Posted by cemilertem | Posted in Star Gazete Yazıları | Posted on 03-11-2011
0
Bir İngiliz gazetesinde çıkan Avrupa’nın krizi savaşla çözeceği senaryosu ilk bakışta pek ciddiye alınmayacak, ikinci sınıf bir Hollywood felaket filmi gibi geliyor. Ancak yine de, G-20 zirvesi yaklaşırken olan bitene baktığınızda durum, yaklaşan bir savaşı işaret etmese de, hiç de parlak değil.
Sorun yaklaşmakta olan durgunluğa karşı ne yapılacağı ve para birliğinden başlamak üzere AB’nin yeni temellerinin atılması. Ama bunu yapacak, daha doğrusu bu yalın gerçeği görecek, bir siyasi irade AB’de şu an yok. Böyle
Posted by cemilertem | Posted in Star Gazete Yazıları | Posted on 03-11-2011
0
Ekonomi ve siyaset ilişkisi böyle dönemlerde güçlenir. Şu sıralar dünyanın finans merkezi olmaya aday İstanbul’da olanlar ile Hakkâri’de olanlar arasında amaçlananlar itibarıyla önemli bağlantılar olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye, Suriye’den başlamak üzere, Arap Baharı’nın etkin diplomatik ve siyasi gücü olmaya devam ediyor. Şu sıra Ortadoğu’da diken üstünde üç ülke var. Suriye, İran ve İsrail hem kendi iç muhalefetlerine hem de Türkiye cephesine odaklanmak zorundalar. Esir takası süreci, hiç şüphesiz İsrail’in gerileyeceği Türkiye’nin de etkinliğinin artacağı yeni bir süreçtir.
Posted by cemilertem | Posted in Star Gazete Yazıları | Posted on 03-11-2011
0
Şu günlerde olan biten hiçbir şeye yalnız söz konusu gelişmenin günümüzdeki yankısı ve ağırlığı çerçevesinde bakmamak gerekiyor galiba. Hem ekonomide hem de politik alandaki bütün gelişmeler geçmişin birikimini ve bu birikimin ağırlığını taşıdığı gibi, bugünden ziyade, önümüzdeki günleri de anlatıyor. Mesela Merkez Bankası’nın son hamleleri yalnız güncel ekonomiye ilişkin sorulara yol açmıyor, çok daha ötesini anlatıyor.
Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 06-09-2008
1
Bugünleri tarihçiler ileride nasıl anlatır bilmiyorum ama benim öngörüm, yaşadığımız günler tam küreselleşmenin doğum sancılarını hissettiğimiz zaman dilimi içine giriyor. Burada “tam küreselleşme” derken, Kautsky gibi bir ultra emperyalizmden söz etmiyorum. Yani bu statik bir denge hali değil, tam aksine dinamik bir geçiş süreci. Amerika’nın 1970’li yılların başında çözülmeye başlayan hegemonyasının sonuna geliyoruz. Ulus-devlete bağlı emperyalizm süreci bitiyor. Galiba yaşanılan kafa karışıklığının en önemli nedeni de bu durum. Kafa karışıklığı derken bir yere gönderme yapmıyorum kesinlikle. Yirminci yüzyılın başı da böyleydi. Ama itiraf etmek gerekir ki, o zaman daha “sıkı” adam ve kadınlar vardı. Şimdi Rosa’nın yerinde kim var Allah aşkına! Mesela Hilferding’in, Buharin’in ve Lenin’in yaşadığını düşünün, nasıl bir emperyalizm tartışması yapardık sizce. Kautsky ayarında adam bile yok; mesela şimdinin sosyal-demokrat liderlerini Kautsky ile karşılaştırmaya kalksak Kautsky mezarından fırlayıp bizi döver. Bu niye böyle bunu çözemiyorum. Ama geçenlerde Fethi Naci’yi kaybettiğimiz gün Aydın Boysan bir TV kanalında; “Bizim farkımız vardı; biz çok okurduk, bizim kuşakta kitap kurdu olmayan yoktu, okuduklarımızı da yaşadığımız zamana, mekâna uydururduk” demişti. Tabii şimdi sol adına yazılıp çizilenlerin düzeysizliğini az kitap okumakla anlatmak yetersiz. Ama daha ötesi de hayli derin bir konu; oraya hiç girmeyelim.
Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 15-08-2008
0
SAVAŞ TÜRKİYE’NİN DE SAVAŞI
Gürcistan’da olan biten yalnız Gürcü-Rus savaşı değil şüphesiz. Ama en basitinden bir enerji kaynaklarını denetleme savaşı da değil. Bu bölgesel gibi gözüken savaş, aslında 21. yüzyılın en önemli dinamiklerinden birini anlatıyor. Bu savaşın ilk işareti nerede derseniz; nisan ayında yapılan NATO zirvesine bakın. Orada NATO’nun yeni biçimi ve işlevi belirlenemedi ama AB genişlemesinde NATO’nun payının giderek artacağı konusunda Rusya dışında herkes hemfikirdi. The Independent’den Adrian Hamilton, zirve sonrası ABD’nin yakın gelecekteki dış politikasını şu paragrafla özetliyordu: “Deniyor ki, NATO olmasaydı, onu icat etmek durumunda kalırdık. Tam tersi doğru. NATO olmasaydı, bu dönemde çok daha farklı bir şey icat ederdik. Afganistan’a illa bulaşacaksak, bunu farklı bir biçimde yapardık. Eski Sovyet cumhuriyetlerindeki demokrasiyi garanti altına almanın aracı olarak AB üyeliğini kullanırdık. Ve bağımsız bir Avrupa savunma gücü oluştururduk.” Hamilton’un bu yorumunu şüphesiz Putin biliyordu. Yani Kafkasların ve Ortadoğu’nun, kendi denetimleri dışında, bir AB genişlemesi çerçevesine girmesi, buralardaki enerji kaynaklarını AB’nin ve ABD’nin Rusya’yı devre dışı bırakarak denetlemeleri, en azından şu aşamada, Rusya’nın izin vereceği bir şey değil.