ALTERNATİF İKTİSAT NOTLARI

Posted by ertemcemil132 | Posted in Alternatif İktisat, İstanbul Üni. Verilen Dersler | Posted on 16-06-2008

0

YENİ BİR İKTİSADA BAŞLANGIÇ DERSLERİ

Bu notlar çeşitli tarihlerde yazdığım “alternatif iktisat” yazılarının bir derlemesi. Şimdi burada yayınlamamın nedeni ise bugünlerde Marksist iktisat referans verilerek küreselleşme sürecinin yeni akım sol bir iktisadı doğuracağı tartışmasının başlaması. Bu tartışmaya Referans Gazetesi’nde Güven Sak ve Nabi Yağcı katıldı. Bu ön notları derli toplu bir makaleye (referansları ile birlikte) dönüştürmek artık boynumun borcu. Belki bir kitap olur. Ama bundan önce burada yayınlıyorum ki eleştirileri, eksikleri saptayalım. Bu yazıların dipnotlarını da önümüzdeki günlerde yayınlayacağım. Okurken kopukluk ve tekrarlara rastlayacaksınız. Lütfen geçiniz. Bunları birlikte düzelteceğiz.

Sweezy, Baran ve Magdoff 1942’de “Eğer kapitalistler kendi başlarına sermaye biriktirir, böylece her birinin kontrolü altındaki sermaye artarsa, daha büyük miktarlarda üretim mümkün olur” der. Marx’da buna sermayenin yoğunlaşması der. Sermayenin kapitalizmin tünelindeki yolculuğunu üç istasyonla sınırlayabiliriz.

Birincisi sermayenin birikimi, ikincisi yoğunlaşması üçüncüsü merkezileşmesi ve ihracı. Yoğunlaşma rekabeti ortadan kaldıran merkezileşmenin öncüsüdür ama kendisi değildir. Bu bakımdan birikim ve yoğunlaşmadan daha farklı bir süreç olan merkezileşme toplumsal servetin tekellerde toplanmasıdır. Bu süreç sınırları belli olan bir ekonomide büyük çoğunluk aleyhine hızlı bir yoksullaşmayı ve mülksüzleşmeyi beraberinde getirir. Çünkü merkezileşmede, birçok kişinin kaybettiği bir yerde, bir kişinin elinde büyük miktarlarda sermaye toplanmış olur. Yani birikiminin ve yoğunlaşmanın aksine merkezileşmede toplum, kısmi de olsa, zenginleşmiş olmaz, tam aksine fakirleşir. Herhangi bir endüstri dalında merkezileşme bir tek şirket kalıncaya kadar sürebilir. Bu bir ekonomi için akıldışı bir süreçtir. Çünkü tekelleşen malların fiyatı artar, bir müddet sonra ortalama kâr oranları da düşmeye ekonomi tam istihdamdan uzaklaşmaya başlar. Burada tekellerden geçinen bir orta sınıf yaratılmış olur, ama büyük çoğunluğun yoksulluğu niceliksel ve niteliksel olarak artar.

Bu aynı anda kıtlıktır. Yani başta temel mallar olmak üzere insanın yaşaması için güncel mallar da “kıt” olur ve fiyatları artar. Çünkü kar oranlarının giderek düşme eğilimi tekelleri yüksek fiyat mekanizması ile ayakta kalmaya zorlar. Tekelci yapı bunun için şimdiye kadar bilgiyi ve teknolojiyi de denetleyerek bunu başarabildi. Ama bugün kapitalizm bunu yapmakta zorlanıyor.

Küresel Enflasyon Değişimin Habercisi

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 26-05-2008

0

 

Petrol fiyatları bugün bir senaryonun parçası olarak artıyor.
Bu durum, sadece bir simge ve bir çözülmenin işareti. Şimdi olan biteni 1970’lerdeki krize de benzetenler var. Benzetmeye gerek yok olan biten bu krizin kuyruğu aslında.
1973 krizi, yüksek enflasyonu ve durgunluğu getirmişti. Sorun yine dolardı. Çünkü Nixon 1971’de doların altına olan bağımlılığını kaldırmış, doların başıboş bir para olacağı ve değerinin düşeceği öngörülmüştü. Üstelik Amerika şimdiki gibi, Vietnam savaşı dolayısıyla çok yüksek askeri harcamalar yapmıştı. Ancak 1970’lerin asıl önemi dünyanın teknolojik ve siyasi değişimin eşiğinde olmasıydı. Demir çelik ve petro-kimya sanayilerinin egemenliğinin sonuna gelinmişti. Bu ana kontrol sanayilerindeki kar oranları hızla düşüyordu. Dünya üçüncü nesil biyoteknoloji ürünleri, yongalar, mikro elektroniğe dayalı ekonomiye geçiş sancısı çekmeye başlamıştı. Eski ana kontrol sanayilerinde çok hızlı düşen kar oranlarını telafi etmek için devlet ekonomileri çözüldü, özelleştirmeler ve arz yönlü iktisat hızla devreye sokuldu. Aslında bu çözüm değildi. Sadece karşılıksız doların ve eski kontrol sanayilerinin egemenliğini bir süre daha devam ettirmeye yarayacaktı. Bu arada 1970’lerde, Amerikan egemenliğine dayalı bu sistemin bir diğer yüzü ve yürütücüsü olan Sovyetler de hızla çözülmeye başlamıştı. Yani 1973’den sonrası çok hızlı bir ekonomik ve siyasi değişime sahne olacaktı ve öyle oldu. Şimdi olanların 1973’de başlayan krizle benzer belirtiler taşıması bu anlamda tesadüf değil. Çünkü dolar şimdiye kadar karşılıksız para olarak durumu idare etti. Doların arkasında ise giderek çürüyen Amerikan eski kontrol sanayileri, savaşa dayalı yayılmacı anlayış ve onun ekonomi politikaları vardı.
Şimdi Amerika ve dünya önemli bir makas değişimine hazırlanıyor. Aslında bu çok gecikmiş bir adım olacak. Bu anlamda şu günleri keskin bir çöküşle sonlanacak bir kriz olarak göremeyiz. Petrol fiyatları ne olursa olsun bugün, dünya ekonomisinde, bunu telafi edecek parasal güç var. Yani çok büyük bir sermaye birikiminin üzerinde oturuyoruz.
1970’lerin sonundan beri düşen kar oranlarını telafi etmek için çözülen devlet ekonomileri ve arz yönlü hat bu birikimi sağladı. Ancak bu birikim şimdi hızla Amerika ve Avrupa denetiminden çıkıyor. Aslında olan bir yönüyle de bu. Petrol ve diğer stratejik emtiaların fiyatlarını hızla artması ve daha da artma eğilimi taşıması bunu sağlıyor. Petrol ve doğalgaz rantları Rusya ve diğer petrol üreticisi ülkelere gidiyor. Öte yandan yine kar oranlarının düşüşüne çare olarak düşünülen ve artan liberalleşmeyle birlikte Asya ve gelişmekte olan ülkelere kaydırılan üretim gücü bu dünyanın önemli bir sermaye birikiminin üzerine oturmasına yol açtı.
Bu durumda Avrupa genişlemesi kaçınılmaz. Çünkü Avrupa, çözümü enerji ve pazar zenginliği olan doğuya doğru genişlemekte görüyor. Amerika yalnız militarizme dayalı bir egemenlikte ısrar etmenin hem kendisinin hem de dünya sisteminin sonu olacağını gördü. Bundan sonra daha akılcı ve “ duruma uygun” politikalar üretecek. 2009’da Demokratların iktidara gelmesi durumunda bu hat güçlenecek. Ancak petrol fiyatlarının yükselmesiyle kendisini belli eden bu değişim isteği bir müddet daha sürecek.
Petrolün ve başta gıda olmak üzere diğer stratejik emtiaların fiyatlarının bu çılgın artışı aslında bir değişim isteğidir. Önümüzdeki günler bu istek daha fazla ete kemiğe bürünecek.
Petrol 300 dolara çıkabilir; altın çıldırabilir, gıda fiyatları tarihi zirve yapabilir. Bunları görebiliriz. Ama çok önemli değişimleri de göreceğiz. Türkiye’de bu değişim dalgasından ayrı değil. Ankara’da olanlar da aslında yaklaşmakta olan bu değişime nafile direnme içgüdüleri.