Tehlikeli Günler…
Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-05-2008
0
Cemil Ertem 2008-02-22 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı
Geç de olsa cari açık sorunun gerçek nedenini keşfettik. Bunu Rahmi Koç’ta söyledi sonunda. Birincisi ihracat artıyor ama buna bağlı ithalat ondan daha hızlı artıyor. İkincisi ihracatın katma değeri düşük. 107 milyar dolarlık ihracatı 170 milyar dolarlık ithalatla yapıyor olmak bir yerde yapısal bir sorun olmayabilir. Ama ne yazık ki, bu yapısal bir sorun. Çünkü ihraç ettiğiniz bir birim mal içindeki ithal mal oranı giderek yükseliyor. Bunun da iki temel nedeni var; birincisi ithalatın kur düştükçe kura duyarlı olarak artması, yani sanayicinin dışarıdan daha ucuz girdi bulması. İkincisi de Türkiye’nin giderek teknolojik olarak dışarıya bağımlı olması. Bu noktaya bir sürecin sonunda geldik.
1980–2000 döneminde, Türkiye’nin ithalatının sektörel yapısında önemli değişiklikler meydana gelmiş ve madencilik ürünlerinin 1980 yılında yüzde 53 olan payı 2000 yılında yüzde 21,4’e gerilerken, sanayi ürünlerinin payı yüzde 42’den yüzde 70,6′ya, tarım ürünlerinin payı ise yüzde 5′ten yüzde 8′e yükselmişti.
Türkiye 2001 krizinden sonra düşük kur ve yüksek faize dayalı para politikasını seçmiştir. Bu ithalatın artmasında ikinci kırılma noktasıdır. Bu para politikasının reel ekonomiye yansıması ara malı üreten ana sanayilerin, düşük kur sayesinde giderek ucuzlayan ithalata dayalı büyümeleri şeklinde oldu.
Düşük kur, yüksek reel faiz finansal dengeleri ve fiyat istikrarını korurken, ya da korur görünürken, şirketlerin borçlanma oranlarını bozdu ve öz sermaye dengesini uzun vadeli borçlara dönük olarak sağladı.
Bugün Türkiye’nin ithalatının yüzde 74′ünü sanayi kullanmaktadır.
Öte yandan ithalat kura duyarlı ama ihracat değildir.
İhracatın yapısı analiz edildiğinde düşük katma değerli mallar öne çıkmaktadır.
İthalatta ise bunun tersi bir durum var. İleri teknoloji grubunda yer alan yüksek katma değerli mallar ithal edilmekte, ithal girdili düşük katma değerli olanlar ihraç edilmektedir. Yani Türkiye sanayisi “taşeron” çalışmakta ve fason üretim sanayinin yapılanmasında temel yönelimi oluşturmaktadır.
Katma değer zincirinde, Türkiye’nin aldığı pay gittikçe azalmaktadır.
İhracat yapan sanayicinin kâr oranları da düşmektedir. Ancak bunun sorumlusu yalnızca değerli YTL değildir. İhracat yanlış politikalar sonucunda ara malı ithalatına bağımlı olarak gelişti. Türkiye, böyle olunca ancak coğrafi avantajlar, gümrük birliği etkileri sonucu ihracat yapar oldu. Avrupa dışında dünyanın geri kalanına mal yollayacak fiyat ve teknoloji rekabetini yakalayamadık.
Şimdi bu tablonun bize çok büyük sorunlar yaratacağı günlere geliyoruz. Türkiye’nin ihracat ağırlığı AB’ye dönük. Bir önceki yıla göre, 2007 yılında, AB ülkelerine dönük ihracatımız yüzde 26 artarak 60 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiş. Toplam ihracat içinde AB payı yüzde 56,4. Ama AB’den kötü haberler geliyor. AB’deki yavaşlama artık gözle görünür bir hal aldı. Üstelik bu durum kalıcı gözüküyor. Yani AB, durgunluktan ABD gibi kolay çıkamaz. Geçen yıl son çeyrekte AB’nin büyümesi 2,3’e düştü. Ama bundan önemlisi Almanya ve Fransa’nın büyümesinin bunun altında olması. Üstelik bizim ihracatımızın en yüksek olduğu (2007 yılında 12 milyar dolar) Almanya’daki düşüş ürkütücü. Son çeyrekte Almanya büyümesi 1,8 olmuş. Türkiye’nin ihracatı düştüğü gibi cari açığı finanse eden Avrupa kaynaklı sermaye girişleri de yavaşlayabilir. Tehlikeli günlere giriyoruz.
