İşin özeti: Şişirdiğiniz balonlar yüzünüzde patladı!

Posted by ertemcemil132 | Posted in Star Gazete Yazıları | Posted on 03-11-2011

0

Şu olan biten size de eğlenceli gelmiyor mu; 2008’den bugüne bütün bu kriz yolculuğunu, yapılanları, yapılmayanları, her gün gelen yeni bir spekülasyon dalgası ile değişen piyasaları bir belgesel gibi gözünüzün önünden geçirin; gerçekten çok eğlenceli, komik sahneler gelip karşınızda duracak.

Peki nedir bu neoliberalizm, biz neye karşıyız?

Posted by ertemcemil132 | Posted in ABD, Kriz, Küreselleşme | Posted on 31-03-2007

0

Neoliberalizmin günümüzde işleyişi nihayet soldan anlatılmaya başlandı. Bu konuda örnek bir çalışmayı Boğaziçi Üniversitesinden Koray Çalışkan yaptı; ve bu çalışma Toplum Bilim dergisinin 108. sayısında yayınlandı. Çalışkan bu işleyişi çok somut örneklerle anlatmakla kalmıyor, zorunlu olarak anlattığı ve eleştirdiği “şeye” alternatif de üretiyor. Niye zorunlu olarak; bir şeyi tüm ayrıntılarıyla anlatmayı becerirseniz, istemesiniz de seçenekleri sıralarsınız.

Neoliberalizm bir ezber kavram olarak dilimize yerleşmek üzere. Herkes, hepimiz neoliberalizme karşıyız. Artık sol dışında sağ da neoliberalizme karşı olduğunu iddia ediyor.  Hele şimdilerde,  ne kadar “devlet olmadan asla” diyen “sol” varsa, hem “yenisine”  hem de “eskisine”  şiddetle  karşı. Ama Türkiye’de karşı olunan bir çok kavram gibi neoliberalizm kavramının da iyice bilindiğine kani değilim. Zaten bilinseydi az çok elle tutulur bir alternatif çıkardı. Bu sayfalarda birkaç haftadır yaptığımız “Alternatif İktisat” tartışmaları biraz ” biz daha buralara gelmedik ama” yaklaşımı ile karşılandı. Çünkü gelen elektronik postalar ve tepkiler bunu ortaya koyuyor. Gelmediğimiz yerin  neresi olduğunu kestirmek az çok mümkün. Yani neoliberalizm sonrasına gelemedik. Buna hiç kimse hazır değil, bunu itiraf etmek herhalde bir yerden başlamak olacak.

SINIRSIZLAŞMAK

Bugün küresel kapitalizmin yürütücüsü ve oyuncusu tüm kurumların, başta IMF ve Dünya Bankası olmak üzere, uyguladıkları politikaların alt yapısını ve ideolojik temelini oluşturan neoliberal anlayış 1973 krizini takip eden düzenlemeler çerçevesinde  tam anlamıyla küresel bir uygulama alanı bulmuştur. Klasik anlayış, her şeye rağmen, sınırları olan bir yaklaşımdı. Reel olandan ve sınırlı olandan hareket ediyordu. Sınırlar, ülke, ulus sonra da ulus-devletin emperyal hegemonik alanıydı. Ama bu sınırlar üretimden kaynaklı bir zenginliği elde etmeye yönelik sermaye birikimini garanti etmeliydi. Bu açıdan kapitalizmin klasik iktisat teorisi, sermaye birikimi için, iki önemli öncül ortaya atıyordu: Genişleyen ve hegemonya altına alan coğrafi alan ve bu alandaki üretim. Ama Marx’ın ortaya koyduğu gibi bu üretimini bir “gerçekleşme” sorunu vardı. Bu sorun, yani verili coğrafi alanda üretilen her şeyin ” en uygun” fiyattan satılması zorunluluğu zincirin zayıf halkasıydı. Zaten Marx’da bu halkayı yakalamıştı. Marksist kriz teorilerinin çıkış noktası bu halkadır. Birinci ve İkinci savaşlar bu anlamda bir yeniden paylaşım savaşıydı. Birinci savaş emperyalist ulus-devletleri belirlerken, ikincisi bu ulus-devletlerin var olanı paylaşımı için kapışması idi. İşte 1929 krizi zayıf halkanın daha doğrusu klasik iktisat gerçekliğinin tarihe karıştığı dönüm noktası oldu. Bu dönüşüm ilk önce bir geçiş dönemi olarak Keynesciliği sonra da kalıcı olarak neoliberalizmi yarattı. Bu anlamda neoliberalizm, özü olan liberal öğretiden çok köklü bir kopuştur da. Neoliberalizm klasik teorinin aksine sınırlarla ve buna bağlı olarak üretimle de ilgilenmez. O, hem yaratıcısı olan klasik teoriye hem de klasik teorinin bütün zaaflarını ortaya çıkaran Marksizme köklü bir eleştiridir. Yani tam anlamıyla bir karşı devrimdir. Klasik teori bireyi merkez almaz, çünkü o  ulusu zengin etmeyi amaçlar. Adam Smith “Ulusların Zenginliği” der, başyapıtına. Ama neoklasik teori, bireyi ve onun subjektif tercihlerini merkezine alır. Böylece ilkönce asosyal sonra da tarihsiz olur. Neoliberalizm sıkışmış, donmuş, yalıtılmış plastik bir bireydir. Geleceği yoktur, ama beklentileri vardır. Beklentiler ise opsiyoneldir. Yani rasyonel tercihler şimdinin en çoklaştırılmış faydasını ve onun ideolojisini oluştururken, oluşmuş ençoklaştırılmış faydalarda geleceğin beklentilerini belirler. Böylece gelecek hem şimdi, şimdi de hem gelecek olmuş olur. Krizler yada dalgalanmalar ise geçmişteki gibi şiddetli dönüşümlere yol açmaz, çünkü yanılanlar toplum değil, bireylerdir. Bireyler beklenti opsiyonlarında şaşmış olurlar, hepsi o kadar. Şimdi bu birkaç satırda özetlemeye çalıştığım durum felsefeye meraklı bir iktisatçının laf dolaştırması değil. Aynıyla vaki olan, yaşanan gerçeklik. Bu durumu tam anlamıyla anlamadan buna alternatif bir şeyler yapmanın imkanı yok.

NASIL İŞLER BU NEOLİBERALİZM?

İşte sol, şimdiye değin,  yalnız Türkiye’de değil, dünya da da bu durumu tüm açılımlarıyla anlatamadı. Ama galiba artık bu çember ortadan kalkıyor. Neoliberalizmin günümüzde işleyişi nihayet soldan anlatılmaya başlandı. Bu konuda örnek bir çalışmayı Boğaziçi Üniversitesinden Koray Çalışkan yaptı; ve bu çalışma Toplum Bilim dergisinin 108. sayısında yayınlandı. Çalışkan bu işleyişi çok somut örneklerle anlatmakla kalmıyor, zorunlu olarak anlattığı ve eleştirdiği “şeye” alternatif de üretiyor. Niye zorunlu olarak; bir şeyi tüm ayrıntılarıyla anlatmayı becerirseniz, istemesiniz de seçenekleri sıralarsınız.

Çalışkan işe bir meta ve bir soruyla başlıyor. Meta; pamuk, bence pamuk iyi bir seçim. Çünkü iki ana sektörü de anlatıyor; tarım ve endüstri. Soru ise şu; Pamuk kaç para? Böyle bir soruyu şimdilerde pamuk ticareti ile uğraşan kime sorsanız işi gücü arasında sizinle ilgilenmez, çünkü bu sorunun cevabı yok. Şöyle sormamız gerekiyor: “CIF New-York, Aralık 2007, teslimat için 1000 ton SLM 11/16 inç, 3.4-4.9 mikroner beyaz, T/4 minimum 24 GPT pamuk için son fiyatınız nedir?” Sorunuzu inceleyen satıcı çok kısa bir süre sonra size şöyle bir fiyat gönderecektir: yalnızca iki saat için, vadeli işlemler bazından 515 fazla. ( Çalışkan, age S:57)

Vadeli işlemler piyasalarında bir metanın şimdiki değeri değil, gelecekteki değeri el değiştirir. Alıcılar pamuğa hemen değil, aylar sonra ihtiyaç duyar, zira planlama yapabilmeleri için de çok önceden pamuk bulacağına emin olmaları lazımdır. ( agy)

Dolayısıyla fiyat mekanizması şimdilerde geçmişten farklı ve daha karmaşık bir düzeyde işliyor. Burada yalnız şimdinin değil geleceğin fiyatı da belirleniyor. Böylece bireysel riskler en aza indirilmiş oluyor. Bu vadeli işlemler ve vadeli fiyatlar Çalışkan’a göre bir tekno-siyasi iktidar alanı oluşturuyor. Şöyle; piyasa, fiyat gerçekleşme sürecinden, kriz kontrolü mekanizmalarına kadar sürekli müdahale edilen ve her gün tamiratı yapılan tekno-siyasi iktidar ilişkileri alanıdır. Piyasalar liberalleştikçe bu müdahale ve idare mekanizmaları daha da doğrulanlaşmaktadır.(agy) Dolayısıyla bu durum iki sonucu ortaya çıkarmaktadır: 1) Şimdilerin neoliberal dünyası geçmişten farklı olarak kendini sürekli tamir etmektedir; ve bu durum şiddetli krizleri değil de düzetmelerin yapıldığı dalgalanmaları doğurmaktadır. 2) Gerçek anlamda küresel bir emtia piyasasının oluşması gerekliği ortaya çıkmaktadır. Yani kesintisiz, doğrudan hızlı bilgi akışı gerekliliği.

Bu küresel-liberal bir dünyayı ön kılar. Bunun da sonuçları şöyledir: Her yerde aynı fiyat olmalı, fiyatları yerel etkiler belirlememeli;  fiyatları Çalışkan’ın söylediği gibi malın özelliği, vade opsiyonları, mala olan talep yoğunluğu vb etkenler belirler. Buradaki vade, riski içine alır. Böylece riski de alıp satmış olursunuz. Bu aynı anda Çalışkan’ın ifadesiyle protez fiyat olur. Bu protez fiyat bir değişim değeri değil ama değişim değerinin ortaya çıkmasında kullanılan bir üretim aracıdır. İşte bu tespit, yaşadığımız dönemi de anlatan bir küresel asimetrik iktidarı da ön kılar. Buradan sonraki adım ise artık ulus-devletler değil, yerel devlet ve küresel piyasadır.

ALTERNATİF İÇİN İPUÇLARI

Çalışkan’ın  çalışmasından onunla birlikte benim çıkardığım sonuçlar şunlar:

1)      Protez fiyatların üretimi neoliberal demokrasinin, ama aynı anda da,  neoliberal küresel bir diktatörlüğün varlığını anlatır. Neoliberal demokrasi doğrudan piyasa demokrasisidir. Sansürsüz, hızlı ve küresel bilgiyi içerir.  Ama bu aynı zamanda küresel bir diktatörlüktür. Çünkü Çalışkan’ın dediği gibi bir tekno-siyasi müdahale vardır. Ve bu küreseldir. Ama bu durum, paradoksal olarak,  katılımcı süreçlere de kendini açar. ” Piyasaya müdahil olma kuralsa, onu katılımcı süreçlerle de idare edebiliriz.” (agy)

2)      ” Pamuk piyasalarının değişim nesnesini üreten çiftçiler neoliberal piyasayı  tüccardan farklı algılar. İşte burada neoliberalizm dışındaki dünya ile yüz yüze geliriz. Piyasa pamuk tüccarı için ancak vadeli işlemlerle riskinin azaltılacağı bir yerdir. Ama çiftçiler ” piyasaya ve tüccara, sınıfsal bir tepki olarak korkulan ve ne yapacağı gayet belli olan şeyler olarak bakarlar. Bu nedenle neoliberalizmin piyasaya dair attığı her adıma karşı çiftçiler neoliberal piyasadan birkaç adım uzaklaşmaktadırlar.” (agy) İşte burada üreticilerin örgütlülüğünün gerekliliği ortaya çıkar.

3)      Tam burada benim aklıma Brezilya’da MST hareketinin yaptığı üretimden-pazarlamaya kadar üreticilerin denetlediği ve yönettiği bir demokratik yapılanma geliyor. Bu, “karşı tarafın” neoliberalizme, yani onun üretim araçları olan fiyat mekanizmasına ve piyasasına müdahalesidir. Ve dolayısıyla kamusaldır.

NOT: Toplum ve Bilim’in 108. sayısının editörleri İsmet Akça ve Ahmet Bekmen. Onları da Koray Çalışkan ile birlikte kutluyorum. Gerçekten ihtiyacımız olan bir sayı yapmışlar. Bu konularla ilgili herkese tavsiye ederim.

BORSA

ARTIK İÇERİYE DÖNEBİLİR

İMKB, dalgalı seyir izlediği haftanın son gününü düşüşle kapadı.  Endeks, son günü 5 puan düşüşle 43661 puandan kapattı Borsa, haftanın son işlem gününde hisse bazlı işlemlerle dalgalı seyir izledi. Endeks, perşembe günkü   kapanış seviyesinde dengelendi. ABD ekonomisine yönelik temkinli duruş devam ederken, petrol fiyatlarındaki artışa rağmen, yurtdışı borsalardaki toparlanma isteği, İMKB’de de etkili oldu. Hisse bazlı alımların da etkisiyle endeks, 43909 puana kadar yükseldi. Öte yandan ABD kişisel gelirlerinde yüzde 0.3 artış beklentisine karşın yüzde 0.6 artış, kişisel harcamalarda da yüzde 0.3 artış beklentisine karşın yüzde 0.6 artış açıklandı. Bu veriler de piyasalar tarafından olumlu algılandı. İMKB’nin yatay-temkinli seyri yurtdışı girişlerin yoğun olmasına rağmen nisan ayı boyunca sürecek. Piyasalar pazartesi gününden itibaren Cumhurbaşkanı seçimi tartışmalarını takip edecek.

PARA VE FAİZ

DIŞ AÇIK AZALDI

Döviz ve faiz de hafta boyu gevşeme eğilimi görüldü. Dolarda işlemler genellikle  1.39′un altında gerçekleşirken, gösterge faiz yüzde 19.7-19.8 banda oldu. Haftanın son günü  bankalararası piyasadaki dolar kotasyonlarında; alışta en düşük fiyat 1.3800 YTL, en yüksek fiyat 1.3840 YTL, satışta en düşük fiyat 1.3860 YTL, en yüksek fiyat 1.3885 YTL düzeyinde yer aldı. Serbest piyasada dolar 1.3830 YTL’den, avro  1.8400 YTL’den işlem gördü. Uluslararası piyasada, avro/dolar paritesi 1.3315, dolar/yen paritesi ise 118.30 düzeyinde gerçekleşti.

İMKB Tahvil ve Bono Piyasası Kesin Alım Satım Pazarı’nda işlem gören 26 Kasım 2008 vadeli gösterge tahvil, yüzde 19.79 bileşik seviyesinde haftayı kapadı.

AB’de ortak para kullanan 13 ülkenin oluşturduğu Avro Bölgesi’nde, ihracatla desteklenen ekonomik canlılık enflasyonu yükseltirken işsizlik oranını tarihinin en düşük seviyesine indirdi.

AB’nin resmi istatistik kurumu Eurostat’ın kesinleşmemiş verilerine göre, avro Bölgesi’nde geçen ay yüzde 1,8 olan enflasyon oranı, mart ayında yüzde 1,9′a tırmandı.

Kesinleşmiş verilere göre avro  Bölgesi’nde işsizlik oranı ise şubat ayında yüzde 7,3′e indi. Ortak para avro kullanan 13 ülkedeki işsizlik oranı geçen yılın aynı döneminde yüzde 8,2 ve bir önceki ay yüzde 7,4 seviyesindeydi.

Geçici verilere göre 2007 yılı şubat ayında dış ticaret açığı yüzde 0,6 oranında düşerek 3 milyar 741 milyon dolardan 3 milyar 718 milyon dolara geriledi. Geçen yılın aynı ayına göre ihracat yüzde 25,7 oranında artarak 7.614 milyon dolar, ithalat yüzde 15,7 oranında artarak 11 milyar 331 milyon dolar şeklinde gerçekleşti.

Türkiye İstatistik Kurumu’ndan (TÜİK) yapılan açıklamaya göre, 2006 Şubat ayında yüzde 61,8 olan ihracatın ithalatı karşılama oranı, 2007 Şubat ayında yüzde 67,2 olarak gerçekleşti.

IMF’yi istiyoruz, sonra FED’i ve diğer merkez bankalarını da…

Posted by ertemcemil132 | Posted in ABD, Kriz, Küreselleşme | Posted on 24-03-2007

0

Şimdi var mısınız IMF’yı TCMB’yi hatta BM’yi biz istiyoruz. Alacağız, onları yönetmek için programımız elimizde, dünyalı kardeşlerimizle, birlikte diyecek bir secim kampanyasına..

Geçen haftaki başlığımız yazının içeriğinden çok ilgi çekmiş, yazının içeriğinden çok başlıkla ilgili görüş ve eleştiri geldi. Ama herkesin birleştiği tek nokta “tamam, neoliberalizme karşıyız ama, alternatif  ayrıntılı ve somut bir  program ortaya koyma sıkıntısı çektiğimiz doğru” görüşüydü. Burada benim tezim ise şu; ” aslında böyle bir sıkıntı olmayabilir, çünkü sorun artık parçaları birleştirmekte. Türkiye’de de dünyada da sol hemen hemen güncel her konuda söz söyledi ve yazdı. Ama bunları bir araya getiremedi. Burada sorun mesela, iktisatçılarda, ziraatçılarda, mühendislerde, çiftçilerde, sendikalarda, kadın örgütlerinde, çevrecilerde falan değil. Burada sorun, bütün bu fikir ve mücadele taraflarını toparlayıp bir siyasi yekun yaratacak bir politik iradenin olmamasında. Tamam bu politik iradeler tek tek ülkelerde var; ama bunlar enternasyonal bir çıkış üretemiyor. Bunun nedenleri  konusunda herhalde sayfalar dolusu yazılabilir. Ama böyle çetrefil durumlarda tarih her zaman işe yarar. Ve size kestirme cevaplar verir.  O zaman biraz tarihe baksak,  yani insanlığın yine benzer sorunlar yaşadığı bir dönemde enternasyonal bir çıkış üretmeden az önceki haline. Birinci enternasyonalden önce durumlar nasılmış? Yani ne olmuşta insanlık hem Marx gibi bir filozofu hem de, geleceğini işaret eden bir dünya örgütünü çıkarmış.

AVRUPA’NIN SÖNEN UMUTLARI

Başta İngiltere olmak üzere bütün Avrupa’da burjuvazi  1840′lardan itibaren gelmekte olan krizi aşmak için sömürüyü iki katına çıkarmıştı. Ama bunun yanında özellikle kadınların ve çocukların çalışma koşullarını ve sürelerini iyileştirmek için işçi sınıfı hareketlere yine başka İngiltere olmak üzere tüm Avrupa’ya yayılıyordu. Nitekim İngiltere’de Chartist hareketin eylemleri sonuç vermiş, çalışma süreleri on saate inmişti. Fransa’da 1848 devrimi önemli bir gelişmeydi ancak bunu izleyen günler yenilgiyi ve hayal kırıklıklarını getirdi. Buna rağmen 1848-1849 devrim mücadeleleri o gün başarısız gibi gözükse de onların önemli  deneyimleri sonraki yıllarda insanlık adına kullanıldı. İnanılmaz sömürü koşulları, eşitsizliği yarattığı gibi olağanüstü bir sınai gelişmeyi de oluşturdu. Bu gelişme İngiltere ile Fransa’da olduğu gibi, Almanya ve Birleşik Devletler’de de kendini gösterdi. Endüstri, yeni bilimsel imkanlardan gitgide daha çok yararlanma sayesinde eşsiz gelişme tempolarına kavuşup ticaret, yeni pazarlara ulaşma imkanını sağlayan kolaylıklardan yararlanırken, kredi ve banka sistemimin de yaygınlaşması önem kazandı. Bu gelişmeler belki şimdikinden çok daha hızlı bir şekilde ticaretin serbestleşmesini gündeme getirdi. Gelişen endüstri hem yeni sınıflara kucağını açıyor hem de coğrafi sınırları tanımıyordu. Ama gelişen endüstri aynı zamanda işbaşındaki gerici hükümetleri korkutacak ayrı bir dinamiği de beraberinde getiriyordu.  Almanya’da 1848 Devrimi’nin yenilgiye uğraması, Almanya’nın parçalanması sonucunu doğurmuştu ama, Prusya’da olduğu kadar diğer Alman devletlerin de sınai gelişme artıyordu. Berlin’deki işçi sayısı on yılda 50.000 den 180.000′e çıkmıştı. Ancak Almanya’nın parçalanması Prusya’yı monarşiye götürdü. Bu Almanya’ya hem kapitalizmi geciktirecek hem de gecikmiş birlik için devleti güçlendiren bir yolu Almanya’nın önüne çıkartacaktı. Bunun sonucunu ve maliyetini bugün biliyoruz.  Ama aynı anda İngiltere sanayi kapitalizmin tohumlarını atmış, sömürge bir imparatorluk olarak Hindistan’daki isyanlarla uğraşıyordu. İngiliz sömürgeci yayılma politikası, İngiliz ekonomik gelişmesinin bir karşılığı idi. Bu gelişme, sınai üretimin sömürge ve yabancı ülkelerde yoğunlaşmasını gerektiriyordu. Ama İngiltere’de de işçilerin durumu giderek kötüleşiyordu. Kadın ve çocuk sömürüsü çok yoğundu.

Avrupa’nın iki önemli dinamiği İngiltere ve Almanya iki farklı yönde kapitalizmi inşa ederken insanlığın önüne aslında tek seçenek koyuyorlardı. Almanya daha sonra gecikmesinin ve içe dönmesinin faturasını çok pahalı olarak ödeyecekti. Bu şartlarda 1864′te Avrupa’da enternasyonal kuruldu. Sonrasını biliyorsunuz. İnsanlık önemli bir fırsat yakalamıştı. 1864 ten 1871′e kadar olan süreçte Avrupa kaynaklı bir dünya devrimi olanaklıydı. Ama Paris Komünü yenilgisi çok şeyi değiştirdi. Ondan sonra dar kafalı ulusalcılık sol adına sola hakim oldu ve enternasyonal çözüldü. Paris Komünü yenilgiye uğradıktan sonra, devrimci hareketlerin ağırlık noktası Fransa’dan Almanya’ya kaydı. Bu, gecikmiş burjuva devrimini tamamlamak ve sömürgeci İngiltere’ye yetişmek için her türlü ulusal birlik gericiliğini işçi sınıfına da dayatan Alman monarşisi için iyi bir oyuncaktı ama enternasyonal için felaketti. Tıpkı bugünkü gibi o günde ulusalcı sosyalistler daha çok devrimci olduklarını söyleyip daha çok gericilik yapıyorlardı. Örneğin Bakuninciler ırkçı bir söylem geliştirip Marx’ın Museviliğini bir saldırı aracı olarak kullanıyorlardı. Bu söylem işçi sınıfının gelişmemiş unsurlarına, ulusal dar kafalılığa dayanıyordu. Zaten bu “solcu” Bakunincileri sağcı İngiliz sendikacıları desteklemeye başlamıştı bile.  Ve yine bu söylem ikinci savaş öncesi Hitler’in Nasyonel Sosyalizmine ilham kaynağı olacaktı. Her şeye rağmen Enternasyonal, La Haye Kongre’sinden adına yakışan bir sonuçla çıktı.  Ama 1871 yenilgisi işçilerin her ülkede ayrı örgütlenmesi anlayışını da dayatmıştı. Böylece enternasyonalin şekli şartları da ortadan kalkmış oluyordu. 1876 da Enternasyonal kendini fesh etti. Daha sonra Lenin şöyle demiştir: Birinci Enternasyonal unutulmaz bir şeydir. Bizim şu anda kurmak mutluluğuna ulaştığımız Dünya Sosyalist Cumhuriyetinin temellerini Birinci Enternasyonal atmıştır.

BUGÜNE DERSLER

Bugün tıpkı 1870 sonrasında olduğu gibi ulusal dar kafalılık solda, hatta insanlığın tümünde yaygın. Bunun arkasında tıpkı o günkü gibi yine insanlığın uğradığı ağır bir yenilgi var. Bu gericiliğin  solda olmasında devletinde önemli rolü var. Mesela hala Türkiye’de sol, ulus-devletin içinde olmadığı hiçbir çözümü düşünemiyor. Bunun dışında her çözümü ret ediyor. Bu anlayış Enternasyonali bitiren anlayıştır. Ulus devlet sınırlarında çaresiz bir şeyler  yapmaya çalışan ama bunu aşmaya da çalışmayan tüm sol partiler Marx’ın her gün kemiklerini sızlatıyorlar. Peki bugün 1840′ların  şartları var mı? Yani bir dünya değişimi ve devrimi olanaklı mı? Evet bugün ülkelerdeki sorunlar ve dünyanın içindeki bulunduğu iktisadi şartlar bunun meşru zeminlerinin olduğunu bize söylüyor. Hem de dünden daha fazla. Dün yalnız işçi sınıfı için anlaşılır ve meşru olan talepler ve ütopyalar bugün tüm insanlık için anlaşılır ve meşru. Örneğin şunlara hayır diyecek, aklı başında, birisini bulabilirmisiniz?

1)      Bugün Küresel Hakim Sermaye için çalışan örgütlerin tümü dünya yurttaşlarının temsil edileceği bir meclis tarafından yönetilmeli. Örneğin IMF, DTÖ gibi örgütlenmeler bugün kapitalizm için bile işlevlerini yetirmiş durumdalar. Bunların yenilenmesi gerekiyor. Çok basitten başlayalım. Mesela “Küresel Ekonomiyi Yeniden Tasarlamak kitabında Wayne Ellwood bu konuda şöyle diyor: ” Bu göz alıcı başarısızlıklardan sonra, IMF ortadan kaldırılmalı mı? Muhtemelen hayır. Bunun birkaç nedeni var. Birincisi mevcut uluslar arası güç dengesi veri alındığında bu, politik olarak imkansız. İkincisi, küresel sermaye piyasaları dünyasında, en güçlü devletlerin hırsını dizginleyecek uluslar arası kurallara dayanan bu tür kurumlara ihtiyaç var. IMF olmasaydı bile icat edilmesi gerekecekti. Öyleyse; IMF’yi zenginden değil de yoksuldan yana bir kuruma dönüştürmek mümkün mü? Yani IMF, tam istikrar, adil bir gelir dağılımı gibi işlerle uğraşan bir yapıya dönüşür mü? Buna Ellwood’un verdiği yanıt, evet. IMF binlerce insanı işten çıkartarak, sağlık ve eğitim hizmetlerini sıfırlayarak istikrar sağlanamayacağını aslında öğrenmiş durumda.

Şimdi IMF’yi istiyoruz ve onu biz daha adil bir dünya için kullanacağız talebi meşru, IMF’deki iktisatçıların bile anlayacağı ve muhtemelen hak vereceği bir taleptir. Mesela yıllardır söylenen kahrolsun IMF yerine, IMF’yi istiyoruz demek daha anlaşılır. Hem siz yıllardır IMF kahrolsun diyorsunuz, kahrolmuyor. Çünkü kapitalizm için gerekli bir kurum. Hem böyle demekle bir alternatif de üretmiyorsunuz. Ama onu dönüştürmek için istemek, çok daha anlaşılır ve yapılır bir şey.  Zaten neoliberalizmin batırdığı bu kurumlar yol ayrımında. Şimdi tam zamanı.

2)      Küresel Mali Otorite ve Küresel Merkez Bankası: Geçen hafta Tevfik Bilgin’in küresel bir mali otorite isteğinden bahsetmiştik. Aslında bunu daha 1944′de Keynes söylemişti. Keynes herkesin sandığı gibi ulusalcı falan değildir. O küresel kapitalizmi kurtarmaya çalışmıştır. Ancak dar ulusal çıkarlar yüzünden Keynes’in bu muhteşem önerisi  Bretton Woods da kabul görmemişti. Bugün Küresel Takas Bankası fikri giderek yaygınlaşıyor. Çünkü dar ulusal para politikaları güden FED gibi merkez bankaları politikaları iflas etmiş durumda. İktisatçıların bugün Küresel Takas Birliği (ICB) dediği bir Küresel Merkez Bankası kurulabilir ve bu dünyadaki para-sermayeyi adil bir dünya için yönetebilir. Dünya parası çıkartır. Ve bu parayı hiçbir ülke emperyal çıkarları için kullanamaz. Yani herkesin parasını herkesin denetlediği ve söz sahibi olduğu bir kurum basar ve yayar. Bu imkansız demeyin; şimdilerde bu talep öyle anlaşılır ve öyle kabul edilir bir talep ki. Seslendirin ve altını doldurun karşılığı gelecektir. İlk imzayı da bizde BDDK başkanı Tevfik Bilgin atacaktır.

Bu talepler çoğaltılabilir. Örneğin şu sıralar iflas etmiş ve neoliberalizmin işlevsizleştirdiği tüm küresel kurumlar, BM, DTÖ hepsi insanlığın çıkarları için hakim sermayeden geri istenip, şimdiye kadar yaptıkları onlara temizletebilinir. Tüm “bağımsız” merkez bankaları, madem artık bağımsız, onları da istiyoruz. Biz yöneteceğiz. Onların gerçek sahipleri biziz.

Şimdi var mısınız IMF’yı TCMB’yi hatta BM’yi biz istiyoruz. Alacağız, onları yönetmek için programımız elimizde, dünyalı kardeşlerimizle birlikte diyecek bir seçim kampanyasına, yani yeni bir enternasyonalin ilk adımına..

BORSA

SEÇİME KADAR BÖYLE..

İMKB’de yukarı yönlü hareket, haftanın son günü hız kesmesine rağmen hafta boyu sürdü.  Ulusal-100 Endeksi,  haftayı  168 puan ve yüzde 0.39 değer artışla 43408 puandan tamamladı. Hisse bazlı işlemlerle, haftanın son günü dengeli seyreden endeks, ABD konut verileri ile, 43600 direnç bölgesini test etti. Döviz ve faizde ise daha durgun seyir izlendi. Yakalanan iyimserlikle 1.38 bandına gerileyen dolar, bugün de bu seviyelerde işlem gördü. Gösterge faizse 19.5-19.6 bandında sıkıştı.

Cuma öğleden sonra  açıklanan ABD’de şubat ayı mevcut konut satışları, beklenti üzerinde arttı. 6.33 milyon adet olması beklenen konut satışları, yüzde 3.9 artışla 6.69 milyon adet olarak gerçekleşti. Bu gelişmeyle endeks, 43600 direnç bölgesini test etti. Endeks, en yüksek 43628 puanı gördü.  Ama sonra kar satışları geldi.  İMKB, haftalık bazda ise yüzde 3.8 değer artışı kaydetmiş oldu.

Yukarı yönlü harekette 43500 seviyesinin geçilmesi durumunda, 44000 ile 44500 aralığının hedef konumuna geleceği belirtiliyor. Yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimleri nedeniyle iç dinamiklerin İMKB’de daha fazla etkisini göstermeye başlayacağına işaret edilirken, bu açıdan bakıldığında 44500 direncinin kısa vadede aşılmasının zor göründüğü kaydediliyor.

PARA VE FAİZ

SERMAYE GİRİŞİ SÜRECEK.

Döviz ve faiz, gün genelinde durgun bir görünüm izlediler. Yurtdışı destekli olumlu havayla 1.38 bandına gelen dolar, bu seviyeleri bugün de korudu. Gösterge faizse 19.5-19.6 bandında işlem gördü.

Haftanın son gününde bankalararası piyasadaki dolar kotasyonlarında; alışta en düşük fiyat 1.3825 YTL, en yüksek fiyat 1.3840 YTL, satışta en düşük fiyat 1.3870 YTL, en yüksek fiyat 1.3895 YTL düzeyinde yer aldı. Serbest piyasada dolar 1.3850 YTL’den, avro 1.8420 YTL’den işlem gördü. Avro/dolar paritesi 1.3300, dolar/yen paritesi ise 117.75 düzeyinde bulunuyor.

İMKB Tahvil ve Bono Piyasası Kesin Alım Satım Pazarı’nda işlem gören 26 Kasım 2008 vadeli tahvil, haftanın son gününe valörlü işlemlerde yüzde 19.55 bileşik seviyesinden kapanırken, pazartesi gününe valörlü işlemlerde yüzde 19.64 seviyesinde yer aldı.