Cemil Ertem ve Gülşen İşeri Taraf Gazetesi Yazısı
Türkiye’de her şeyin birbirine karıştığı günlerden geçiyoruz. Bütün bu olup bitenleri, başımıza gelenleri demokrasiye, dışa açılmaya yükleyen siyasi yaklaşımlara ve ufuk açıcı (!) görüşlere her geçen gün bir yenisi ekleniyor. Aslında bu Türkiye “kahrolsun insan hakları” diye slogan atarak yürüyen devlet görevlileri gördü. Bundan ötesi olmaz artık dediğinizde bir yenisi geliyor. Irkçıların adına ödül koyan baroda gördük nihayet. Şimdilerde kesif bir AB ve piyasa düşmanlığı çok moda oldu. Tabii bu aynı anda, gizli ya da açık demokrasi karşıtlığını da beraberinde getiriyor.
Türkiye’de devlet elitleri ve onları takip eden “eğitimli” kesim, başından beri, hiçbir şeyin başıboş bırakılmamasını savunur. Her şey, “bilenler” tarafından, denetlenmeli, planlanmalı, düzenlenmelidir. Bu planlayıcı ise devlet ve onun teknokratları olmalıdır. Hele ekonomi kesinlikle başıboş bırakılamaz.
“Devletin elinin değmediği bir ekonomi kadının elinin değmediği ev gibidir” Bu devletçi, ataerkil görüşe Türkiye’de “sol”’da başından beri sahip çıkmış, çoğu kere onu açıktan savunmuştur. Seksen sonrası gündeme gelen ve 12 Eylül Cunta’sıyla sonuçlanan neo liberal sürecin karşısına yağmacı bir devletçiliği dikenler, şimdilerde karşımıza Ergenekoncu olarak çıkıyorlar. Peki, çözüm nedir? Bugün yaşadığımız küresel krizin ve onu üreten politikaların demokrasi içinde bir alternatifi var mı? Şimdilerde yeniden Keynesci bir devletçiliğe dönülmesini savunanlarla, gümrük duvarlarını örüp öyle Allah ne verdiyse geçiniriz diyenlere kadar her çeşit “şaşkın” alternatif iktisat önerisine rastlanıyor. Ama ortak nokta, içe kapanma ve akıl dışı bir piyasa-demokrasi karşıtlığı olarak öne çıkıyor. Piyasa adil olabilir mi? Bu çok eski bir tartışma. Bu tartışmaya burada girmeyeceğiz ama bugün aslında devletçiliğin dik alası olan neoliberal piyasa dışında, ona rağmen, üreticilerin kendi ürünlerinin fiyatlarının belirlenmesinde söz sahibi oldukları “piyasalar” var ve bunlar belki de geleceğin adil ekonomik sisteminin ipuçlarını bize veriyor. İşte size bir örnek: Hem de Türkiye’den.
KARANFİLLERİN PİYASASI
Ürettiğiniz ürünün kalitesi, ambalajı, alıcı için yeterli ve rekabet edebilir nitelikte olması için üyesi olduğunuz kooperatif yalnız buralarda sizi desteklemekte kalmasa, aynı zamanda ürettiğiniz ürünün piyasada hak ettiği fiyatı bulması için piyasayı belirleyecek kadar büyük ve güçlü olsa; sizde üretici olarak gücü olana ürününüzü ucuz fiyattan kaptırmamış olsanız bunun adını ne koyardınız? Bu soruya yanıt verirmisiniz yoksa bu zamanda böyle bir şeyin henüz erken olduğunu ama yakın gelecekte olması gerektiği söyleyip konuyu kapatırmısınız? Böyle bir yer var.
Hem de çiçeklerin renkli dünyasında. İşte Gülşen’le bulutlu bir bahar sabahı bu çok eski ama az bilinen deneyimi anlatmak için Karanfilköy’ün yolunu tuttuk.
Karanfilköy, Akmerkez ile Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün Avrupa girişi arasında sıkışmış, yağmadan mucize eseri sıyırmış, ağaçlar içinde sevimli bir mahalle. Bu mahallenin camisinin altında bir mezat yeri. Kapısında “Flora Çiçekçilik Üretim ve Pazarlama Kooperatifi” yazıyor.
Haftanın 5 günü açık olan mezat bir anlamda da çiçek borsası. Yani sizin dışarıdan aldığınız, sokaktan ya da dükkânlardan aldığınız çiçeklerin fiyatları işte tam da burada belirleniyor…
Nasıl mı? Borsa müdürü Süleyman Çiftçi anlatıyor: “Mezat günleri kooperatifin üyeleri mallarını getiriyorlar. Ama çiçek fiyatlarını belirlemek tamamen alıcının elinde. Üreticiler mallarını hazırlar gönderirler fiyatlar burada belirlenir.
Fiyatların olması gereken seviyede olması için biz arz ve talebi kontrol ederiz. Örneğin karanfile talep Antalya’da azsa oradan karanfil alır, burada gül arzı çoksa buradan Antalya’ya ya da gül talebi olan yerlere gül yollarız o gün. Ayrıca tekelleşmeyi, fiyat spekülasyonunu da önleriz. Hiçbir üretici kooperatiften büyük değil.
Aslında biraz geriye gidip araştırdığımızda ortaya çıkıyor ki kooperatif 1945 yılında Sadık Güzel Osman tarafından kurulmuş. Sadık Güzel Osman Karadenizli. Otuzlu yılların başında Heybeliada’ya gelmiş, plaj işletmeye başlamış. Sonra plaj etrafında yetiştirdiği çiçekler dikkat çekince, etrafının da desteğiyle bir kooperatif kurarak çiçek yetiştirme ve pazarlama işine girmiş.
Süleyman Bey; “ O yıllardan bu yıllara kadar devletten tek kuruş almadan ayakta duran tek kooperatif” diyor Flora Çiçekçilik Üretim ve Pazarlama Kooperatifi için.
Dört bin tane üyenin bulunduğu kooperatifin Yalova, İzmir, Antalya, Mersin, Kemer, Kilyos, Silivri gibi çiçekliğin yaygın olduğu yerlerde şubeleri bulunuyor.
“ÜRETİMİ DESTEKLİYORUZ”
Üreticilerle de birebir ilişki içinde olan kooperatifin başkanı Muammer Yazıcı ; “biz üreticimize gerek maddi gerek manevi her türlü desteği veriyoruz. Ülkemizde olmayan bir çiçek soğanını dikmek istiyorlarsa biz adetlerini toplar hangi ülkeyse oradan ithal eder veririz. Onların hesaplarına borç olarak geçer bu. Naylon ihtiyacını da biz karşılarız. İlaç ihtiyacını vs… Üyelerimize kredi sağlarız. Her anlamıyla üretimi destekliyoruz. Türkiye’de olmayan çiçekleri üreticimize yetiştirmeyi bugün başardık biz” diyerek devlete de sitem ediyor. Devletin tek kuruş yardımını alamadıklarını da söyleyen Muammer Bey, “devletten para değil yer istiyoruz” diyor.
İzmir, Yalova ve Antalya’da ihracat mezatlarımız var. Hollanda’ya kadar fiyatları biz belirliyoruz. Artık Avrupa bize gelecek ve fiyatlar burada belirlenecek. Buna az kaldı, diyor, Muammer Yazıcı.
“POLİTİKA BİZİ DE ETKİLİYOR”
Çiçekçilikte diğer sektörler gibi ülkenin politik sürecinden nasibi alıyor… AKP’nin kapatılma sürecinde durgunluk yaşanmış ve “hala devam ediyor o durgunluk” diyor Süleyman bey. “Her işte olduğu gibi bizde de durgunluklar oluyor… Politika bizi de etkiliyor.
Borsa nasıl mı işliyor… Belirli müşteriler var üye olan, her birine bir numara veriliyor ve çiçek banttan geçerken almak isteyen önünde duran düğmeye basılı tutuyor, bilgisayar en son yakaladığı numarayı belirler ve satış gerçekleşir. Gün boyu bu borsa devam ediyor.
Gittiğimiz gün çiçek borsası İMKB gibi durgun bir gün yaşıyordu. Üretici Mehmet Tunoğlu, geçen seneye göre en az yüzde otuz aşağıdayız dedi. Ama diye ekledi, bu kooperatif olmasa bu fiyatlar da olmaz, bizde aç kalırdık…