacak. Kurumlar ve yapılar değişecek.

Peki ya Türkiye bu duruma ayak uydurabilecek mi? Çok zor gözüküyor. Şu 1 Mayıs’ta olan bitenler bile Türkiye’nin bu anafordan zarar görerek çıkacağını gösteriyor. Enflasyon cephesinde değişen bir şey yok. Merkez Bankası çok açık olarak fiyat istikrarını artık tek başına sağlayamayacağını itiraf ediyor. Küresel krize ve maliye politikasının etkinliğine beklentilere dikkat çekiyor. Öte yandan TÜİK’in açıkladığı dış ticaret verilerinde de değişen bir şey yok.

Ocak-mart dönemini kapsayan ilk çeyrekte dış ticaret açığı yüzde 33,1 artışla 16.011 milyar dolara yükseldi. 2007 Mart ayında yüzde 67,7 olan ihracatın ithalatı karşılama oranı, 2008 Mart ayında yüzde 68,1 olarak gerçekleşti. Ara malı ithalatı eğilimi de artmaya devam ediyor. Geçen yılın aynı dönemine göre; ara malları ithalatı yüzde 39,1 oranında arttı.

Bütün bu veriler krizin dünyada, ABD kaynaklı müdahalelerle, yumuşak bir geçişle idare edilebileceğini gösterirken, ne yazık ki, Türkiye, AKP’nin hataları yüzünden yara alacak.

AKP için bu 1 Mayıs yenilginin miladıdır. DİSK’e saldırmak aymazlığı sonun başlangıcı olmuştur. Artık AKP’yi Anayasa Mahkemesi’nin kapatmasına gerek yok.

AKP kendi kendisini kapattı. Daha önce yazmıştım AKP’yi devlet kapatmayacak. AKP, önce 27 Nisan sonrası Dolmabahçe’de askerle, şimdi de 1 Mayıs’ta faşist devletle uzlaştı. Çok açık, artık AKP Türkiye’nin demokratikleşmesi önünde bir engeldir. 27 Nisan sonrasında askerle uzlaşması bunun başlangıcı olmuş, 1 Mayıs öncesi de kafasında demoklesin kılıcı gibi sallanan kapatma davasının korkusuyla İstanbul’da sıkıyönetim ilan ederek ve işçi bayramında DİSK’e saldırarak bu süreci “devletin kendisi” olarak tamamlamıştır.

Dünya Bankası’nın Türkiye’yle ilgili hazırladığı “Ülke Ekonomik Memorandumu – CEM” raporunda Avrupa kaynaklı Doğrudan Yatırımların düşme riskine dikkat çekiyor ve dış açık kaynaklı riskin giderek ağırlaşacağı vurgusu yapılarak yargı sürecindeki anti-demokratik uygulamalara üstü kapalı gönderme yapılıyordu. Yani AKP’ye örtülü bir destek atılıyordu. Şimdi AKP 1 Mayıs’ta devleti çalışanların üstüne salarak karşısındaki cepheyi hem genişletmiş hem de sıklaştırmıştır. Halkından destek görmeyen, ülkesinin çalışanına, işçisine saldıran bir iktidarın bir müddet sonra dış destekçileri de olmayacaktır.

Rusya’mı? Maalesef O’da “liberal”! (2)

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-05-2008

0

Cemil Ertem Taraf Gazetesi Yazısı

Ergenekoncuların Rusya hevesi geçerli mi ya da bizim şimdilik suyun üstündeki kısmını gördüğümüz bu çeteleşmiş yapının uluslar arası bağlantıları var mı? Bugün bu sorunun yanıtını arayacağız. Ama önce, yarın haftaya piyasalar gergin başlayacak; neler olabilir buna bakalım: Cuma günü borsanın satış ağırlıklı bir seyir izlemesinde kapatma davasını Anayasa Mahkemesi’nin kabul edeceği varsayımı etkili oldu. Piyasalar olumsuz olanı satın aldı. Oysa güne Avrupa ve ABD Future piyasasındaki olumlu görünümün desteğiyle yükselerek başlanmıştı. ABD’den gelen haftalık işsizlik başvurularında geçen haftaya göre 9 bin kişi azalış gerçekleşti. Olumlu algılanan verilerle 41590 bölgesini test edildi. Ancak hem ABD’nin aşağı yönü hem de kapatma davasının risklerinin satılmaya başlanması düşüşe yol açtı. Hafta başında Anayasa Mahkemesi davayı kabul etse bile artık çok büyük düşüş beklenmemeli. Çünkü satış cuma gerçekleşti.

Endekste 39600, 37500 ve 36350 destekler olarak verilirken, 41300, 42520 ve 43500 dirençler olarak izlenecek. Dava ret edilirse 43500 üzerinden 45000’e doğru gidilebilir. Aynı şekilde dövizde de 1,2’leri tekrar görebiliriz.

Şimdi gelelim şu Rusya mevzuuna:

Bulunduğumuz coğrafyayı önümüzdeki yıllarda üç dinamik belirleyecek. Birincisi AB’nin genişleme dinamiği, ikincisi ABD’nin yeni konumu ve yapılanması ve Rusya’nın hem bulunduğumuz coğrafyadaki hem de küresel ekonomideki yeni rolü. Rusya’nın yeni yönelimleri Türkiye’yi çok ilgilendiriyor.

Avrasyacı Tezler

Yaşadığımız krizin dünyada ekonomik ve siyasi bir ayrışmayla sonuçlanacağını ve batının alternatifi yeni bir odağın Avrasya bölgesinde şekilleneceği tezi yeni değil. Bu tez, ekonomik gücü ve siyasi geçmişi nedeniyle Rusya’yı merkeze oturtuyor. Ulusalcı ve Avrasyacı tezlerin Şanghay İşbirliği Örgütü’ne kadar uzanıp Çin’i de içine alan versiyonları da var.

Ergenekon operasyonuyla “ bu kadar da olmaz, bunların mutlaka bir dış bağlantıları ya da beklentileri vardır” görüşü gündeme geldi.

Burada “bağlantı” işi biraz zayıf bir ihtimal ama “beklenti” tabii ki doğru. Yaşanılan küresel krizin, ABD’nin gücünü geriletip, tek odaklı bir siyasi ekonomik yapıdan çok odaklı yeni bir yapıya yol açarak sonuçlanacağı, ulusalcı tezleri savunanların ciddiye aldıkları, hatta yaydıkları bir görüş. Burada Türkiye’nin de, başını Rusya’nın çektiği AB ve ABD karşıtı yeni bir merkezin hatırı sayılır bir odağı olacağı iddiası, ulusalcı kanat tarafından oldukça ciddiye alınıyor, hatta geliştiriliyor.

Geçen perşembe Taraf’ta Hakan Aksay yazdı; “ Avrasyacılar Kremlin’i Türkiye’ye karşı kışkırtıyor” diye. Bu Avrasyacılar bizim ulusalcıların Rusya şubesi gibi. Avrasya Hareketinin lideri Dugin, Ergenekon operasyonu olunca bir basın toplantısıyla operasyonu kınamış. Aslında Dugin gibiler tipik marjinal, neo-faşist Rus milliyetçileri. Bunlar Putin’in AB ve ABD’yi dışlayarak Çin, Hindistan gibi ülkelerle birlikte yeni bir odak oluşturma yöneliminin yarım kaldığını iddia ediyorlar. Hâlbuki Putin başından beri, – böyle bir eğilimi varmış gibi görünmesine rağmen- Rusya’nın, AB ve ABD ile yeni ilişkiler geliştirerek, küresel dünyanın güçlü oyuncusu olacağı görüşündeydi. Bunun için hem AB ile hem de ABD ile ilişkilerini hep sıcak tuttu. Hatta ABD’nin Irak ve Ortadoğu yolunu açtı. Zaten bu tercihi Rusya’yı ipten çekip aldı. Çünkü işgal ve ekonomik krizle birlikte artan petrol fiyatları bugün Rusya’yı yeniden güçlü ve sorunsuz bir ekonomi yaptı.

Mafyacı Oligarklardan saygın burjuvalara

1990’ların sonunda, 1998 krizinden hemen önce, Rus ekonomisi hala Sovyet korporasyon sisteminin zararlı kalıntılarını taşıyordu. Bu özellik, el konulan kamu işletmelerini bürokratik mafyanın eline veriyordu. Kamunun yağması veYeltsin dönemindeki daralma ve üretimsizliğin sonucu, uluslar arası piyasalardan borçlanma zorunluluğu olarak kendisini gösterdi. Yani IMF işe başladı.

1990’ların sonunda petrol ve gaz gelirleri GSYİH’nın yüzde 20’sine eşitti. Yaklaşık 70–80 milyar dolar gibi bir değere denk gelen bu meblağ yağmalanan Rus ekonomisinin ihtiyacını görmüyordu. Ve Rusya krizle tanıştı. Ancak krizin asıl nedeni mafyalaşmış bürokrasinin, yağması ve dışarıya sermaye kaçırmasıydı. 1990’lar boyunca her ay yurtdışına çıkarılan sermaye miktarı iki milyar doları buluyordu. Bu yıllık 20–25 milyar dolara denk geliyordu ki; Rusya’nın o zamanki ihracatının yüzde 30’unu teşkil ediyordu. Rusya’dan kaçırılan fonlar küresel sermaye için ucuz kaynak oluşturdu. Bu süreci sanayisizleşme ve oligarşik devletin oluşması izledi.

Rusya Federasyonu’nun, dünya ekonomik sistemine hammadde satıcısı ve küresel sermaye için bir pazar olarak dâhil olması doğrultusunda, devlet yapılanmasının yeniden oluşması gerekiyordu.

Yeltsin’in oligarşik ve bürokratik yağmacı devleti yerini, Putin’in Washington uzlaşısını takip edecek devletine bıraktı. Artık 1998 krizinden hemen önce, yanlış bir zamanlamayla, Moskova’da şube açan Goldman Sachs rahat bir nefes alabilirdi.

Bu tarihten sonra petrol gelirlerinin artması ve batı ile düzenli ilişkiler, tahıl ve sanayi ihracatını da artırdı. Yeltsin döneminde yüzde 50’lere düşen kapasite kullanım oranları yeniden yükseldi.

Öte yandan ABD’nin Irak petrolünü ele geçirme ve Ortadoğu kaynaklarını denetim altına alma girişiminin başladığı andan itibaren, Rus enerji arzının AB için önemi arttı.

Enerji Stratejisi ve Gazprom

Putin Rusya’sı başta AB olmak üzere dünyaya yalnız petrol değil, sanayi ürünleri ve gaz ihracatında da iddialı olmayı hedefledi. Sanayileşmenin, enerji üretiminin ve ihracatının, mali piyasaları derinleştirmekten geçtiğini Putin farkına vardı. Bunun yolu da AB ile ticari ve politik ilişkilerin gelişmesi idi. Bu yüzden 2003’te son halini alan ve 2020’ye kadar sürecek Rus enerji stratejisinde Gazprom ve AB’ye dönük enerji ihracatı önemli bir yer tutuyor. Rusya’nın bu stratejik yönelimiyle AB’nin enerji ihtiyacı örtüşmektedir. Bunun dışında Putin Rusya’sı bu süreçte ABD kaynaklı mali sermayeyle ciddi işbirliği yaptı. Rusya’da sermaye piyasaları son on yılda hem büyüdü hem de derinleşti.

Rusya’nın 2000 – 2020 Yılları Arasında AB’ye Enerji İhracatı*

Enerji Türü

2000

2005

2010

2015

2020

Toplam (milyon tpe)

506

530+

530+

550+

565+

Petrol -ham ve işlenmiş petrol- (milyon ton)

173

160+

155+

155+

150+

Doğal Gaz (milyar m3)

205

245+

245+

260+

270+

Kömür (milyon ton)

17

14 – 18

15 – 20

15 – 21

18 – 20

Elektrik (milyar kWh)

15

22 – 25

30 – 35

35 – 55

40 – 75

Kaynak: Russian Energy Strategy to 2020.

*: (+) tahminî rakamların belirtilenin üzerinde olabileceğini göstermektedir.

Bunun dışında Rusya’nın Güney ve Doğu petrol hatları ve Hindistan, Çin ve Japonya’ya yönelik hattın tamamlanması 2030’u bulacak. Bu hat, 700 milyon ton petrol kapasitelidir. Bu hattın çalışması, birçoklarının sandığı gibi, ABD’den bağımsız olmayacak. Bu hattın tamamlanması için küresel sermayenin finansmanı gereklidir.

Bugün Putin’in seçtirdiği Medvedev, Rusya’nın hem AB ile hem de ABD ile ilişkilerini derinleştirerek geliştirecek. Putin döneminde Rusya yağmacı Oligarklardan saygın burjuvalara giden bir yol izlemiştir. Bu yol zorunlu olarak başka AB olmak üzere finans ve hizmetler alanlarında da ABD sermayesiyle bütünleşmeyi gerektirmiştir. Medvedev’li dönemde Rusya’nın doğrudan yabancı yatırımları çekmede ikinci bir Çin olacağı kesindir. Mayıstaki devir teslimden sonra Rusya’nın liberal politik hattı daha da belirginleşecek. Eğer ABD başkanlık seçimlerinde Demokratlar iktidara gelirse Ortadoğu’nun AB-Rusya-ABD üçgeninde yeniden şekillenmesi kaçınılmaz olacak.

Şimdi neymiş aç tavuk kendini buğday ambarında sanırmış, ulusalcı-darbeciler çok yalnızlar çok. Artık Rusya’ları da yok.

*************************KUTU 1****************************

Gazprom’un bir ayağı AB’de

Gazprom’un %36,81’i tüzel kişiliklere, %11’i yabancı tüzel kişiliklere, %13,32’si RF vatandaşı gerçek kişiliklere ve %38,37’si doğrudan Rus devletine ait. Gazprom bugün Rusya ve AB ilişkilerinde kilit role sahip. Almanya Gazprom’un ortağı gibi.

Enerji kaynağı sınırlı olan Almanya yılda 100 milyar metreküp doğal gaz tüketiyor. Almanya bunun sadece %20’sini kendi üretimi ile karşılayabiliyor. Doğal gaz gereksinimi Almanya’da sürekli yükselen bir çizgi takip ediyor.

Alman firması Ruhrgaz Gazprom’un %6,43’üne sahip. Rurhgaz bu sayede Gazprom’un en büyük iştirakçileri ve en büyük yabancı ortağı konumunda. Gazprom açısından sıcak para ve teknoloji transferi Winterschall AG, Achimgas, Wingas, ve BASF gibi diğer Alman firmaları ve Deutche Bank’tan oluyor. Achimgaz BASF’a ait Winterschall AG ile Gazprom’’un eşit hisse ile kurduğu ortak şirket. Wingaz’da ise Winterschall’ın %65 ve Gazprom’un %35 hissesi var.

Gazprom 2005’te BASF ile Kuzey Avrupa Doğal Gaz Boru Hattı’nın (NEGP) için anlaşma sağladı. NEGP’nin %51’i Gazprom’a ait. BASF ve EON ise %24,5’er hisse aldı. Gazprom Alman firmalarını “stratejik ortak” olarak ilân etti. Öte yandan Gazprom Fransız şirketi Total’le de ortak projeler yürütüyor. Rusya’nın Kuzey Batısındaki Barents denizinde bulunan Stokman doğal gaz sahasının da Total’le ortak.

*******************KUTU2**********************************

AB’ye giden enerji

Dünya enerji üretiminin yaklaşık yüzde 12‘sini Rusya gerçekleştiriyor.
Bugün için Rusya, dünyanın sahip olduğu kanıtlanmış petrol rezervlerinin yaklaşık yüzde 6‘sına sahip. Üretici olarak ise Suudi Arabistan‘dan sonra dünyanın en büyük ikinci petrol üreticisidir. Rusya, iç tüketimde kullandığı üçte birini -ki bu Rusya‘yı dünyanın 5. büyük petrol tüketicisi yapıyor- dışında kalan petrolü ağırlıklı olarak AB‘ye satıyor. Dünyanın kanıtlanmış en büyük doğalgaz rezervleri Rusya‘nın elinde. 2.000–2.300 trilyon metreküp civarındaki bu rezervler dünya toplamının yaklaşık üçte biri Dünya toplam üretiminin yüzde 22‘si Rusya tarafından yapılıyor. Bu üretimin önemli bir kısmı içerisinde Türkiye‘nin de yer aldığı Avrupa‘ya ihraç ediliyor. Rusya‘nın GSMH‘sinin yüzde 25‘ini, İhracat gelirleri ve bütçesinin de yarısını enerji gelirleri oluşturuyor.