İsrail-Suriye ve İstanbul’daki hırsız baronlar

Posted by ertemcemil132 | Posted in Star Gazete Yazıları | Posted on 03-11-2011

0

Ekonomi ve siyaset ilişkisi böyle dönemlerde güçlenir. Şu sıralar dünyanın finans merkezi olmaya aday İstanbul’da olanlar ile Hakkâri’de olanlar arasında amaçlananlar itibarıyla önemli bağlantılar olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye, Suriye’den başlamak üzere, Arap Baharı’nın etkin diplomatik ve siyasi gücü olmaya devam ediyor. Şu sıra Ortadoğu’da diken üstünde üç ülke var. Suriye, İran ve İsrail hem kendi iç muhalefetlerine hem de Türkiye cephesine odaklanmak zorundalar. Esir takası süreci, hiç şüphesiz İsrail’in gerileyeceği Türkiye’nin de etkinliğinin artacağı yeni bir süreçtir.

Büyük tercih: Karşılıksız dolar ya da Apple iPhone-5

Posted by ertemcemil132 | Posted in Star Gazete Yazıları | Posted on 03-11-2011

0

Doların yükselişinin bir kur operasyonundan çok daha fazla şeyi ifade ettiğini söyleyebiliriz.  Amerikan Merkez Bankası, şu ‘twist’ operasyonu ile bir taşla birkaç kuş vurmayı denedi.

Operasyonun görünürdeki amacı, uzun vadede faiz oranlarını bu seviyede kalmasını garantilemek olsa da, Fed, bu yolla ABD kağıtlarına ve dolara olan talebi, kısa sürede, sıçratacağını tabii ki hesap etti; operasyonun

Meclis’teki partiler aslında ne istiyor

Posted by ertemcemil132 | Posted in Star Gazete Yazıları | Posted on 03-11-2011

0

Dün Meclis’in açılışıyla Türkiye yeni bir döneme adım attı. Öyle gözüküyor ki bu dönem birçok alanda hepimiz için bir başlangıç olacak. Meclis’in BDP’nin katılımıyla açılması tabii ki barış umutlarını artırıyor. İçinde bulunduğumuz dönem, bölgesel ve küresel birçok faktörün sürece etki edeceği, yönlendireceği kaotik bir yeniden yapılanmanın tarihi olabilecek kadar önemli.

Kör terörün ve kriz cenderesinin kaynağı belli

Posted by ertemcemil132 | Posted in Star Gazete Yazıları | Posted on 03-11-2011

0

Batı basını, S&P’nin, harika zamanlamalarla(!) ABD’den sonra İtalya’nın da notunu düşürmesinden tutun da, bu konuda yapılan zirvelere kadar tüm haberleri ‘The Greek dept crisis’ yani ‘şu bildiğiniz Yunan borç krizi’ yakıştırmasıyla veriyor.

Bugün krizi İrlanda ve Yunanistan gibi küçük ülkelerin iflası ile açıklamaya çalışan Anglosakson medyası, aslında böyle yapmakla bir taşla birkaç kuş vurmaya çalışıyor.

Birincisi krizin kaynağının bu ülkeler olduğu yanlışı yerleştirilmeye çalışılıyor. İkincisi ve daha da önemlisi, bu ülkelerin ve sistemin kurtuluşunun AB para birliğinden çıkışla olacağı anlatılıyor. Geçen gün Roubini’de ‘Yunanistan Drahmiye’ye dönsün’ dedi. Bunun çıkar bir yol olmadığını en iyi bilenlerden birisi herhalde Roubini’dir.  Ama militarist batı basınının Yunan milliyetçileriyle birlikte tartıştığı bu yol, dünyaya Yunanistan üzerinden ‘başka bir şey’ anlatıyor.

Bu, çok açık olarak, siyasi küreselleşmenin durdurulması ve AB bütünleşmesinden bir ulus-devletler saldırganlığı üretme iradesinden başka bir şey değildir.

Yunanistan ilk önce Euro Bölgesi’nden sonra da- bunun doğal bir sonucu olarak- AB’den çıksın demek, AB sürecini durdurmak olduğu kadar, Yunanistan’ı yeniden Avrupa’nın doğuya uzanan bir uçak gemisi olarak kullanmak ve krizden çıkışın savaşa dayalı yolunu açmak olduğundan şüpheniz olmasın. Yani 20. yüzyılın başındaki senaryonun benzeri oynanmaya başlandı. O zamanda Britanya, Yunanistan’ı bir koçbaşı gibi Türkiye topraklarına sürerek, Türkiye’den başlayan ve Ortadoğu’ya uzanan ulus-devletler haritasını kanla çizmişti. Tabii ABD, Britanya’nın o zamanlar yarıda bırakmak zorunda kaldığı bu haritayı, 1948’de İsrail’i oraya sıkıştırarak ve daha sonra da kendisine bağlı eli kanlı diktatörler yaratarak tamamladı. İşte tam da şimdi, Yunan milliyetçileri, neoconlar, İsrail ve AB’nin içindeki ulus-devletçi militaristler, Kıbrıslı Rumları önlerine katıp yeni bir Türkiye sorunu ortaya çıkarmak istiyorlar. Şu Kıbrıs kıta sahanlığında sismik araştırma yapma hikâyesi tam da budur.

Aslında bu adımla, Kıbrıslı Rumları da harcamış oluyorlar; çünkü bu adım, Türkiye’yi devreye sokarak Rum kesimini, yalnız Güney Kıbrıs’a sıkıştıracak ve uzun vadede de Rumlar’ın meşruiyetlerini yitirmesine neden olacaktır. Kıbrıslı Rumlar’ı kullananların, krizi bu bölgeden başlamak üzere savaşla çözme yanlısı olan, neoconlar ve onların doğal müttefiki İsrail militarizmi olduğunu artık biliyoruz.

Savaş ittifakı barışçı – bütünleştirici çözümleri erteliyor

110920-113045-cemilc.jpg

Önümüzdeki günlerde bu savaş ittifakı, kör terörden başlamak üzere bütün kaos silahlarını devreye sokacak; aynı zamanda, Türkiye içindeki finans oligarşisi yoluyla da Türkiye’yi krizin ortasına sürüklemek için ellerinin altındaki banka ve fonları kullanacaktır.

Şu tarihten itibaren Türkiye’de kör terörden, Meclis’in yeni Anayasa yapma doğrultusunda adım atmasını engellemeye kadar varan bütün siyasi gelişmeler, bu savaş ve kriz cenderesini tezgâhlamak isteyen güçlerin stratejisinden bağımsız olmayacaktır. K. Afrika’da ve Ortadoğu’da kendilerinden bağımsız bir demokratikleşme istemeyen bu küresel savaş ekseni, Türkiye’nin de buraya yapıcı müdahalesini istemiyor.

Bakın AB’deki borç sorununun en yakın çözümünün bir ‘ortak tahvil’ ihracı olduğu bilinmesine rağmen, ulus-devletçi, milliyetçi politikacıların yönetimde olduğu Almanya-Fransa buna yanaşmamakta ve sorunu Yunanistan’ın üzerine atmaktadır.

TCMB’den Ahmet Değerli ve Gürsü Keleş’in Euro Bölgesi Borç Krizi başlıklı ekonomi notu, bu gerçeği, çok özlü olarak anlatıyor bizce. Yazarlar, ‘ortak tahvil’ ihracı ile ilgili şu sonuca varmaktadırlar. ‘Tablo’da gösterildiği üzere ortak tahvil ihracı ile gelinen faiz seviyesinin tüm ülkeler için borçlanma faizi olarak kullanılması neticesinde ülkelerin tutturması gereken faiz dışı denge seviyeleri önemli ölçüde değişmektedir. Fransa ve Almanya dışında tüm ülkeler ortak ihraçtan kamu maliyesi açısından olumlu yönde etkilenmekte ve borcun sürdürülememe riski önemli ölçüde azalmaktadır.’ Ancak AB, süreci bütünleşme ve barış yönünde derinleştirecek bu tür hamleleri ertelemekte ve dağılma-savaş korosu her geçen gün sesini yükseltmektedir. Tabii bu cephenin en önemli hedefi Türkiye’deki demokratikleşme ve bunun Ortadoğu’ya yansımasıdır. Şu sıralar başımıza gelen ve gelecek olan bütün olumsuz gelişmelerin arkasında bu gerçekler yatıyor. S&P, Türkiye’nin notunu yatırım yapılabilir seviyeye getirdi. S&P, yeni dönemi anlatan kararlar alıyor. İzlemek gerek.

2011 notları-2

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 02-01-2011

1

2011 yılını bir “başlangıç” yılı yapacak temel ayrımlardan birisi de AB’nin krizden çıkış stratejisinin ekonomik ayağından sonra siyasi yanının belli olmaya başlaması olacak.

AB bu krizde şu gerçeği gördü; birlik olmak öyle iki arada bir derede kalarak olmuyor. Hem ulus-devletler var olacak, bunların ayrı siyasi çıkarları, ayrı maliye politikaları, aynı bütçeleri ve sonuçta aynı savaş harcamaları olacak ama siz ekonomik çıkarları çatışmayacak bir birlik olduğunuzu söyleyeceksiniz. Bu garip durum bizce 2010 yılına damgasını vuran ve krizi AB tarafından derinleştiren en önemli gelişmeydi. Gelişmeydi çünkü Yunanistan, Portekiz, İspanya gibi ekonomiler tam da bu yüzden krizi derinleştiren ülkeler olarak öne çıktılar. Avrupa, ortak bir para ve ortak para politikasını sürdürülebilir kılan iki önemli dayanağın ekonomilerin verimlilik düzeyleri arasındaki farkın giderek azalması, eşitlenmesi olacağını ve ortak maliye politikası-bütçe olması gerektiğini yaşayarak öğrendi. İşte 2011, 2010 yılında öğrenilen bu sorunun ortadan kaldırılmaya çalışılacağı bir yıl olacak. Ama bu sorunun ortadan kaldırılması öyle basit bir adım değil; tam aksine çok köklü ve radikal bir siyasi dönüşümü gerektiriyor. Bu siyasi dönüşüm, daha önce Lizbon stratejisinde ortaya çıkarılan AB’nin ekonomik ve teknolojik yeniden yapılanmasının siyasi tarafı. Bunun da adı bir AB Anayasası. Daha önce AB Anayasası süreci, İrlanda gibi küçük ülkelerde yapılan referandumlarda reddedilerek tıkanmıştı. Burada bir diğer sorunda Anayasanın merkez Avrupa tarafından kotarılması ve neredeyse küçük ülkelere dayatılmasıydı. Şimdi hem İrlanda gibi ülkeler, bu krizle birlikte, birliğin siyasi bütünlüğünün tamamlanmamış olmasının sancısı çektiler hem de Almanya gibi verimliği yüksek merkez ülkeler tam da bu yüzden krizin ekonomik yükünü omuzlamak zorunda kaldı. Böyle olunca, AB şu an, örtük de olsa, hızlı bir siyasi bütünleşmeden başka çaresi olmadığını itiraf ediyor. Çünkü Avrupa Merkez Bankası (ECB)’nin FED’i takip etmesi ve krizden çıkış için, FED’e göre utangaç bir genişleme politikası izlemek zorunda kalması, krizin yoğunlaştığı Akdeniz ülkelerinin ve İrlanda gibi küçük ülkelerin Avrupa’nın ekonomik ve siyasi bütünlüğünün bir parçası sayılarak “kurtarılacağını” bize gösteriyor. Yani AB, “doğası gereği” “her koyun kendi bacağından asılır” demedi geçen yıl. Bu politikanın bu yıl hızlanarak süreceğini söyleyebiliriz. Bu, çok açık olarak, yeni bir AB anayasası ve yeni bir siyasi bütünleşme iradesinin ortaya çıkması anlamına geliyor. Dolayısıyla 2011 ve sonrasını yalnız Türkiye için değil, AB için de anayasa yapma süreçlerinin başlayacağı zamanlar olarak ilan edebiliriz.