İlginç Zamanlar
Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-05-2008
0
Cemil Ertem Taraf Gazetesi Yazısı
Merkez Bankası Başkanı Yılmaz, geçen gün yaptığı konuşmada yaşadığımız günleri kazasız atlatmamız için reformların mutlaka yapılması gerektiğine işaret ederek bir Çin atasözüne gönderme yaptı: “Umarım ilginç zamanlarda yaşarsın.” Bu bir iyi dilek değil. Buradaki “ilginç zaman” felaketli, lanetli günler anlamında. Dolayısıyla bu deyiş bir beddua özelliği taşıyor. Yılmaz, felaketli günlerde yaşadığımızı ve mutlaka önlem almamız gerektiğini söylüyor. Zaten Durmuş Yılmaz bu konuda yalnız değil. Amerika ve İngiltere krizi kazasız atlatabilmek için eş zamanlı önlemler alacaklar. Merkez bankaları, mali piyasalar ve para piyasalarını birlikte düzenleyecekler. Öte yandan Amerikan Merkez Bankası (Fed) geniş yetkilerle donatılacak ve ana düzenleyici ve denetleyici kurum olacak. Yeni düzenlemeyle, Fed, sadece banka sistemini değil, tüm mali kesimi denetleyecek ve yönlendirecek. Fed’ten başlayan bu yeniden yapılanma diğer küresel kurumlara da sıçrayacak. IMF ve Dünya Bankası hem krize yönelik hem de kriz sonrası için önemli değişimler geçirecekler. Dünya yeni bir para sistemine doğru hızla yol alıyor. İngiltere’nin 1931’de altın standardını bırakmasıyla piyasa ekonomisi çökmüştü. Polanyi, ekonomik liberalizmin son kalesinin altın standardı olduğunu, korumacı devletçiliğin buraya saldırarak yeni bir dönemi başlattığını söylüyordu. O günden bu yana çoğu, Amerika’nın ve onun dolarının egemenliğinde geçen “felaketli” günlerin sonuna mı geliyoruz? Bu sorunun yanıtı için henüz erken. Ama gerçekten önemli değişimlerin eşiğindeyiz. Bu değişimi anlayabilmek, burada dünyaya ayak uydurabilmek, bu günleri daha az acıyla atlatabilmek için önemli. Ama Türkiye bunu anlamaktan uzak gözüküyor. Buradaki her direnç, suyun başındakilere değil ama dar gelirli geniş kesimlere yoksulluk olarak geri dönüyor. Dünya bu çalkantıdan daha fazla liberalizmle çıkacak. Şimdi alınan önlemler bunu sağlamaya yönelik. Türkiye’nin buna direnerek attığı her adım ise hepimizi kilometrelerce geriye savuran bir fırtınaya dönüşüyor.
Örneğin IMF ile mayıs ayında sona erecek mevcut 19’uncu stand-by düzenlemesinin yerini nasıl bir programın alacağını umuyorsunuz? Şu kapatma davası öncesi, yaşanılan küresel daralmaya rağmen, IMF ile koşula bağlı olmayan esnek bir anlaşma yapılması umuluyordu. Ama artık bunu geçin. Türkiye’nin, “program sonrası izleme” ya da “ihtiyatlı stand-by” gibi daha rahat hareket edebileceği seçenekler, büyük ihtimalle, rafa kaldırılacak. Sosyal Güvenlik Yasası’nın gevşetilmesine izin verilmeyeceği gibi, verginin tabana yayılması, kamu personel rejiminin rasyonel hale getirilmesi gibi gerekçelerle yeni dolaylı vergiler ve personel alımlarının durması gündeme gelecek. Özelleştirmeler yine “bir an önce olsun” anlayışıyla düşük fiyat-yağma fırsatçılığına kurban olacak. Maliye faiz dışı fazla için kemerleri daha da sıkacak.
Merkez Bankası zaten sıkışmış durumda. Faizden başka bir silahı yok. Yakında yine faiz artırımına gidebilir. İşte o zaman bıçak sırtında olan inşaat, tekstil gibi sektörler yeni bir anaforun içinde kaybolurlar. Şimdi beğenmediğimiz yüzde 4,5’luk büyümeyi mumla ararız. Türkiye’de değişime direnen devlet bir kez daha çalışanları IMF’nin kucağına attı.
Dünya değişime gebe “ilginç zamanlar” yaşıyor. Bize ise felaketli, lanetli günler düşüyor.
Türkiye’de hiçbir zaman seçilmiş hükümetlerle onu seçenler baş başa kalmadı. Seçmen seçtiklerini denetleyip yönlendiremedi. Araya hep devlet girdi. Yine öyle oluyor. Devlet iktidarı AKP’ye bıraksın. Oy verenler oy verdiklerinden her hesabı sorsun. Dünyaya ayak uydurmak buradan başlar.
