Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 15-01-2010
0
Bugünkü bu dördüncü yazı ile birlikte bir seriyi tamamlıyoruz. Bu yazılarda, 21. yüzyılın “kısa” tarihine, bütün bu yaşadıklarımızdan hareketle bir başlangıç yapmayı amaçlıyordum. Arrighi, 20. yüzyılı “uzun” diye tanımlar. Çünkü 20. yüzyıl, aslında 16. yüzyıldan beri süregelen bütün bir tarihin bileşkesi olarak görülmelidir. 20. yüzyıl, yaklaşık 700 yıllık bir tarihi adeta özetler. Bu anlamda 20. yüzyıl bir sentezdir. Bir anlamda da 20. yüzyıl ulus-devletler kapitalizmidir. Aslında imparatorluklardan ulus-devletin sınırlarına gerileyen kapitalizm, bu sınırları savaşlarla zorlarken, kendi içsel krizlerine yine bu savaşlarla ve militarist bir ekonomi ile çare buluyordu.
Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 15-01-2010
0
Berlin’de Landwehrkanal’da Rosa anıtı. Alman militarist ulusalcıları Rosa’yı öldürdükten sonra buradan bu kanala attılar.
Çin artık dünyanın ihracat lideri; bu beklenen ve çok sıradan gibi gözüken ekonomi haberinin arkasında çok önemli bir değişimin ipuçları saklı. Bu ipucunu yakalamak için Çin’in kimi geçtiğine bakmamız gerek. Çin, 2009 yılında 1 trilyon 200 milyar dolar ihracatla Almanya’yı geride bırakıyor. Alman sanayiinin temelini geleneksel makine ve kimya oluşturur. Buradan Mercedes, BMW gibi otomotiv devleri, Siemens, AEG, Bosch gibi elektronik ve beyaz eşya tekelleri, Bayer gibi bir şehri yaratan ilaç ve kimya tröstleri çıkmıştır.
Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 06-09-2008
1
Bugünleri tarihçiler ileride nasıl anlatır bilmiyorum ama benim öngörüm, yaşadığımız günler tam küreselleşmenin doğum sancılarını hissettiğimiz zaman dilimi içine giriyor. Burada “tam küreselleşme” derken, Kautsky gibi bir ultra emperyalizmden söz etmiyorum. Yani bu statik bir denge hali değil, tam aksine dinamik bir geçiş süreci. Amerika’nın 1970’li yılların başında çözülmeye başlayan hegemonyasının sonuna geliyoruz. Ulus-devlete bağlı emperyalizm süreci bitiyor. Galiba yaşanılan kafa karışıklığının en önemli nedeni de bu durum. Kafa karışıklığı derken bir yere gönderme yapmıyorum kesinlikle. Yirminci yüzyılın başı da böyleydi. Ama itiraf etmek gerekir ki, o zaman daha “sıkı” adam ve kadınlar vardı. Şimdi Rosa’nın yerinde kim var Allah aşkına! Mesela Hilferding’in, Buharin’in ve Lenin’in yaşadığını düşünün, nasıl bir emperyalizm tartışması yapardık sizce. Kautsky ayarında adam bile yok; mesela şimdinin sosyal-demokrat liderlerini Kautsky ile karşılaştırmaya kalksak Kautsky mezarından fırlayıp bizi döver. Bu niye böyle bunu çözemiyorum. Ama geçenlerde Fethi Naci’yi kaybettiğimiz gün Aydın Boysan bir TV kanalında; “Bizim farkımız vardı; biz çok okurduk, bizim kuşakta kitap kurdu olmayan yoktu, okuduklarımızı da yaşadığımız zamana, mekâna uydururduk” demişti. Tabii şimdi sol adına yazılıp çizilenlerin düzeysizliğini az kitap okumakla anlatmak yetersiz. Ama daha ötesi de hayli derin bir konu; oraya hiç girmeyelim.