Küme Düşüyoruz…

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 19-05-2008

0

Cemil Ertem 2008-01-11 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

Her şey geçen sene mart ayında başladı.

Geçen sene mart ayında Hong Kong’daki bir konferansta Greenspan bir konuşma yaptı. Burada ABD ekonomisinin yılsonunda durgunluğa girebileceğini ima etmedi, açıkça söyledi.

Aynı gün Çin hükümeti, 2006’da yüzde 130,4 değerlenen Shangay Borsası’nda ki şişkinliğin devamından duyduğu endişeyi piyasa diliyle değil de “Merkez Komite” diliyle anlatınca ilk önce mortgage krizine sonra da bugünlerde resesyon dediğimiz sürece girdik.

Greenspan, ABD’nin bu açıkla ve bu açığı doğuran değerli dolarla devam etmesinin dünya ekonomisi için maliyetinin çok fazla olacağını Fed’in başından ayrılırken de söylemişti.

Greenspan’ın tezi şuydu: “ABD artık tek başına hareket edemez. Bu yüzden sürekli açık vermesi ve bunu faizleri yüksek tutarak karşılıksız dolarla finanse etmesi sistem için tehlikeli. Yüksek faiz, karşılıksız ama değerli dolar sistem için tehdit. Aynı şekilde Çin’de de baskılanmış ucuz işgücü, değersiz yuan ve biriken ama işe yaramayan dolarlar bir saatli bomba. Çin sonsuza kadar karşılıksız dolar biriktiremez. Bu çökecek ve hepimiz altında kalacağız.”

Henüz altında kalmadık ama kalmak üzereyiz. Merrill Lynch, ABD’de resesyon başladı teşhisini koydu bile. Ama zaten Merrill Lynch, daha önceki değerlendirmesinde, ABD için 2008’de mütevazı bir büyüme beklerken, Fed’in durumu idare etmek için 2009′un ortalarına kadar faizleri yüzde 2′ye çekeceğini söylüyordu. ABD’de büyümenin yarım puan bile düşmesi dünya ekonomisini çok etkiler. Hele büyüme yüzde 1’lere düşerse ve süreklilik kazanırsa faizlerin inmesi de bir işe yaramaz. Ancak tahminler şimdilik bundan uzak olduğumuz yönünde. ABD büyümesinin yüzde 1,4’e kadar inebileceği ancak küresel büyümenin yüzde 5,6 seviyelerinde olacağı öngörülüyor.

Son Dünya Bankası raporu da bu yönde.

ABD’deki daralmanın aslında bir makas değişimi olduğu ve önümüzdeki iki yıl süreceğini söyleyebiliriz. Bu daralmayı şimdilik Çin, gelişmekte olan Asya telafi edecek. Böylece ABD kaynaklı küresel dengesizlikler bir ölçüde çözülmüş olacak. Ama sorun bizim gibi ülkeler için burada bitmiyor. Dünya Bankası raporu Türkiye, Macaristan ve Arnavutluk’un Avrupa ve Orta Asya’daki büyüme düşüşlerinden 2008’de sorumlu olacağını söylüyor. Ayrıca raporda Güney Afrika, Latin Amerika ve Türkiye’nin içlerinde bulunduğu grubun doku mühendisliği, kuantum şifrelemesi, bilgiye her an ulaşım gibi üst düzey teknolojileri uygulayamayacağı belirtiliyor. Türkiye teknoloji üretme ve bunu etkin kullanmada Çin, Rusya ve Doğu Avrupa’dan geri kalacak.

Sonuç olarak, ABD’deki daralmayı gelişmekte olan Asya, petrol zengini Rusya, teknoloji geliştiren Avrupa ve Hindistan telafi ederken açık verip başkasının parasıyla büyüyen ve durmadan borçlanan Türkiye gibiler teknoloji üretemedikleri gibi dünyanın ürettiği teknolojiden de giderek uzaklaşacaklar.

Dünya ABD’den başlayan bir makas değişimine gidiyor. Bu değişim dünya ligini de belirleyecek. Yine küme düşmek üzereyiz.

Büyük Kapalı Kutu: Bireysel Emeklilik

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-05-2008

0

Cemil Ertem 2008-02-10 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

Amerikan Merkez Bankası faiz indirmeye devam ediyor. Daha yolu var. Fed’in gösterge faizlerini yüzde 2’ler düzeyine çekmesi bekleniyor. Ama tabii ki faiz indirimi çare değil. Aslında dünya ekonomisinin arayışı önümüzdeki dönem iki önemli noktaya odaklanacak. Birincisi yeni bir dünya parası; yani yeni ve karşılığı olan bir genel eşdeğerin ortaya çıkması.

İkincisi ise yeni bir sosyal güvenlik sistemi.

1970’lerde başlayan ve 20. yüzyılın son çeyreğine damgasını vuran kriz, alaşağı ettiği bu iki sistemin yerine hala yenisini koyamadı. Kısa dönemde de pek koyacağa benzemiyor. Çünkü yeni bir dünya parası işi öyle kolay bir şey değil. Bütün bir sistemin ve kurumlarının işlev ve yapı olarak değişmesi gerekiyor. Avrupa Birliği genişlemesi aslında kapitalizmin bu iki gediğini tamir etmeye aday bir dinamik. Ama onunda, her açıdan önünde uzun bir yol var.

Kim ne derse desin yaşadığımız şu çalkantının iki önemli dinamiği bulunuyor. Birincisi sistemin karşılığı olan bir parası yok. İkincisi bir sosyal güvenlik sistemi yok. ABD’nin emlak piyasalarında kendini gösteren kriz hem bir para krizi hem de özünde bir sosyal güvenlik krizidir. Çünkü ABD, özellikle ikinci savaştan sonra, mortgage sistemini hem bir mali sistem hem de bireyler için bir güvenlik sistemi olarak inşa etmiştir. ABD ekonomisi yarattığı fazlayı rasyonel ve bireylerin sosyal güvenliğini garantiye alacak bir şekilde değerlendirememiştir. Mortgage fonları sistemin kara deliklerinde kaybolmuştur.

Bir önceki krizin sonucu olarak tasfiye edilen korporatist sosyal güvenlik sisteminin yerini bireysel emeklilik fonları tutamıyor. Bugün dünyada bireysel emeklilik fonlarının büyüklüğü 13 trilyon dolara yaklaşmış durumda.

Şimdi herkes gerçek kriz gelecek mi diye birbirine soruyor. İşte gerçek kriz bu dandik emeklilik sistemi çökme işareti vermeye başladığı an gelir.

Türkiye’de bireysel emeklilik sisteminde şu an 4,5 milyar YTL var. Bu çok büyük rakam değil. Üstelik son dalgalanmalarla birlikte düşme eğilimde. ABD’nin bireysel emeklilik sistemindeki fon büyüklüğü 5,2 trilyon dolar civarında.

Dünyadaki emeklilik fonlarının büyüklük sıralamasında gelişmiş ülkeler başı çekiyor. Fon büyüklüklerinin ülkelerin GSYIH sı ile oranları açısından bakıldığında İsviçre yüzde 117 ile ilk sırada yer alıyor. Bu ülkeyi yüzde 87 ile Hollanda, yüzde 86 ile ABD, yüzde 83 ile İngiltere ve yüzde 71 ile İzlanda takip ediyor.

Bu sistemin topallamaya başlaması emeklilik fonlarının ellerindeki sermayeyi değerlendirecek rasyonel alanlar bulamaması ile başlar. Bunun da işaretleri var zaten. Şu an son çalkantılarda sistemin zararının ne kadar olduğu bilinmiyor.

Şimdi bizde yapılan yeni bir düzenlemeyle bu fonların portföylerinin yüzde 30’unun devlet iç borçlanma senedi olması zorunluluğu kaldırıldı. Bireysel emeklilik fonlarının portföyü, Hazine bonosu ve tahvilinin yanı sıra katılımcı tercihine göre hisse senedi, mevduat, repo, eurobond ve dövize dayalı menkul kıymetlerden oluşuyordu. Yeni uygulama, faizsiz yatırım araçlarına da devreye sokuyor. Amaç sistemin kapsamanı genişletmek.

Bireysel Emeklilik Sistemine dikkat! Hem bu sisteme girmiş olanlar hem de önümüzdeki günlerde bu kriz durumları nasıl olacak diyenler bu alanı sıkı takip etsinler.

ABD Makas Değiştiriyor

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-05-2008

0

Cemil Ertem Taraf Gazetesi Yazısı

Geçen sene tam bu zamanlar Greenspan ABD ekonomisinin resasyona gireceğini kesin bir dille söylemişti. Ama başta halefi Bernenke olmak üzere şimdi ABD ekonomisini yönlendiren birçok yatırım bankası ve fon yöneticisi o zaman onun bu ciddi uyarısını dikkate olmadı. Bernenke faizleri indirmede çok gecikti. Bush hükümetinin işbaşına geldiğinden beri savunduğu ve devam ettirdiği ekonomi politikasında ısrar etti. Bunun sonucunda ABD, Avrupa ve Asya piyasaları 7.3 trilyon dolar kaybettiler. Bir yıldaki bu muazzam kayıp aslında yüksek faiz ve yüksek petrol fiyatı ile şişen piyasaların köpüğü idi. Şimdi bu köpük yok. Bir yerde gerçek, olması gereken rakamlara geliyoruz. Yalnız son bir yılda değil, Bush işbaşına geldiği ve yüksek faiz karşılıksız dolar politikasını uyguladığından beri şişen rakamların sonuna geliyoruz. Bush’la birlikte ABD bütçe açığı vermeye başladı, askeri harcamalarını artırmaya başladı. Bush’la birlikte bir önceki dönemin sanayileri yani petrol, silah, demir-çelik öne çıkmaya başladı. 11 Eylül oldu, Irak işgal edildi. ABD saldırgan bir politik hatta geçti. Bunu ekonomik olarak yüksek faiz ve karşılıksız dolar tamamladı. Savaş bütçesi ve silahlanma harcamaları arttı. Çöken sanıldığı gibi ABD’nin mortgage piyasası değil, ABD’nin karşılıksız dolar ve askeri harcamalar politikasıdır.

Şimdi bu bitiyor. Bu 1973’deki gibi bir kriz değil. Dünya ekonomisi yalnızca Bush iktidarının karşılıksız olarak bastığı yaklaşık 20 trilyon doları geri alacak. Bunun yarısı zaten 1 yılda gitti. Şimdi fed faizleri yüzde 2 lere kadar düşürecek. Birçok fiyat başta petrol olmak üzere gerçek değerine yaklaşacak. Nasdaq geçen seneden beri (Ekim–2007 tepe noktası’ndan beri) yüzde 20 kaybetti. Nasdaq daha kaybedecek. Asya borsalarındaki düşüş de sürecek. Ancak finans sektöründen reel sektörlere doğru krizin kayması şu an söz konusu değil.

Ancak Türkiye gibi cari açıkla nefes alan ve özel sektörün borçlu olduğu ekonomiler de önümüzdeki günlerde el değiştirmeler ve ciddi sıkıntılar yaşanacak. Nakit girişi sürekliliği olmayan ve kısa vadeli borçları olan firmaları güç günler bekliyor.

YTL’nin ani ve keskin değerlenmesi beklenmemeli. Türkiye’ye sermaye girişleri azalacağından büyümede ciddi düşüşler olabilir. Petrol fiyatlarının düşmesi Türkiye için bir avantaj gibi gözükse de kısa vadeli sermaye girişlerinde yavaşlama olacağından bu avantaj Türkiye’yi rahatlatmayacak. Burada Türkiye için kritik noktalardan birisi de Avrupa. Avrupa’da ciddi büyüme düşüşleri olursa Türkiye’de çok ciddi sorunlar başlar. Ancak Avrupa Merkez Bankası şimdilik ihtiyatlı ve gelen kriz dalgasını bertaraf edecek hazırlıkta gözüküyor. Avrupa ekonomisi ABD ekonomisi kadar daralma yaşamayacak. Bu bizim için avantaj. Petrol dahil, bu süreçte şisen bütün emtia fiyatları gerçek değerini bulacak. Buna altın ve YTL fiyatı dahil.

Hükümet hemen KOBİ’leri rahatlatacak mali ve ekonomik önlemleri almalı. Mecliste bekleyen teşvik yasası var olan gelişmeler dikkate alınarak daha somut ve uygulanabilir hale getirildikten sonra hemen çıkarılmalı. Bu süreçte nakit girişi azalacak ancak güçlü işletmeler için ek kaynaklar yaratılmalı.

ABD çok kesin olarak makas değiştiriyor. Bush ve ekibi artık kesin olarak gidici. Gelen demokratlar çok farklı bir politika izleyecekler.

Türkiye stratejik sektörleri öne çıkaracak bir teşvik politikasını hayata geçirmeli.

Bu süreçte büyümedeki düşüşten kaynaklanacak sosyal sorunlara ve işsizliğe karşı hükümet ek önlemleri şimdiden düşünmeli.

21. Yüzyılın Büyük Ağıtı

Posted by ertemcemil132 | Posted in ABD, Kriz, Küreselleşme | Posted on 27-08-2006

0

Bütün bu heyulada 1968 başka bir devrimdi. O, yeni bir ufku, özgürleşme ufkunu liberalizmin her iki yüzüne de çarparak geldi. Ama 1871 Paris’i kadar etkili ve geçiciydi 1968 Paris’i. Şimdi insanlık bu iki Paris’i bulmaya çalışıyor.

Geçen hafta İstanbul Sanayi Odası başkanı ikinci 500’ü açıklarken adeta bir ağıt yakıyordu. “Durum çok kötü, yaşama mücadelesi veriyoruz”. Durum sanayinin en yoğun olduğu İstanbul’un Sanayi Orası Başkanı’nın dediği kadar kötü mü gerçekten? İlk 500’de de durum parlak değildi ama ikinci 500 gerçekten kötü. İkinci 500’ün önemli bir bölümünü Küçük ve Orta Boy İşletmeler (KOBİ) oluşturuyor. Bu yüzden bu kategoriye giren işletmeler emek yoğun çalışan dolayısıyla istihdam sağlayan, reel ekonominin belkemiğini oluşturan şirketler.

1 milyon YTL’lik satış karşılığında istihdam edilen kişi sayısı istihdam yoğunluğu olarak ele alındığında ikinci 500, birinci 500’e göre daha önde. İstihdam yoğunluğu istikrarlı bir biçimde birincilere göre ikinci 500′deki şirketlerde 2-3 kat daha yüksek.
Birinci ve ikinci 500′deki özel imalat sanayi kuruluşlarında çalışanlara yapılan ödemelerin satış gelirlerine oranı açısından da istihdam yoğunluğunda olduğu gibi yine ikinci 500, ilk 500′e göre öne çıktı. Dolayısıyla ikinci 500’ün durumunun kötüye gitmesi işsizliğin artması anlamına geliyor. Nitekim Türkiye’de işsizlik ve işgücüne katılım geçen seneye göre düştü. Peki bu durum yalnız Türkiye’ye özgü bir durum mu? Hayır değil. Bu küresel bir gelişme. Hatta yalnız “gelişmekte olan ülkelere” özgü bir kötüleşme de sayılmaz. Aynı dertten yani “sanayisizleşme” derdinden gelişmiş ülkelerde muzdarip.

HANİ NEREDE “İKİ PARİS”

İngiltere’de eski tekstil fabrikaları sökülüyor. Merkez Avrupa’nın sanayi kalbi Almanya’da son on yıldır en hızlı ilerleyen sektörler hizmetler ve finans. Fransa yıllardır Arcelor’la yürüttüğü demir-çelik liderliğini Hintli Mittal’a bıraktı. Batı’nın otomobil üretimini, Brezilya, G.Kore gibi “gelişmekte olan ülkeler” yapıyor artık. Çin ise her şeyi üretiyor. Bakın sokaklara eskiden bu kadar motosiklet görüyor muydunuz? Bisiklet fiyatına; hepsi Çin’den geliyor. Dünyanın üretim ekseni değişti. Ama bununla birlikte, çok farkında olmasak da, modern ve kalkınmış ulus fikriyatı da tarih oluyor. İşte bu önemli. Çünkü işsizliğe, hatta açlığa katlanabilirsiniz, “şimdi durum böyle ama düzelecek” inanışı bir kültürün sonucudur. Moderniteye erişmek, kalkınmak umudunu besler bu kültür. İşte şimdi yok olmakta olan bu. Bunun yok olması ulusal kalkınma umudunu, dolayısıyla bir ideolojiyi tarih yapıyor. Moderne gelişerek ulaşma, teknolojiyi yakalama yani teknolojik moderniteye ulaşma her ulusun idealiydi. “Çağdaş uygarlık seviyesi” önemliydi ve bu da sanayileşerek olacaktı. Kalkınma iktisadi sanıldığı gibi liberalizm karşıtlığı sonucu değil, liberalizmin gizli bir versiyonu olarak ortaya çıkmıştır. Liberalizmin büyük programı uluslardan devletler yaratmak değil, devletlerden uluslar yaratmaktı. Burada yani diye devam eder Wallerstein; “yani strateji, devletin sınırları içinde bulunanları almak ve bunları tümüyle devletleriyle özdeşleşen “yurttaşlar” haline getirmekti. Oy hakkı, refah devleti ve ulusal kimlikten oluşan söz konusu liberal paketin tüm sınıflara sunduğu umuttu. Yani tüm ulusça “teknolojik moderniteye” ulaşma umudu ve ülküsü. İdeolojik düzeyde ise, sol hareketler teknoloji modernliğinin öncülüğünü kabul ettikleri ölçüde sınıf mücadelesini kaybettiler. Lenin’in elektrifikasyona verdiği önem de, ne yazık ki, bu yanılsamanın sonucuydu. Ama öte taraf da Wilson “ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını” Lenin’den önce ortaya atıyordu. Daha sonra Truman, ve Kennedy geri kalmış ulusların “bağımsızlığının” yanı sıra, “kalkınmasını da” militanca savundular. Ama bu paradoksal olarak “yeni sömürgeciliği” doğurdu. Wilsoncu tezleri aslında savaş sonrasının kalkınma retoriği tamamladı.

1945-1970 arası, kapitalizmin dördüncü gelişim dalgasıydı ve teknoloji modernliğinin zirvesiydi. Bu dönem, petrol sanayileri, sentetik üretimi, fordizmin yılları olarak anılır. Bu yıllarda yeni teknolojinin, elektroniğin temelleri de atılmıştır. Demir-Çelik gibi temel kontrol sanayileri bu yıllarda tepe noktasına varıp düşüşe geçmiştir. Bu düşüş küreselleşmeye kapılarını açacak yeni krizin başlangıç noktasıydı. Bu başlangıç aynı zamanda bir sonu da getiriyordu. Liberalizmin diğer yüzü, tarih sahnesinden çekiliyordu.

Reel sosyalizm, kendi kaderini tayin hakkı, ulusal kalkınma aynı anda düşmeye başladılar. Bütün bu heyulada 1968 başka bir devrimdi. O, yeni bir ufku, özgürleşme ufkunu liberalizmin her iki yüzüne de çarparak geldi. Ama 1871 Paris’i kadar etkili ve geçiciydi 1968 Paris’i. Şimdi insanlık bu iki Paris’i bulmaya çalışıyor.

BÜYÜK AĞIT

Yakarıdaki üçlüden ilk ikisi artık modernliğin dolayısıyla liberalizmin konusu değil. Geminin bordrosundan aşağı atıldılar. Ulusal kalkınma liberalizmin şımarık çocuğu olarak direniyor. İşte insanlığın en büyük ağıtlarından birisi şimdilerde yüksek sesle yankılanıyor, dünyanın dört bir yanında. “Ne oluyor, kötü, geçen seneden daha kötüyüz!.”Bu yakınmayı bütün umutlarını yanlış bir teknoloji modernliğine bağlamış, ama buna hiçbir zaman ulaşamamış az gelişmişler yapıyor. Gelişmiş ülkeler şimdilik bütün liberalizm tarihi boyunca biriktirdiklerini yiyorlar. Sıra onlara da gelecek. İngilizler Hyde Parkı susuzluktan sulayamıyor artık. Amerika’yı ayakta tutan Mortgage sistemi ve Wal-Mart tehlikeli sinyaller veriyor. Almanlar işsizliğin yanı sıra, enflasyonla da tanışıyor, Fransa göçmenleri ne yapacak, liberalizmin Ortadoğu’dan nasıl çıkacağı belli mi? Ulus devletler ve ulusal kalkınma liberalizmin son kaleleri olarak düşerken, 1871’i yada 1968’i bulana kadar sürecek büyük ağıt başlıyor.

TÜRKİYE VE DÜNYA

ABD VERİLERİ VE SAVAŞ

Önümüzdeki günlerde dünyada ve artık onun bir parçası olan Türkiye’de kısa dönemde kötü gidişin sorumlusu ABD ekonomisi ve yine ABD’nin Ortadoğu’da sürdürdüğü savaş. Petrol fiyatlarının, ateşkesin sağlanmasından sonra 70 doların altına gevşemesine yine izin verilmedi. Yetmiş doların altını da kısa dönemde görmemiz pek mümkün gözükmüyor. Biliniyor ki, yüksek petrol ABD için önemli bir finans aracı. Öte yandan Çin faiz oranlarını 27 baz puan artırarak, parasını güçlendirme yolunu seçti. Aslında bu Çin’in dış ticaret fazlasına aldığı bir önlem. “Ben artık çok ucuza dışarıya mal vermeyeceğim bu birinci amacım, ama fazla vererek dolar biriktirmiş oluyorum bu da işime gelmiyor.” Çin’in faizleri artırmasının tercümesi bu. Ancak yine de doların değerli olması, ABD’deki durgunluğa eklenince Çin’in bu politikasını sürdürmesi güç gibi gözüküyor. ABD’de açıklanan temmuz ayı konut satışları, beklentilerin altında geldi. Bu durum dünya borsalarını ve İMKB’yi geriye itti. Öte yanda ABD tüketim verileri de kaygıları artırdı. ABD piyasasına bağımlı Canon gibi Japon şirketlerinin hisseleri ile birlikte Nikkei’de düşüşe geçti.

Türkiye’de ise Merkez Bankası uluslar arası derecelendirme kuruluşlarını ve yatırım bankalarını dinlemedi. Para Politikası Kurulu, FED gibi, pas geçti. Yani faiz artırmadı. Merkez Bankası’nın bu kararı olumlu.

Tarım sorunu sonbahar’da artarak devam edecek. Rekolte bir çok üründe yeterli olmasına rağmen köylü beklediği fiyatı alamıyor. Fiskobirlik’de olan diğer birliklerde olacak mı, önümüzdeki hafta bunu takip edeceğiz.

Ayçiçeği hasat zamanı başlarken Ayçiçeği üreticileri, en büyük ayçiçeği alıcısı Trakya Birlik’e taleplerini ilettiler. Bugün 110.000 ortak sayısı ve entegre tesisleri ile en büyük üretici birliklerden biri olan Trakya Birliğin ikinci bir Fiskobirlik olmaması için, üreticiler taleplerinin dikkate alınmasını istiyor.

Ayçiçek üreticilerinin örgütlü olduğu Ayçiçeği Üreticileri Sendikası taleplerini üreticiler adına Trakya Birlik yönetim kurulu başkanı Rafet Sezen’e iletti. Üreticiler;

Avans fiyatının bu sene erken belirlenmesini, Trakya Birlik’in piyasayı düzenleme işlevinin bu sene üreticinin çıkarları doğrultusunda yapmasını, gerek avans gerekse taban fiyat belirlenirken bir kg ayçiçeğinin maliyet fiyatının göz önüne alınmasını, birliğin bu sene ekim alanlarının genişlemesini teşvik edecek önlemleri almasını ve bu yıl kg başına en az 35 Ykş. Destek verilmesi gerektiğinin altını çizdiler. Üreticiler, 200 kg ortalamaya göre, bir kg ayçiçeğinin taban fiyatının 70 YKş. olmasını istiyorlar.

BORSA

DÜNYA İLE PARELEL

İMKB, bütün hafta boyunca ABD’den gelen verilerin etkisiyle düşüş yaşadı. Haftanın son günü, 36500 seviyesine kadar geriledikten sonra 2. yarıda tepki alımlarıyla yükselişe geçen endeks, günü 210 puanlık artışla (yüzde 0.57) 36862 değerinden tamamladı. TCMB’nin faiz kararının ve yurt dışı piyasalardaki toparlanmanın etkisiyle son güne alıcılı başlayan İMKB 100 Endeksi, yatay bir seyir izledi. 500 puanlık bantta git-gel yaşayan endeks, 37 binin üzerinde tutunamadı. Diğer yandan, FED Başkanı Bernanke’nin bugün yapacağı açıklamalar, Lübnan’a asker gönderip göndermeme ve 31 Ağustos tarihinde Avrupa Merkez Bankası’nın vereceği faiz kararı piyasalar için kısa vadede izlenecek konu başlıkları. ABD’deki ekonomik durgunluk belirtileri dünya borsalarında önümüzdeki haftada hissedilecek. Bundan dolayı İMKB’nin 40.000 direnç noktasını görmesi zor.

PARA VE FAİZ

MERKEZ DİRENDİ

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun piyasa oyuncularının büyük kesiminin faiz artırımı istemesine rağmen, (anketlere göre yüzde 85) kısa vadeli faizleri sabit tutması, yine de piyasalarda olumlu karşılandı. Merkez Bankası’nın bu kararında banka sisteminin elinde bulunan ve yüzde 13-14 faizli kağıtların varlığı da etkili oldu. Faizlerin yükselmesi bu kağıtları elinde bulunduran bankalara zarar yazıyordu.

Döviz yukarı yönlü hareketini hafta boyunca korurken, sert iniş çıkış yaşanmadı.

Bankalararası piyasadaki dolar kotasyonlarında alışta en düşük fiyat 1.4760 YTL, en yüksek fiyat 1.4800 YTL, satışta en düşük fiyat 1.4820 YTL, en yüksek fiyat 1.4850 YTL seviyesinde bulunuyor. Uluslararası piyasada avro/dolar paritesi 1.2770-1.2780 aralığında seyretti.

İMKB Tahvil ve Bono Piyasası Kesin Alım Satım Pazarı’nda işlem gören 16 Temmuz 2008 vadeli tahvil 19.43 bileşikten kapanırken, pazartesi gününe valörlü işlemlerde 0.11 puanlık kayıpla yüzde 19.49 bileşikten işlem görüyor. Merkez Bankası’nın tavrına rağmen faizlerde aşağı yönlü bir hareket beklenmiyor.