Posted by cemilertem | Posted in Star Gazete Yazıları | Posted on 03-11-2011
0
Bir İngiliz gazetesinde çıkan Avrupa’nın krizi savaşla çözeceği senaryosu ilk bakışta pek ciddiye alınmayacak, ikinci sınıf bir Hollywood felaket filmi gibi geliyor. Ancak yine de, G-20 zirvesi yaklaşırken olan bitene baktığınızda durum, yaklaşan bir savaşı işaret etmese de, hiç de parlak değil.
Sorun yaklaşmakta olan durgunluğa karşı ne yapılacağı ve para birliğinden başlamak üzere AB’nin yeni temellerinin atılması. Ama bunu yapacak, daha doğrusu bu yalın gerçeği görecek, bir siyasi irade AB’de şu an yok. Böyle
Aşağıdaki metin referandum süreci ile ilgili yazdığım yazıların yalnız ekonomi-politik ağırlıklı tespitlerinin ve tezlerinin derlenmiş halidir.
Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en önemli iki ayını yaşayacak. Bu süreç, yalnızca bir referandum süreci değil bundan sonrasının temel dinamiklerinin ve aktörlerinin belirleneceği bir geri dönüşsüz yol aynı zamanda. Şimdi, şu saate kadar, çok tartışıldı ama AYM’nin aslında ne yaptığından başlayayım. AYM, tamam esasa girdi ama aslında pakete dokunmadı, dokunduğu hususlar öz’e sirayet etmeyen son derece teknik detaylar. Bu, AYM’nin, şimdiye kadar olan çizgisine ve ideolojik-politik duruşuna söz söyletmemek için bir “zevahiri” kurtarma taktiğidir.
Salı günü, yani AYM kararından bir gün önce şöyle yazmıştık: “Türkiye’de şu an referandum ve arkasından gelecek seçim sürecinin yarıda kesilmesi, sigara tekelleri gibi akbabalara, savaş endüstrisine, neocon artıklarına, uyuşturucu tacirlerine ‘Türkiye’yi yağmalayın, biz daha iktidardayız’ demek anlamına gelir. Bu, yalnız Türkiye’de demokrasi ve barış sürecinin yarıda kesilmesi anlamına gelmez, başta Ortadoğu olmak üzere, Türkiye’nin, siyaseti ve ekonomisiyle etkilediği bütün hinterlandın felce uğraması anlamına gelir. AB’nin krizi derinleşirken, Obama yönetiminin bütün stratejileri altüst olur. İsrail gibi terörist devletlerin ve onları besleyen uyuşturucu, silah, sigara tekellerinin günleri başlar. İşte bu gerçeğin yalnız hükümet değil, Türkiye’de TSK dahil, devletin birçok kurumu artık farkına vardı. (…) Sonuçta devlet, yukarıda yazdığım çerçevenin farkında ve AYM de devletin en önemli kurumu. Bu yüzden bence sonuç belli gibi. Ancak, AYM’nin kararından sonra nasıl bir süreç bizi bekliyor; 12 eylülde 12 Eylül Anayasası’ndaki en büyük deliği demokrasi adına bu ülke açabilecek mi; bilinemez ama bu sürecin Türkiye’de solu ve sağı yeniden dizayn edeceği çok açık.”
İşte şimdi tam buradan devam edelim.
Gerçekten olan biten baş döndürücü. İlk önce en güncel olandan başlayalım. Türkiye’nin ev sahipliğini yaptığı Asya İşbirliği ve Güvenlik Zirvesi, (CICA) içeriği ve amacından çok, katılımcı devletlerin şu andaki stratejik konumu itibariyle çok önemli.
Amerika’ya rağmen bir Türkiye-Rusya-İran yakınlaşması bekleyenler bence yanılıyor. Bu üç ülkenin bundan sonra atacağı adımlar Obama yönetimine rağmen olmayacak. ABD, şimdilik yapılan nükleer anlaşmaya itiraz eder görünse de, bu konuda Türkiye ve İran’ın çok üzerine gitmeyecek. Bu zirve, esasında Ortadoğu ve Kafkaslar ile AB ve ABD arasında kurulacak yeni siyasi ve ekonomik oluşumun ilk adımı olarak okunabilir.
Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 22-12-2009
1
İnsanlık tarihinde yüzyıllar geçse de unutulmayacak yıllar vardır. Bunlar hepimizin hatırında; bu yıllar, yılların birikimini ve gerilimini boşaltan deprem yıllarıdır.
İşte sanıyorum 2010 yılı böyle bir yıl olacak. 2010 yılında, artık kapitalizmin bir döneminin kesin olarak bittiğini göreceğiz. Bu anlamda 2010 yılı, ilkönce 1968’in sonra da 1989’un kesinleşmeyen sonuçlarını barındırırken, 1973’den beri süregelen krizin de noktalandığı yıl olacak. O zaman 2010 ve sonrası için şunu söyleyebiliriz: Küreselleşmenin yeni dönemi başlıyor. Peki, 2010 yılında başlayan bu dönem hangi bitişin sonucu olarak ortaya çıkıyor ve olası sonuçları ne olacak? Bu kapsamlı soruyu yanıt aramadan önce şunu hemen söyleyebiliriz; 2010 yılı yalnızca, 1973 krizini takip eden yıllarda, uygulama olanağı bulan neoliberal dönemin bittiği bir yıl olmayacak. Bu “bitişi” anlatmak için çok daha gerilere gitmek gerekiyor.
NATO Genel Sekreteri Rasmussen’in Ankara’yı kızdıran gecikmeli ziyareti, NATO’da hayli baş ağrısı olan, Türkiye’nin AB üyesi olmamasından kaynaklı sorunların çözümünü masaya getirecek olsa da, NATO’nun, Kürt açılımına açık desteğini öne çıkartacak. Rasmussen’in önce Yunanistan’a sonra da Türkiye’ye olan ziyareti NATO’nun yeniden yapılanması çerçevesinde değerlendirilmelidir.
NATO’nun yeniden yapılanma sürecinin ilk somut adımı 1999’da Washington toplantısında atılmıştı.