Fransa ve Almanya ne istiyor?

Posted by cemilertem | Posted in Finans Politik, Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 26-05-2009

0

Fransa ve Almanya’nın temsil ettiği Merkez Avrupa ile Anglosakson egemenliğinin krizle birlikte açığa çıkan çekişmesi Türkiye üzerinden sürüyor.
Sarkozy, Türkiye’nin AB üyesi olmaması için çok kararlı.
Söyledikleri, yalnız Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkmasını değil, Fransa’nın gerici yüzünün nasıl bir AB istediğini de anlatıyor. Üstelik bu sefer Almanya’nın desteği daha güçlü. Fransa ve Almanya’nın, hem bundan sonraki G-20 hem de AB sürecinde, Türkiye ile uğraşacakları belli oldu. Geçmişte birbirleriyle savaşarak kurdukları ulus-devleti şimdi sonuna kadar korumak ve Avrupa’nın ortasında yeni bir ırkçı rejim kurmak için Fransa ve Almanya el ele veriyor. Aslında, bir noktada, yapmak istedikleri Türkiye üzerinden, yeni bir diplomatik paylaşım savaşını yürütmek.
Fransa ve Almanya’da ırkçılığın ve gericiliğin hortlaması, bugün insanlık için en büyük tehlikelerden birisidir.

KAPİTALİZMİN KİTABI YENİDEN YAZILIRKEN

Posted by cemilertem | Posted in Featured, Headline, Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 24-09-2008

0

İlkel sermaye birikimi, başta İngiltere’de olmak üzere emeklerinden başka satacak hiçbir şeyi olmayan milyonlarca insanın, ellerinde üretim araçlarını ve devletin gücünü bulunduranlar tarafından sömürüsüyle sağlanmıştır. Marx, sermayenin kan, ter ve kirden oluştuğunu yazar. 18. ve 19. yüzyılda sanayileşmenin ve dolayısıyla zenginleşmenin tek yolu insan emeğini acımasızca sömürmek olmuştur. Marx kapitalizmin kitabını yazarken bu sömürüyü formüle etmekle kalmamış, sistemin dinamiklerini ve temel yasalarını da ortaya koymuştur. Acımasız sömürü ile kapitalizmin iştahı ve rekabet yüzyıl boyunca atbaşı gitti. Şimdi ise Marx’ın kitabındaki çıkış noktaları ve temel dinamiklerin tahlili hâlâ geçerli ancak sermaye birikiminin ve buna bağlı krizlerin dinamikleri çok farklı.

ÖLÜ KUŞAKLARIN MİRASI

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 09-08-2008

0

Marx, Fransa’da 1855’te başlayıp 1870’e kadar sürecek olan krizi tüm yönleriyle okumuştu. Bu ayırt edici özellik onu çağdaşı diğer iktisatçı ve siyasetçilerden ayırıyordu.

 

III. Napoleon’un darbesinin ve buna bağlı sürecin nereye varacağını gören Marx, tarihi güncelle birleştirip okuma konusunda, belki de gelmiş geçmiş en yetkin filozoftu.

 

Marx, Proudhoncu iktisatçıların 1855 kriziyle ilgili tüm çözüm önerilerinin geçersiz olduğunu söylerken iktisat bilgisinden daha çok tarihsel materyalist bakış açısına dayanıyordu.

 

Örneğin o zaman da, şimdi olduğu gibi, Merkez Bankası’nın para politikaları üzerinde çok yoğun tartışmalar vardı. Ama yaşanmakta olan krizin, ne yapılırsa yapılsın, çözümünün iktisaden imkânsız olduğunu, çözüm için yeni bir politik dönemin başlaması gerektiğini Marx biliyordu. Şimdi insan bugün iktisattan siyasete uzanan tartışmalara ve bunlara bağlı üretilen politikalara bakınca ister istemez Marx’ın şu sözlerini hatırlıyor:

BUSH VE III. NAPOLYON NE KADAR BENZİYOR!

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 12-07-2008

1

Dolar ve El-Kaide aslında nedir?

 

Dünya ekonomisi kendisi için gerekli olan değişimi hemen yapıp bu kuyunun içinden kolay çıkacağa benzemiyor. Türkiye gibi hem ekonomide yapısal sorunları olan hem de siyasi kriz yaşayan ülkelerin kuyuları ise çok daha derin. Aslında bir kabuk değişiminin tam ortasındayız. Ama bu değişim, hem ekonomik, hem de siyasi ve hukuki araçları kapsıyor. Örneğin asli bir ekonomik araç olarak paranın ya da para sistemlerinin hızlı değişimi gerekiyor. Geçen gün körfez ülkeleri giderek değersizleşen dolar rezervlerinden kurtulmak isteyince ilkönce Bush sonrada Bernanke arka arkaya güçlü dolar vurgusu yaptı. Böylece petrol fiyatları biraz geriledi. Ama bunun çare olmadığını herkes biliyor.

Yeni bir para sistemi, üretime dayanan bir para sistemi olacak mı?

Yanıt için çok eskiye gitsek örneğin 1855 Fransa’sına III. Napolyon zamanına.

 

Artan Kamu Yatırımları Her Zaman Kamu Yararına Olur mu?

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 12-06-2008

0

Dört Yılda 45 Milyar YTL; peki niye?

 

Geçen hafta Güven Sak’ın yazdığı yazıya verdiğim yanıta Nabi Yağcı’da başka bir noktadan katıldı. Yağcı’nın tespitleri ve tarihsel perspektifi de çok önemli. Buraya geleceğim; ancak ondan önce bu hayli teorik sayılabilecek konuyu güncelle ilişkilendirmek için TEPAV’ın çok önemli bir araştırmasından bahsedeceğim.

TEPAV, Hükümet’in Orta Vadeli Mali Çerçeve kapsamında açıkladığı maliye politikası program değişikliğinin 2012’ye kadar olan süreçte tahmini maliyetini 40–45 milyar YTL olacağını açıkladı. Böylece, “OVMÇ bir program sapması değildir; mali disiplin aynen devam ediyor” diyenlere yanıt verilmiş oldu. TEPAV’ın araştırmasına göre,  GAP ve yerel yönetimlere merkezi yönetim vergi gelirlerinden aktarılacak kaynaklar bu maliyeti oluşturuyor. 2012’ye kadar GAP’a 16,5 milyar YTL, yerel yönetimlere de 20 milyar YTL aktarılacak. Böylece TEPAV, OVMÇ belgesinin hükümetin kamu maliyesinde ciddi bir politika değişikliği yaptığının göstergesi olduğunu vurguluyor. TEPAV’ın bu tespiti bizim Türkiye bir “ara döneme” girdi saptamasını güçlendiriyor. Çünkü Hükümet bu yönelimle IMF ve AB çıpalarını boşaltmış oluyor.