Bütün bu olanlardan sonra şu “piyasa” denen “şeyin” nasıl işlediği ya da nasıl işleyemediği ve birilerinin de bütün bir 20. yüzyıl boyunca olan bitene piyasa adını verip bizi işlettiği de anlaşılıyor. Şimdi de yeni bir Bretton-Woods ihtiyacı ortaya atıldı. Evet, işte buna gerçekten ihtiyaç var. Zaten Keynes’in bıraktığı yere geldik gibi. Bretton-Woods’ta çarpışan iki plan vardı. Birincisi Keynes’in küresel bir para sistemi ve küresel merkez bankasını içeren ulus-devlet ekonomilerinden küresel ekonomiye geçişi tedrici olarak yapmayı amaçlayan planı; ikincisi ise Amerikan görüşlerinin toplandığı ve zaman içersinde doları küresel para yerine geçirmeyi amaçlayan White planı. Sonuçta çok ufak değişikliklerle White planı kabul edildi ve savaş sonrası Amerika’nın hegemonyasının ilk adımı atıldı. Bu anlamda Keynes’in devletçiliği bizim ulusalcıların sandığı gibi ideolojik değil, sadece konjonktüreldir. Keynes’in nihai amacı aslında küresel piyasa mekanizmasını ve para sistemini sorunsuz çalıştırmaktı.
Yukarıdaki resim Kardemir’in açılışı… Kontrol Sanayine çaresiz bir uyum çabası..
Posted by ertemcemil132 | Posted in Finans Politik | Posted on 20-06-2008
0
Geleceğin İşaretleri: Görünür ama Hassas…
Tarihçilerin belki de yüzyıllar sonra bile, anbean, tüm insanlığa hatırlatacağı günleri yaşıyoruz. Kapitalizm var olduğundan beri en önemli değişimlerinden birini yaşıyor. Kapitalizmin bu değişimi hiç şüphesiz topyekûn bir değişimi de beraberinde getirecek. Bu açıdan insanlığın değil ama kapitalizmin tarihinin sonuyla yüz yüzeyiz gibi.
Bu değişimi formüle etmek, en azından şimdilerde, çok zor. Ama özellikle solun bu cesareti göstermesi gerektiğine inanıyorum. Bugünlerde Ortadoğu’da yaşananlar, Amerikan yayılmacılığının hiç duraksamayan cüreti, bir önceki krizleri bile aratacak bir yoksullukla ve çaresizlikle gelen resesyon dalgası, bize aslında öfkenin yanında geleceğin bilgisini de getiriyor. Özellikle son bir yıldır yaşanılan ve neredeyse bir ekonomik teröre varan faiz-kur operasyonları ve likiditeyi kontrol etme müdahaleleri küresel kapitalizmin sermayenin bu birikim evresinde, her zamankinden daha fazla zorlanacağının işaretini veriyor. Ama bu eşik insanlık için yeni bir fırsatı doğuracak mı? Galiba bugünlerde en can alıcı soru bu olmalı. Bu sorunun cevabına biraz olsun yaklaşabilmek için biraz sıkıcı bir yerden başlamak gerekiyor.
İlk önce teorinin grisi…
İki temel kavramdan ve bunlara bağlı bir hipotezden başlamak istiyorum. Önce kavramlar:
Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 26-05-2008
0
Petrol fiyatları bugün bir senaryonun parçası olarak artıyor.
Bu durum, sadece bir simge ve bir çözülmenin işareti. Şimdi olan biteni 1970’lerdeki krize de benzetenler var. Benzetmeye gerek yok olan biten bu krizin kuyruğu aslında.
1973 krizi, yüksek enflasyonu ve durgunluğu getirmişti. Sorun yine dolardı. Çünkü Nixon 1971’de doların altına olan bağımlılığını kaldırmış, doların başıboş bir para olacağı ve değerinin düşeceği öngörülmüştü. Üstelik Amerika şimdiki gibi, Vietnam savaşı dolayısıyla çok yüksek askeri harcamalar yapmıştı. Ancak 1970’lerin asıl önemi dünyanın teknolojik ve siyasi değişimin eşiğinde olmasıydı. Demir çelik ve petro-kimya sanayilerinin egemenliğinin sonuna gelinmişti. Bu ana kontrol sanayilerindeki kar oranları hızla düşüyordu. Dünya üçüncü nesil biyoteknoloji ürünleri, yongalar, mikro elektroniğe dayalı ekonomiye geçiş sancısı çekmeye başlamıştı. Eski ana kontrol sanayilerinde çok hızlı düşen kar oranlarını telafi etmek için devlet ekonomileri çözüldü, özelleştirmeler ve arz yönlü iktisat hızla devreye sokuldu. Aslında bu çözüm değildi. Sadece karşılıksız doların ve eski kontrol sanayilerinin egemenliğini bir süre daha devam ettirmeye yarayacaktı. Bu arada 1970’lerde, Amerikan egemenliğine dayalı bu sistemin bir diğer yüzü ve yürütücüsü olan Sovyetler de hızla çözülmeye başlamıştı. Yani 1973’den sonrası çok hızlı bir ekonomik ve siyasi değişime sahne olacaktı ve öyle oldu. Şimdi olanların 1973’de başlayan krizle benzer belirtiler taşıması bu anlamda tesadüf değil. Çünkü dolar şimdiye kadar karşılıksız para olarak durumu idare etti. Doların arkasında ise giderek çürüyen Amerikan eski kontrol sanayileri, savaşa dayalı yayılmacı anlayış ve onun ekonomi politikaları vardı.
Şimdi Amerika ve dünya önemli bir makas değişimine hazırlanıyor. Aslında bu çok gecikmiş bir adım olacak. Bu anlamda şu günleri keskin bir çöküşle sonlanacak bir kriz olarak göremeyiz. Petrol fiyatları ne olursa olsun bugün, dünya ekonomisinde, bunu telafi edecek parasal güç var. Yani çok büyük bir sermaye birikiminin üzerinde oturuyoruz.
1970’lerin sonundan beri düşen kar oranlarını telafi etmek için çözülen devlet ekonomileri ve arz yönlü hat bu birikimi sağladı. Ancak bu birikim şimdi hızla Amerika ve Avrupa denetiminden çıkıyor. Aslında olan bir yönüyle de bu. Petrol ve diğer stratejik emtiaların fiyatlarını hızla artması ve daha da artma eğilimi taşıması bunu sağlıyor. Petrol ve doğalgaz rantları Rusya ve diğer petrol üreticisi ülkelere gidiyor. Öte yandan yine kar oranlarının düşüşüne çare olarak düşünülen ve artan liberalleşmeyle birlikte Asya ve gelişmekte olan ülkelere kaydırılan üretim gücü bu dünyanın önemli bir sermaye birikiminin üzerine oturmasına yol açtı.
Bu durumda Avrupa genişlemesi kaçınılmaz. Çünkü Avrupa, çözümü enerji ve pazar zenginliği olan doğuya doğru genişlemekte görüyor. Amerika yalnız militarizme dayalı bir egemenlikte ısrar etmenin hem kendisinin hem de dünya sisteminin sonu olacağını gördü. Bundan sonra daha akılcı ve “ duruma uygun” politikalar üretecek. 2009’da Demokratların iktidara gelmesi durumunda bu hat güçlenecek. Ancak petrol fiyatlarının yükselmesiyle kendisini belli eden bu değişim isteği bir müddet daha sürecek.
Petrolün ve başta gıda olmak üzere diğer stratejik emtiaların fiyatlarının bu çılgın artışı aslında bir değişim isteğidir. Önümüzdeki günler bu istek daha fazla ete kemiğe bürünecek.
Petrol 300 dolara çıkabilir; altın çıldırabilir, gıda fiyatları tarihi zirve yapabilir. Bunları görebiliriz. Ama çok önemli değişimleri de göreceğiz. Türkiye’de bu değişim dalgasından ayrı değil. Ankara’da olanlar da aslında yaklaşmakta olan bu değişime nafile direnme içgüdüleri.