Lanetli olanı savunan bir soru: ‘Bundan sonra ne olacak?’

Posted by ertemcemil132 | Posted in Alternatif İktisat, Star Gazete Yazıları | Posted on 03-11-2011

0

Yine sarsıcı bir hafta geçirdik. Bütün bu olan biteni birbirine bağladığımızda karşımıza çok ilginç sonuçlar çıkıyor. Biliyorsunuz, bu yaz Amerikalı yatırımcı Warren Buffett ve Fransız finans sermayesinin önde gelenleri ‘kapitalizm batıyor, bizden daha fazla vergi alın’ kampanyası açmışlardı. Ama bunun karşılığının olmayacağı biliyoruz. Çünkü tekelci devlet kapitalizminin vergi sistemi de krizin (sistemin) bir parçası ve zenginlerin biraz daha fazla vergi vermeleri, yoksulların vergi yükünü üstlenmelerinin hiçbir şeyi çözmediği gibi, sorunu çözmez.

Büyük tercih: Karşılıksız dolar ya da Apple iPhone-5

Posted by ertemcemil132 | Posted in Star Gazete Yazıları | Posted on 03-11-2011

0

Doların yükselişinin bir kur operasyonundan çok daha fazla şeyi ifade ettiğini söyleyebiliriz.  Amerikan Merkez Bankası, şu ‘twist’ operasyonu ile bir taşla birkaç kuş vurmayı denedi.

Operasyonun görünürdeki amacı, uzun vadede faiz oranlarını bu seviyede kalmasını garantilemek olsa da, Fed, bu yolla ABD kağıtlarına ve dolara olan talebi, kısa sürede, sıçratacağını tabii ki hesap etti; operasyonun

Bir kömür parçasının gücü

Posted by ertemcemil132 | Posted in Star Gazete Yazıları | Posted on 03-11-2011

0

Bugün İsviçre’deki Nükleer Araştırma Merkezi’nden (CERN) gelen şaşırtıcı haberle başlayalım. Sanıyorum bu gelişme, hem dünya medyasında hem de fizik çevrelerinde önemli bir tartışmanın başlangıcı olacak. Ama bu tartışmanın, Einstein’ın teorisi üzerinden devam edeceğini sanmıyorum.  Zaten bu Einstein’a haksızlık olur. Çünkü onun kuramının adı ‘görelilik kuramı’ dolayısıyla adı görelilik olan bir kuramın mutlak olacağını savunmak pek mümkün değil.  CERN’de yapılan deneyin Einstein’ın kuramının çöktüğ

NAZİLER NE İSTİYORDU?

Posted by ertemcemil132 | Posted in Türkiye Yazıları | Posted on 05-05-2010

0

 

Bugün Türkiye’nin önünde iki yol var:  Ya sorunları 1930’lardaki Nazi Almanya’sı gibi halletmeye çalışan kesimlerin peşinden gidecek; ya da demokrasi yolunu seçecek.

 

Türkiye şu sıralar Ankara’nın başlattığı Hitler tartışmasını izliyor. Aslında bu tartışma olumlu ve öğretici bir tartışma. Çünkü öyle anlaşıyor ki, Türkiye’de Hitler’e ve Nazilere benzetilmek hakaret sayılıyor. Çok güzel; demek ki bu tarihsel bilince ulaşmışız. Ama yine de Nazilerin o tarihlerde ne istediğine ve Türkiye’nin bugün nasıl bir yol ayrımında olduğuna bir bakalım.  

 

Savaş, yalnız insanların değil, geleceğin de katilidir. Alman hukuk profesörü E. Hirsch unutulmaz anılarında Nazi Almanya’sından ayrılışını şöyle anlatır:

 “ Friedberg’de anne ve babamla vedalaştıktan sonra Haziran ortasında Frankfurt’tan hareket ettim ve Berlin üzerinden Amsterdam’a geçtim. Arada Berlin’e uğramamın nedeni orada, 1928 ve 1933 arasındaki beş yıl için pek çok şey borçlu olduğum iki kişinin elini sıkmak, onlarla vedalaşmak istememdi. Bunlar, Julius Magnus ve Hans Lewald idi. Her ikisi de, gerçi henüz görevlerinin başındaydılar, ama oldukça zorlanıyorlardı. Tehdit altındaydılar, çünkü Magnus Yahudi asıllıydı, Lewald ise herkesçe bilindiği gibi uluslarüstü insancıl bir dünya görüşünü savunuyordu. Her ikisi de, istasyona kadar gelerek beni geçirdiler, gece ekspresiyle Friedrichstrasse istasyonundan hareket ediyordum. Tam tren kalkarken Magnus’un “ İşte Almanya’nın geleceği gidiyor” dediğini duydum. Kendisini bir daha göremedim. Theresienstadt’a götürülmüş ve orada ölmüş.”

2010 notları-3 “Muasır Medeniyet” ve madde 22

Posted by ertemcemil132 | Posted in Finans Politik, Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 31-12-2009

0

2010 birçok açıdan ilginç bir yıl olacak. Çünkü 2010’un ertesinde Türkiye önemli bir seçim sürecine girecek. Bir sonraki yılda da, yani 2012 sonunda, ABD seçimleri var. Türkiye seçimleri ABD seçimleri için, daha doğrusu Obama iktidarı için, çok önemli. Türkiye’nin “komşularla sıfır problem” hedefi, Doğu Avrupa’dan Kafkaslara kadar bütün bölgenin yeniden yapılanması hedefidir aynı zamanda. Bu çok geniş coğrafyada ABD’nin “gerekli” adımları atması yalnız ABD için değil İngiltere ve AB için de artık zorunluluktur. Ama “komşularla sıfır problem” tezi ancak ve ancak içte Kürt sorununun hal yoluna konmasıyla pratik bir yarar sağlayabilir. Kürt sorunu, AB içinde artık yalnız insan hakları sorunu değildir; bir pazar ve enerji kaynaklarına ulaşma sorunudur. Ama enerjiden daha önemli ve uzun vadeli olan pazarların açılması, Ortadoğu ve ön Asya’daki insan kaynağının hem işgücü hem de tüketici olarak devreye girmesidir. Bugün Ortadoğu’da Türkiye’nin Kürt sorunuyla yaşamasını isteyen bir tek İsrail kaldı. Daha doğrusu İsrail, tıpkı bizdeki, seçkinci statükocular gibi bir önceki “durumun” devam etmesini istiyor. Peki, bu, “bir önceki” durum tam anlamıyla ne? Aslında bunu anlatmak için çok önceye gitmemiz gerekiyor.