İşte ekonomi yönetiminin ve Erdoğan’ın son durumu

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-05-2008

0

Cemil Ertem 2008-05-16 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

Ekonomi yönetimi ve otoriteleri arasındaki yarılma devam ediyor. Mehmet Şimşek, Kemal Unakıtan, Nazım Ekren; “her şeye rağmen işler iyi gidiyor; şimdi sıra Güneydoğu’da, GAP’tan başlıyoruz” ekibi olarak karşımızda. Ancak Zafer Çağlayan, Kürşat Tüzmen gibi reel sektörle iç içe olanlar gidişatın farkında. Bu ekip aynı zamanda Merkez Bankası’nı yüksek sesle eleştiriyor. Merkez Bankası’nın yalnızca faiz silahı ile hareket edip durgunluğa dolayısıyla işsizliğe yol açtığını savunuyorlar. Bu kötümser kanada göre piyasada para darlığı had safhada ve bunun sorumlusu yalnızca fiyat istikrarını öne çıkartan para politikası.

Rıfat Hisarcıklıoğlu geçen gün Anadolu’nun kan ağladığını, beyaz eşya satışlarının yüzde 30 düştüğünü, piyasada para olmadığını söyledi. Ayrıca bu ekip Türkiye’nin yüzde 7’lik bir büyüme temposunu tutturmaması halinde iç talebin önemli ölçüde daralacağını ve sanayinin geriye gitmeye başlayacağını biliyor. Yıllardır iç talebe bağlı olarak büyüyen Anadolu sanayisi ve esnafı için yüzde 4’lük büyüme batmak demek. Zafer Çağlayan’da tahmin ediyorum Rıfat Hisarcıklıoğlu gibi düşünüyor. Ayrıca bu ekibe MÜSİAD’ın da katıldığını ekleyelim. MÜSİAD, yalnızca yüksek faize dayalı para politikası ile istikrar sağlamayacağını görüşünü önümüzdeki günlerde daha yüksek sesle haykıracak. Peki, bu iki ekip arasında kalan Başbakan ne düşünüyor? Erdoğan’ın da iyimser olduğu söylenemez. Ancak onun bu konudaki kararsızlığı parti kapatma davasının gölgesinde kalıyor. Açıkçası Erdoğan ekonomi konusunda şimdilik arada duruyor. Ancak yerel seçimler doğrultusunda Güneydoğu bölgesine yatırım yapılmasını ve belediyelerin DTP’nin elinden alınmasını, en azından DTP’nin geriye gitmesini istiyor. Ayrıca bu Erdoğan’ın elindeki en önemli kozlardan birisi. Partisinin kapatılması halinde bölgede DTP’nin tek başına kalacağını “devlete” anlatmaya çalışıyor.

İşte GAP yatırımı hikâyesi böyle bir hikâye. Maliye Bakanı ve Mehmet Şimsek ekibi bence o çok tartışılan basın toplantısını ve “artık faiz dışı önemli değil, biz bütçe açığına bakarız” açıklamasını bu baskı sonucu yaptılar ve bunda Erdoğan’ın çok önemli payı var. Tabii askerinde. Asker de işin çözümünün yalnız silahla olmayacağını, ekonomik ve sosyal desteğin gerekli olduğunu artık düşünüyor.

İşte bizim öteden beri iddia ettiğimiz “AKP ile, devletin AKP’yi kapatmak isteyen kanadı arasında geçici ve kısmi anlaşma oldu; bu çerçevede Türkiye üstü örtülü bir ara döneme girdi” tespitinin en önemli dayanaklarından birisi bu. Şimdi Erdoğan’ın önünde ikili bir iş var. Birincisi ekonominin kötümser kanadını ikna etmek. Ancak MÜSİAD’ın tepkisi AKP için TÜSİAD’ın tepkisinden önemli. Zafer Çağlayan’ın temsil ettiği büyüyen Anadolu Sanayisi, bu ara dönem sıkışıklığından ve belirsizlikten rahatsız. Sanayi üretim endeksi düşüyor. Endeks, 150’in altına inme eğilimi gösteriyor. Endeks geçen yıl 157 seviyelerindeydi. Şimdi 150’lerde. Bu endeksin Türkiye’nin yüzde 5 büyümesi için 160’ın üzerinde olması gerekiyor. Ayrıca nihai tüketim harcamalarındaki artış oranı, 3,8 ile geçen yılki büyüme oranının altında. Büyümenin 2008’de yüzde 5’i bile bulması çok zor. İşte bu durum Zafer Çağlayan’ı da Rıfat Hisarcıklıoğlu’ da MÜSİAD’ı da yerinden sıçratıyor. Erdoğan, bu ekibe sabırlı olmalarını ve bir “ ara dönemden” geçildiğini, maliye politikası ve para politikası konusunda 2008’in sonunu beklemeleri gerektiğini söylüyor. Ama ikna edebilmiş değil, çünkü Anadolu’da iflaslar başladı. Erdoğan’ın ikinci görevi de askeri ve sivil bürokrasiyi ikna etmek. Henüz bunu da, tam anlamıyla, başarmış değil. Bunu başarması Dolmabahçe manevrası kadar kolay değil. Çünkü karşısında bu sefer yalnız Yaşar Büyükanıt yok. Şimdilik sağlanan denge ve “anlaşma” tam bir pat durumu. Bunun için her iki taraf zaman zaman karşılıklı güç gösterisinde de bulunuyor. Kanal Türk’ün satın alınması böyle bir olay.

Tam bir fil tepişmesi durumu. Çimenler tabii ki her zamanki gibi eziliyor. Yalnız çimenler de değil, orta boy ağaçlar bile kırılmak üzere. Örneğin Merkez Bankası aşağı tükürse sakal yukarı tükürse bıyık. Bu süreçte Durmuş Yılmaz ve ekibine yazık olacak.

Bu “pat” durumu bozulur mu; hangi şartlarda bozulur; dünya ekonomisi ve konjonktürü bizdeki bu “pat” durumuna nasıl etki edecek? Örneğin Çin’deki enflasyon artıyor, Çin devalüasyon yaparsa bize etkisi ne olur? Bu sefer de ihracat yapan sanayimizin beli kırılır mı? Bu sorulara bir sonraki yazıda yanıt arayacağız.