Türkiye’nin yeni yolu ve büyük mutabakat

Posted by ertemcemil132 | Posted in ABD, Kriz, Küreselleşme, Finans Politik | Posted on 08-03-2011

2

Dünya Mısır ayaklanmasını sorunsuz savuşturdu; Mısır ayaklanması boyunca başta altın ve petrol olmak üzere, temel emtialarda ve faizlerde çok önemli bir çıkış görmedik. Ama iş Libya’ya gelince işin rengi değişti.  Fiyatlarda ve faizlerde hızlı bir tırmanış görmeye başladık.  Çünkü Libya, özellikle petrol açısından, çok daha stratejik bir ülke olduğu gibi, Libya’daki sürecin uzaması Ortadoğu’da yeni ve işin içinden çıkılmayacak kargaşalara yol açabilir. İşte bu olumsuz beklentiye bağlı olarak altın tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı ve 1500 dolara dayandı.

Öte yandan Amerikan merkez Bankası (FED) genişlemeci para politikasına devam edeceğinin işaretini bir kez daha verdi ve bu süreçte Bernanke’nin bu ısrarı, dolar euro paritesindeki dengeyi, az da olsa, euro lehine bozdu ama Bernanke’nin bu ısrarının altında yatan Amerika’nın krizden çıkış stratejisi.  ABD, dış ticaret açığını zaman içinde kapatacak ve içerdeki resesyon riskini en aza indirecek stratejiyi bütün bu süreçte öne çıkartacak. Ama bunun, Çin-ABD ticaret dengesini bozmamasına da dikkat edecek. Çin, eskisi kadar olmasa da, ABD kâğıtlarını almaya devam edecek ve yuanın değerini, doların değerinin düşmesine paralel olarak yukarı çekecek. Bu arada Çin, aynı zamanda, zor durumda olan AB ülkelerinin kâğıtlarını almaya ve bu ülkeleri de fonlamaya devam edecek.  Böylece ABD, Çin ve AB arasında yeni bir mutabakat ve denge kurulmuş olacak. Böyle olunca dolar ve euro gibi paralar hem güçlü yerel paralar karşısında çok değer kazanmayacak hem de altın ve türevleri de bu süreçte değerlenmeye devam edecek.  Son günlerde euronun değerlenmesi yine bu “büyük mutabakat” çerçevesinde okunabilir.

DOLAR VE PETROL EGEMENLİĞİ DEVAM MI; TAMAM MI?

Posted by ertemcemil132 | Posted in ABD, Kriz, Küreselleşme, Finansal Piyasalar | Posted on 24-06-2008

0

PETROL YENİ DENGELER YARATIRKEN…KİM NE ÜRETİYOR, NE KADAR TÜKETİYOR..

Petrol 20.yüzyılın en önemli enerji ve kriz kaynağıydı kuşkusuz. Bugün de değişen bir şey yok. Artan petrol fiyatları dünyanın dengelerini değiştirmeye devam ediyor. Bir varil petrolün en çok 5 dolarlara mal olduğunu düşünürsek bugün ortaya çıkan trilyonlarca doların nasıl bir değişime yol açacağını da sormamız gerekiyor.

Suudi Arabistan’ın arzı artırma vaadine rağmen petrol fiyatları yükseliyor. Bu tablonun, en azından Amerikan seçimlerine kadar süreceğini söyleyebiliriz. Yani 2009’un ilk çeyreğine kadar yüksek petrol fiyatlarını herkes hesabına kitabına katsın. Aslında petrol fiyatlarının bu denli ve bu kadar uzun süre yüksek seyretmesi yeni bir dengenin de oluşmasına yol açıyor. Bunu petrol ithal eden ve ihraç eden ülkelerin dururumuna baktığımızda anlayabiliyoruz.

Petrol Fiyatları Ne Kadar Artacak?

Posted by ertemcemil132 | Posted in Finansal Piyasalar | Posted on 09-06-2008

0

Fiyatlar nerede duracak? Petrol fiyatları daha ne kadar artacak!

Bütün dünya panikte petrol fiyatları ne kadar artacak? Arabalar saksı mı olacak ve şehir dışındaki evlere gidip gelmek önemli bir maliyet olacak mı? Şu sıralar Avrupa’da ve gelişmiş ülkelerin büyük şehirlerindeki “arabalı” orta sınıfın bu soruları giderek büyüyen endişeye dönüşüyor. Ama bu soruların kesin yanıtları şimdilik yok. Çünkü arz ve talep eğrileri ile petrol fiyatları sorununu açıklayamıyoruz. Örneğin 2005 yılından bu yana arzda ortalama olarak bir artış olmadı, oysa talepte belirgin bir artış var. Ama bu artış ve arz talep arasındaki fark fiyatları bu düzeye getirecek açıklıkta değil. Stoklarda da azalma var. Ama bu yalnızca kuşkuya yol açıyor burada da bugünkü fiyat düzeyini açıklayacak bir panik durumu yok. Dünya petrol stoklarına bakıldığında kuşkunun nedeni daha da net olarak ortaya çıkmaktadır. 2003 yılından bu yana ortalama olarak her yıl stoklara yapılan ekleme düşüş göstermiş, 2007 yılında stoklara ilave değil, tersine stoklardan petrol çekmek ihtiyacı doğmuştur.

Petrol üreten birçok ülkede çeşitli nedenler dolayısıyla üretimde sorunlar yaşanıyor.

Bunlara ek olarak OPEC’in petrol üretim kapasitesini ne dereceye kadar yükselteceğine dair ciddi kuşkular var. OPEC kapasitesini yükseltip fiyatları aşağıya çekebilir. Ama o da bu durum bizden kaynaklanmıyor. Arz yeterli arzı aşan çok yüksek bir talep yok diyor.

Suudi Arabistan başta olmak üzere OPEC ülkeleri kuşkunun yersiz olduğunu, hazır kapasitenin olduğunu iddia ediyorlar.

OPEC, özellikle Orta Doğu ülkelerinin rezervleri bağımsız olarak denetlenmemiştir. Bu bakımdan rezervlere ve üretim kapasitelerine olan güven azdır. Borsada faaliyet gösteren fon yöneticileri bu faktörleri göz önünde bulunduruyorlar.

Arz da Sorun Yok

Fiyat artışının arkasında yine arz-talebe yönelik kuşku vardı. Kuşkunun kaynakları: ABD petrol stoklarındaki yeni düşüş, İsrail’in İran’a saldırabileceğini ilan etmesi, AB Merkez Bankasının doların daha da düşeceğini işaretleyen faiz polikası (yani FED’in faizleri yüzde 2’lere kadar düşürmesi) ile ilgili açıklaması, Nijerya ve Venezüella sorunları fiyat spekülasyonunu tetikleyen nedenlerdi. Ama tabii en önemlisi doların artık bir genel değişim aracı olmaktan çıkması olmuştur.

Şunu da ilave etmek gerekir ki, Merrill Lych gibi derecelendirme kurumlarının petrol fiyatına yönelik rakamsal tahminleri inandırıcı olmaktan uzaktır.

Rakam vererek yapılan öngörüler bilimsel çalışmaların sonucu değildir.

Bunlar future piyasalardaki sözleşmelerin ortalama fiyat hareketlerini baz alıyorlar. Bu kontratlar da oldukça spekülatif ve üretimi-talebi göz önüne almayan sonuçları ifade ediyor. Örneğin dünya petrol üretimi aşan satışlar var. Bu yalnız petrol de değil, diğer emtialar da da geçerli.

Kırılma Noktası 11 Eylül Sonrası

Petrol fiyatları ancak bir gidişat olarak tahmin edilebilir, rakamsal olarak edilemez.

2001 de petrol talebi 77.400 varil arz ise 77.500, 2002 de talep 78.036 arz ise 76.995 olmuş yani kırılma noktası 2002. Hemen 11 Eylül’ün ertesi bu size çok şey açıklıyor aslında.

Yani petrol arzının talebin altına getirilmesi politik bir durum ve müdahale.

2004 de talep 82.330 arz 83.214 olmuş yani dengelenmiş ama Irak işgali ve yüksek faiz politikası yine arzı aşağı çekmiş. Bir bakıma petrol üreticileri Amerika’ya bakıp kendilerini ayarlıyorlar. 2006’de talep 84.622 arz 84.598 ama Fed’in faizleri düşürmeye başladığı 2007 başında bu denge bozuluyor. Talep 85.354 oluyor, arz ise 85.594 varil. Görüldüğü gibi çok büyük bir arz talep dengesizliği durumu yok. Ancak üreticilerin politik tutumları ve belirsizlik var. Bu belirsizlik kesinlikle doların durumundan Amerika’nın hegemonik gücünü kaybetmesinden ve savaşa dayalı politik hattan kaynaklanıyor.

Petrol Amerikan seçimlerini bekleyecek.

Küresel Enflasyon Değişimin Habercisi

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 26-05-2008

0

 

Petrol fiyatları bugün bir senaryonun parçası olarak artıyor.
Bu durum, sadece bir simge ve bir çözülmenin işareti. Şimdi olan biteni 1970’lerdeki krize de benzetenler var. Benzetmeye gerek yok olan biten bu krizin kuyruğu aslında.
1973 krizi, yüksek enflasyonu ve durgunluğu getirmişti. Sorun yine dolardı. Çünkü Nixon 1971’de doların altına olan bağımlılığını kaldırmış, doların başıboş bir para olacağı ve değerinin düşeceği öngörülmüştü. Üstelik Amerika şimdiki gibi, Vietnam savaşı dolayısıyla çok yüksek askeri harcamalar yapmıştı. Ancak 1970’lerin asıl önemi dünyanın teknolojik ve siyasi değişimin eşiğinde olmasıydı. Demir çelik ve petro-kimya sanayilerinin egemenliğinin sonuna gelinmişti. Bu ana kontrol sanayilerindeki kar oranları hızla düşüyordu. Dünya üçüncü nesil biyoteknoloji ürünleri, yongalar, mikro elektroniğe dayalı ekonomiye geçiş sancısı çekmeye başlamıştı. Eski ana kontrol sanayilerinde çok hızlı düşen kar oranlarını telafi etmek için devlet ekonomileri çözüldü, özelleştirmeler ve arz yönlü iktisat hızla devreye sokuldu. Aslında bu çözüm değildi. Sadece karşılıksız doların ve eski kontrol sanayilerinin egemenliğini bir süre daha devam ettirmeye yarayacaktı. Bu arada 1970’lerde, Amerikan egemenliğine dayalı bu sistemin bir diğer yüzü ve yürütücüsü olan Sovyetler de hızla çözülmeye başlamıştı. Yani 1973’den sonrası çok hızlı bir ekonomik ve siyasi değişime sahne olacaktı ve öyle oldu. Şimdi olanların 1973’de başlayan krizle benzer belirtiler taşıması bu anlamda tesadüf değil. Çünkü dolar şimdiye kadar karşılıksız para olarak durumu idare etti. Doların arkasında ise giderek çürüyen Amerikan eski kontrol sanayileri, savaşa dayalı yayılmacı anlayış ve onun ekonomi politikaları vardı.
Şimdi Amerika ve dünya önemli bir makas değişimine hazırlanıyor. Aslında bu çok gecikmiş bir adım olacak. Bu anlamda şu günleri keskin bir çöküşle sonlanacak bir kriz olarak göremeyiz. Petrol fiyatları ne olursa olsun bugün, dünya ekonomisinde, bunu telafi edecek parasal güç var. Yani çok büyük bir sermaye birikiminin üzerinde oturuyoruz.
1970’lerin sonundan beri düşen kar oranlarını telafi etmek için çözülen devlet ekonomileri ve arz yönlü hat bu birikimi sağladı. Ancak bu birikim şimdi hızla Amerika ve Avrupa denetiminden çıkıyor. Aslında olan bir yönüyle de bu. Petrol ve diğer stratejik emtiaların fiyatlarını hızla artması ve daha da artma eğilimi taşıması bunu sağlıyor. Petrol ve doğalgaz rantları Rusya ve diğer petrol üreticisi ülkelere gidiyor. Öte yandan yine kar oranlarının düşüşüne çare olarak düşünülen ve artan liberalleşmeyle birlikte Asya ve gelişmekte olan ülkelere kaydırılan üretim gücü bu dünyanın önemli bir sermaye birikiminin üzerine oturmasına yol açtı.
Bu durumda Avrupa genişlemesi kaçınılmaz. Çünkü Avrupa, çözümü enerji ve pazar zenginliği olan doğuya doğru genişlemekte görüyor. Amerika yalnız militarizme dayalı bir egemenlikte ısrar etmenin hem kendisinin hem de dünya sisteminin sonu olacağını gördü. Bundan sonra daha akılcı ve “ duruma uygun” politikalar üretecek. 2009’da Demokratların iktidara gelmesi durumunda bu hat güçlenecek. Ancak petrol fiyatlarının yükselmesiyle kendisini belli eden bu değişim isteği bir müddet daha sürecek.
Petrolün ve başta gıda olmak üzere diğer stratejik emtiaların fiyatlarının bu çılgın artışı aslında bir değişim isteğidir. Önümüzdeki günler bu istek daha fazla ete kemiğe bürünecek.
Petrol 300 dolara çıkabilir; altın çıldırabilir, gıda fiyatları tarihi zirve yapabilir. Bunları görebiliriz. Ama çok önemli değişimleri de göreceğiz. Türkiye’de bu değişim dalgasından ayrı değil. Ankara’da olanlar da aslında yaklaşmakta olan bu değişime nafile direnme içgüdüleri.

Cuntalar Akıl Hocasının Ardından

Posted by ertemcemil132 | Posted in ABD, Kriz, Küreselleşme | Posted on 17-11-2006

0

Friedman bize, askerlerin ve baskıcı yönetimlerin, iddia ettikleri gibi, ülkesinin ve halkının çıkarlarını gözeten ve bu anlamda bağımsız olmadığını ve olmayacağını öğretti. Eh, en azından bunun için toprağı bol olsun..

Dazlak kafası, ilham verdiği Pinochet’in gözlükleri gibi koyu renk gözlüklerinin arkasındaki çipil ve kısık gözleriyle gazetelerin ekonomi sayfalarından bize bakıp; “salaklar çalışın işte bedava öğle yemeği nerede var” diyen adam öldü. İktisatla ilgisi olsun olmasın, Milton Friedman ismi yaşı kırkın üzerinde olan herkesin hatırlayacağı bir isim. Milton Friedman adını ilk önce Şili ile birlikte duyduk. Şili’de 11 Eylül 1973’te işbaşına gelen Pinochet cuntası bir müddet sonra neo-liberal Chicago Okulu’nun görüşleri doğrultusunda ekonomiyi biçimlendirmeye başladı. Şili’de olup bitenlere, Friedman’ı yad ederken, değinmeden olmaz ama önce Friedman’ın Chicago Okulu’na şöyle bir bakmakla yarar var.

ŞU 1973 YILI

1973 yılı, petrol fiyatlarının yükselmesiyle kapitalizmin yeni bir krizinin başladığını haber verirken, Chicago Üniversitesi’nde 1948’den beri alıştırmalar yapan Friedman ve arkadaşlarının da günlerinin geldiğini onlara müjdeliyordu. Zaten Friedman’a göre Keynes başından beri günü kurtaran adamdı. Ama yine de Keynes, günü kurtarmak adına da olsa, klasik iktisadın mabedine saldırmıştı. 1936’da, Keynes, İstihdam Faiz ve Paranın Genel Teorisi adlı yapıtında piyasanın zaaflarını ortaya koymuş, devletin müdahalesini istihdam ve ekonomik denge için şart koşmuştu. Piyasa yara almıştı. Aslında Keynes’in de kesinlikle sosyal devlet gibi bir amacı yoktu; o gerçekten de “günü kurtarmak” istediğini uzun vadede zaten hepimiz ölüyüz diyerek belirtmişti. Ama yine de Chicago Okuluna göre bu bir devrimdi. O halde bir karşı devrim gerekiyordu. İşte bu karşı devrimin teorik temelleri çok gecikmedi. 1970’lerin başında Milton Friedman ve Harry Johnson Monetarizmin karşı devrimini anlatan bir kitap yayınladılar. Friedman burada kurgusunu iki temel dayanağa oturtuyordu. Birincisi devletin orkestra şefi olduğu maliye politikaları yerine piyasanın yöneteceği para politikaları kapitalizmin işleyişine ve doğasına daha uygundur görüşüydü. İkincisi ise devletin ekonomik faaliyetin akışını düzenlemesi yerine özel sektörün dinamiğinin esas olacağı bir piyasa. Friedman, yaklaşmakta olan krizin kaynağını görmüş ve kar oranlarının tekrar yükselmeye başlamasının, ancak devletin açtığı mevzileri yeniden özel sektöre bırakmasıyla mümkün olacağını, söylemeye başlamıştı. Devletin aradan çekilmesi Keynes’in bir zamanlar çok korktuğu işsizliği tekrar getirmeyecekmiydi ? Bu soruya Monetaristlerin verdiği cevap insanlığın nasıl bir döneme girdiğini de adeta özetliyordu. Friedman’a göre, işsizlik doğal ve iradi bir şeydi. İşsizlik, insanların bir önceki işlerini beğenmeyip daha iyi bir iş bulmak için bir müddet katlandıkları bir durumdu; ve dert değildi. Esas dert fiyat istikrarı yani enflasyondu. Hükümetler enflasyonu önlemek için denk bütçe, sıkı para politikası ve özel sektörü teşvik eden arz yönlü politikalar uygulamalıydı. İşte bu yeni (azgın) liberal politikalar ilk önce yeni darbe yapmış, çiçeği burnunda, Latin Amerika diktatörlerinin dikkatini çekti. Özellikle Şili Chicago Okulu için bir laboratuar oldu.

ŞİLİ; UZUN TAÇ YAPRAĞI

Bir şiirinde Ataol Behramoğlu Şili’yi uzun taç yaprağına benzetir. O yaprağın üzerinden yıllarca kan damladı. O kanlı taç yaprağının bir yüzünde Pinochet’in faşizmi bir yüzünde de Friedman’ın Chicago Okulu vardı.

Şili’li “Chicago çocuklarına” göre devletin geniş ekonomik etkinliği ekonominin çöküşünün başlıca nedenidir. İthal ikamesinden vazgeçip, ihracat ağırlıklı bir politikaya geçmek gerekir. Petrol fiyatları yükselirken, bakır fiyatlarının düşmesi de bu yüzdendir. Cuntanın ekonomi bakanı ve sıkı bir Chicago Okulu üyesi olan Sergio Castro, (Castro, bizim Özal’ın bir versiyonuydu.) ithal ikamesi stratejisinin sonuçlarına ilişkin şu saptamayı yapıyordu; “Azami düzeyde Unitad Popular” tarafından uygulanmış olan bu model, iflas etmiş bir modeldir. O halde Friedman’ın modelini uygulamalıyız. Bir ülke ancak piyasa güçlerine sınırsız hareket imkanı sağlarsa refaha ulaşır. “

Milton Friedman 1975 Nisan’ında Şili’yi ziyaret ettiğinde, ekonominin halen kendi önermelerini yadsır durumda olduğunu saptayarak, şunları söylüyordu: “Şili’nin karşı karşıya olduğu güç problemler ve sıradan vatandaşın şimdiki durumu göz önüne alınırsa, bir serbest piyasanın oluşturulması ve özel sektörün güçlendirilmesi zorunludur” Bu hedefe ulaşmak için 1) Sermaye Piyasası oluşturulup, derinleşmelidir. 2) Ödemeler bilançosu açığı ve himayeci politikaların yarattığı problemler çözülmeli, 3) Hantal devlet aygıtının ve ekonomiye müdahalesinin yarattığı problemler halledilmelidir.

Cunta, Friedman’ın tespit ettiği problemleri gidermek için onun önerilerinin aynen uyguladı. Örneğin problem 1’e ilişkin olarak: Allende yönetimi Bankaları devletleştirmişti. Askerler bankaları süratle özelleştirecek önlemleri aldılar. Merkez Bankası devre dışı bırakıldı. Devlet işletmelerinin özel sektöre devri için sermaye piyasası alt yapısı hazırlandı. Problem 2’ye ilişkin olarak; Friedman hedef olarak Şili ekonomisinin tümüyle dışa açılmasını savunuyordu. Askerler bunun için gümrük sınırlarını ve engelleri kaldıran düzenlemeleri yaptılar. Ödemeler bilançosu açığını kapatmak için geleneksel olmayan ihracat dallarının da geliştirilmesini içeren bir politikayı da yürürlüğe koydular. Problem 3’e ilişkin olarak; Friedman’ın savına göre, devlet, özel sektör için, istikrarlı moneter ve yasal bir çerçeve oluşturmalıdır, özelleştirmenin yasal alt yapısı oluşturulmalı devlet işletmeleri özel sektöre devredilmelidir. Askerler bunu da büyük bir şevkle gerçekleştirdiler.

Bundan sonra ne mi oldu; her yerde olan oldu, yani fiyatlar fırladı, gıda maddelerinden ve tarımdan devlet sübvansiyonları kaldırıldı, yoksulluk arttı. Şili parası Esküdonun değeri büyük ölçüde düşürüldü. Her türlü sendikal faaliyet yasaklandı. Reel ücretler çok hızlı düştü. Tabi bu arada, bu önlemlere rağmen, enflasyon fırladı. İşsizlikte sürekli arttı.

Şili, Friedman’ın ve monetarist politikaların laboratuarı olmuştu. Bu süreç Şili halkına çok pahalıya patladı.Şili bugün Pinochet cuntasından kurtuldu ama Friedman’ın temelini attığı neo-liberal politikalardan kurtulamadı. Şili’nin tüm sosyal güvenlik sistemi özelleştirildi. Şili uluslar arası emeklilik fonlarının saldırısına uğradı.

Şili ve onunla benzer politikalar uygulayan tüm ülkeler, Türkiye dahil bugün işsizlik ve yoksullukla boğuşuyorlar. Friedman’ın politikaları azgelişmiş ülkelerde ancak baskıcı askeri yönetimlerce uygulanabildi. Şili cuntası ne yaptıysa yedi yıl sonra Türkiye’deki faşist cunta da aynısını yaptı. Ama Friedman bize, askerlerin ve baskıcı yönetimlerin, iddia ettikleri gibi, ülkesinin ve halkının çıkarlarını gözeten ve bu anlamda bağımsız olmadığını ve olmayacağını öğretti. Eh, en azından bunun için toprağı bol olsun..

BORSA

AB SIKINTILARI

İki haftadır 40000 sınırını zorlayan İMKB, haftanın son gününde Türkiye’nin gerçeklerine çarpıp 38.433’e kadar geriledi. Dün BirGün’ün vurguladığı gibi AB süreci fiilen durdu. Bu pat durumuna 2007 yılının sıkıntıları da eklenince dünya borsalarındaki olumlu havanın İMKB ‘ye yansıması düşünülemez. Aslında Türkiye bu nedenlerden dolayı da dünya piyasalarındaki iyileşmeyi en az , olumsuzlukları da en çok hisseden ülke olacak. Bu yüzden dün FED tutanaklarının açıklanmasından sonra FED’in tüm 2007 yılı için faiz indirimine gitmeyeceğinin belli olması dünya borsalarında az da olsa gerilemeye yol açtı. Buna bağlı olarak İMKB’de satışlar haftanın son gününde derinleşerek devam etti. Endeks 38500 desteğinin de altına geriledi. Yurtdışı piyasalarının eksiye dönmesi, dolar ve faizde görülen yükseliş satışların artmasında etkili oldu. AB İlerleme Raporu’nun açıklanmasından ve Kıbrıs konusunun Aralık ayı ortasında gerçekleştirilecek zirveye ertelenmiş olmasından sonra temkinli seyre dönen endeks, bu olumsuz havanın etkisinden kurtulamadı. AB ve Türkiye cephesinden bu konuda karşılıklı açıklamalar yapılırken somut gelişme için BM’nin devreye girmesi gerekiyor. Öte yandan, enflasyon beklentilerine yönelik kaygılar, cari açıktaki büyüme piyasalarda tedirginlik yaratan diğer önemli konular olarak görülüyor. Ayrıca, ABD konut başlangıç verileri beklenenden fazla düşüş gösterdi. Bu veri ile beraber piyasalar içeride ve dışarıda satışlarını artırdı.

Yüzde 46′sı Yunan National Bank of Greece’e devredilen Finansbank’ın dokuz aylık net karı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 157 artışla 700 milyon YTL’ye çıktı.

Banka tarafınnda yapılan yazılı açıklamaya göre, 1.138 milyar YTL olan vergi ve provizyon giderleri öncesi kar ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 117 yükselmiş oldu.

Bankanın toplam aktif büyüklüğü 2005 sonuna kıyasla yüzde 36 artışla 16.768 milyar YTL olurken, yüksek karlılığa bağlı özkaynakların ilk dokuz ayda yüzde 42 artarak 1.984 milyar YTL’ye ulaştığı ifade edildi. Böylece bankaların milliyetinin karlarını etkilemediğini de öğrenmiş olduk.

PARA VE FAİZ

AYNEN DEVAM

Döviz ve faiz cephesinde yukarıdaki özetlediğimiz gelişmelere bağlı olarak değişen bir şey yok. Döviz yabancı girişine rağmen daha fazla düşmüyor. Faiz ise seçim ve AB riskini hesap edip düşmüyor. Hatta önümüzdeki günlerde faizlerin biraz daha yukarı yönlü hareketi beklenebilir.

Dolar haftanın son günü 0.2 YKr’lik artışla 1.4430 YTL, avro ise 0.1 YKr’lik kayıpla 1.8450 YTL’den el değiştirdi. Bankalararası piyasadaki dolar kotasyonlarında alışta en düşük fiyat 1.4440 YTL, en yüksek fiyat 1.4470 YTL, satışta en düşük fiyat 1.4480 YTL, en yüksek fiyat 1.4510 YTL seviyesinde geçti. Uluslararası piyasada avro /dolar paritesi 1.2800-1.2820 aralığında hareket etti.

İMKB Tahvil ve Bono Piyasası Kesin Alım Satım Pazarı’nda işlem gören 13 Ağustos 2008 vadeli tahvil Cuma gününe işlemlerde bir önceki güne göre 0.11 puanlık artışla yüzde 21.14 bileşikten kapanırken, pazartesi gününe valörlü işlemlerde 0.27 puanlık artışla 21.20 bileşikten işlem gördü.