KAFKASLAR YENİDEN BİÇİMLENİRKEN..

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 15-08-2008

0

SAVAŞ TÜRKİYE’NİN DE SAVAŞI

Gürcistan’da olan biten yalnız Gürcü-Rus savaşı değil şüphesiz. Ama en basitinden bir enerji kaynaklarını denetleme savaşı da değil. Bu bölgesel gibi gözüken savaş, aslında 21. yüzyılın en önemli dinamiklerinden birini anlatıyor. Bu savaşın ilk işareti nerede derseniz; nisan ayında yapılan NATO zirvesine bakın. Orada NATO’nun yeni biçimi ve işlevi belirlenemedi ama AB genişlemesinde NATO’nun payının giderek artacağı konusunda Rusya dışında herkes hemfikirdi. The Independent’den Adrian Hamilton, zirve sonrası ABD’nin yakın gelecekteki dış politikasını şu paragrafla özetliyordu: “Deniyor ki, NATO olmasaydı, onu icat etmek durumunda kalırdık. Tam tersi doğru. NATO olmasaydı, bu dönemde çok daha farklı bir şey icat ederdik. Afganistan’a illa bulaşacaksak, bunu farklı bir biçimde yapardık. Eski Sovyet cumhuriyetlerindeki demokrasiyi garanti altına almanın aracı olarak AB üyeliğini kullanırdık. Ve bağımsız bir Avrupa savunma gücü oluştururduk.” Hamilton’un bu yorumunu şüphesiz Putin biliyordu. Yani Kafkasların ve Ortadoğu’nun, kendi denetimleri dışında, bir AB genişlemesi çerçevesine girmesi, buralardaki enerji kaynaklarını AB’nin ve ABD’nin Rusya’yı devre dışı bırakarak denetlemeleri, en azından şu aşamada, Rusya’nın izin vereceği bir şey değil.

 

Share on Facebook

YİNE GECE AMA “YOL” UMUZU GÖRECEĞİZ…

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 04-07-2008

0

Türkiye’nin tarihsel iç temizliği

 

Hala bütün bu olan biteni, iktidar partisiyle onun iktidarına göz diken birtakım güçlerin ya da “muhalefetin” mücadelesi olarak anlayan ve bu anlayış üzerinden politika yapmaya çalışanlar, hiç şüpheniz olmasın, işin içinden çıkamayacaklar. Hem Ergenekon’un kendisi hem de şimdi ona yönelik tasfiye operasyonları yalnız Türkiye’yle sınırlı meseleler değil. Çok yönlü, tarihsel, küresel bir yeniden yapılanmanın tam ortasındayız.

Share on Facebook

ABD Seçimleri Piyasaların Miladı Olacak Mı?

Posted by ertemcemil132 | Posted in ABD, Kriz, Küreselleşme | Posted on 19-05-2008

0

Dünya 2008 sonunda yapılacak ABD başkanlık seçimlerinden sonrasına hazırlanıyor. Dünya ekonomisi ABD’deki kan değişimi ile birlikte yoluna nasıl devam edecek; Türkiye bu değişimden nasıl etkilenecek. Bu soruların cevapları ile ilgili bir yolculuğa hazırmısınız?

Dünya önümüzdeki yıldan itibaren çok önemli değişimlere gebe. Rusya’da ve ABD’de 2008 yılı içinde ve sonundaki seçimler birçok dinamiği harekete geçirecek ve değiştirecek. Türkiye, AB ve Ortadoğu’da da taşlar yerine oturmaya başlayacak. Biz bu yazıda geçen yıl başlayan ve önümüzdeki yılsonuna doğru daha da belirginleşecek değişimleri ele alacağız.

En önemli tarihlerden biri 2008’in kasımı bu tarihte Amerika’da başkanlık seçimleri olacak. Bu tarihi dünyadaki makro ekonomik dengelerin değişmeye başlayacağı milat saymak abartılı bir yaklaşım değil. Amerika’da büyük olasılıkla Bush iktidarı, yerini Demokratlara bırakacak. Bu değişim ilk önce ABD’nin dış politikasını ve buna bağlı dinamikleri etkileyecek. ABD’deki olası değişimin ikinci istasyonu ise ekonomi. Yüksek faiz, karşılıksız ama güçlü dolar politikası resmen sona erecek. ABD, kamu açığını ve dış açığını azaltmak için parasının gerçek değerine dönmesini isteyecek. Bunun için de mali yapısını ve öncü sektörlerini güçlendirmek için bir başka yol açacak. ABD’de teknoloji sektörü ve mali sektörler Clinton dönemindeki parlak günlerine dönme işaretleri verirken, Çin’de ucuz işgücü ve düşük yuan devrini bitirecek(mi?) Eğer böyle olursa bunun dünya ekonomisine olumlu etkileri orta vadede görülecek.

Share on Facebook

Yeni Dönemin Şifreleri

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 19-05-2008

0

Cemil Ertem 2007-12-25 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

Aslında 2008 sonundaki Amerikan seçimlerinin güçlü dolar ve yüksek faiz politikasının sonu olacağını, buna bağlı olarak ta ABD’nin savaşa dayalı politik çizgisini terk edeceği biliniyordu. Ancak geçen yıl yapılan senato seçimlerinden Cumhuriyetçilerin ağır bir yenilgi ile çıkması her şeyin başlangıcı oldu. Şimdi Hillary Clinton’ın dediği gibi artık kovboy diplomasisi bitti. Ama FED faizleri indirmeye başladığından beri yalnız “ kovboy diplomasisi” bitmedi yüksek faize dayalı güçlü dolar politikası da bitti. Bu dünya ekonomisi için çok köklü bir değişimin işareti.

Güçlü ve karşılıksız dolar döneminin sonuna geldik. Peki, bundan sonra neler olacak?

Şunu hemen söyleyelim ki 2008’de, her şeye rağmen, bir kriz olmayacak. Tamam, ABD’de İngiltere’de hatta Avrupa’da şirketlerin çok önemli nakit sorunu var. Şirketlerin artık finansman bonosu ( commercial paper) satarak nakit bulması çok güç. Bu durumda banka sistemine hücum sürecek. Bankalarda sermaye erimesi yaşadığı için faizleri indiremiyor. Böyle olunca FED’in yaptığı faiz indirimleri piyasaya yansımıyor. Bu durumda piyasayı yönlendiren merkez bankalarının döviz swapı köprüsü kurup bankalar arası piyasaya nakit vermeleri gerçekten tek çözümdü. Bu sürecek. Üç büyük merkez bankası (FED, AMB ve JOB) 2008’de hem düşük faiz politikasını sürdürecek hem de piyasaya likidite verecek.

FED faizleri, eğer ABD’deki büyüme yılın ikinci yarısında yüzde 3’ü geçmezse, yüzde 3’ün altına çekebilir. Bunu kolay likidite ile de destekleyecek. Bu durumda Türkiye gibi ülkelere yönelik kısa vadeli sermaye girişi devam edeceği gibi, Avrupa’da da toparlanma yaşanacak. Burada merkez bankalarının denetleyemediği iki sorun var. Birincisi Çin’in yuan değerini düşük tutmaya devam etmesi, ikincisi yükselen emtia fiyatları. Bu iki sorun aslında bizimde baş sorunumuz. Yani bizdeki cari açığı ve enflasyon sorununu tetikleyen sorunlar. Bu durumda bizde ve dünyada 2008’de değişen bir şey olmayacak. Ama ABD seçimleri siyasi bir değişimi getireceği için 2008 önemli bir başlangıç yılı da sayılabilir.

Önümüzdeki yıldan başlayacak temel değişimleri şöyle özetleyebiliriz:

ABD, 2008 sonundaki seçimlerden sonraki olası Demokrat iktidarına kendisini hazırlayacak.

ABD savaş yanlısı, saldırgan politikalarından kısmen vazgeçecek ve buna bağlı olarak;

ABD’deki petrol ve eski kontrol sanayileri artık kesin olarak gerileme dönemine girecekler. Teknoloji ve bilişim sektörleri yeniden hızlı bir büyüme trendine girecekler. Dünyada mali derinleşme daha da önem kazanacak.

Avro kıtasal bir para birimi olarak dolardan daha güçlü ve geçerli olacak.

Çin’in trilyon dolarlık rezervleri erime trendine girecek. Çin daha fazla harcamaya başlayacak ve Çin orta sınıfı ortaya çıkacak. Bu gelişme ABD’den Çin’e ihracatı artırıp, ABD ekonomisini canlandıracak.

Türkiye gibi ülkelere spesifik sermaye girişi artacak. Avrupa Birliği genişlemesi ABD’nin desteği ile doğuya doğru yönelecek.

Avrupa pazarı ve Türkiye pazarı aynı pazar olarak değerlendirilecek.

Türkiye’de KOBİ’ler giderek önem kazanacak. Dünya pazarına ihracat yapan ve büyüyen yeni bir Türk sermayesi ortaya çıkacak.

İran, Irak’ın gibi ülkelerin yeni yapılanması 2009’dan sonra barışçıl yollardan hızlanacak. Suriye yeni bir pazar olarak kapılarını liberal dünyaya sonuna kadar açacak.

Ve… ABD Irak’tan çekilme hazırlıkları yaparken Rusya, İran, Türkiye ve K.Irak’taki Kürt yönetimini arkasında müttefik olarak bırakacak. Bu ABD “müttefiklerinin” ABD ile hiçbir sorunu kalmayacağı gibi birbirleriyle de sorunu olmayacak. İlginç bir yıl bizi bekliyor.

Share on Facebook

Altına Hücum

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 19-05-2008

0

Cemil Ertem 2007-11-21 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

Türkiye ABD’yi de geride bırakarak dünyanın en büyük üçüncü altın piyasası konumuna yükseldi. Üçüncü çeyrekte altın piyasasında oluşan talep 86, 3 ton. Ama altına olan talep yalnız Türkiye’de artmıyor. Hindistan’da üçüncü çeyrekte yüzde 5, Çin’de yüzde 25, Rusya’da yüzde 23, Suudi Arabistan’da yüzde 19 artış kaydedildi. Altına olan talebin temel nedeni, doların ABD ekonomisindeki durgunluk tehlikesine bağlı olarak zayıflaması.

ABD’nin durgunluğa gitmesi demek FED’in faizleri indirmeye devam etmesi anlamına geliyor. Zaten 11 Aralık’ta olması muhtemel 25 baz puanlık indirimi piyasalar satın aldı bile.

Böylece dolar üzerinden fiyatlanan tüm emtia fiyatları hızlı bir değer kazanma sürecine girdi. Başta petrol olmak üzere temel kontrol sanayilerini ayakta tutan emtiaların fiyatları artınca maliyet bazlı enflasyonla- durgunluk küresel bir tehdit olarak kapımıza dayandı. Durgunluk beklentisinin durgunluk yaratması gibi kendi kendini besleyen bir döngünün içine girmiş bulunuyoruz.

Altına hücum, tüm tarih boyunca, bir kriz ve alt-üst oluş belirtisi olarak kendini göstermiştir.

1968’de De Gaulle’ün Fransız Merkez Bankası’ndaki dolarları uçaklara koyup Amerika’ya yolladığı, tabi uçaklarında altınla dolu olarak geri döndüğü rivayet edilir. O günlerde de ABD Vietnam savaşı nedeniyle dolar harcamalarını artırdığı gibi rakipleri Almanya ve Japonya da ellerindeki dolarları harcamaya başlamışlardı. Ortalıkta sermaye hareketlerinin ve dünya ticaretinin gereksindiğinden fazla dolar dolaşmaya başlayınca doların istenilirliği azalmıştı. Nixon ya savaş harcamalarını kısarak dolar basmaktan vazgeçecek ya da yoluna doların altına olan bağımlılığını kaldırarak devam edecekti. Nixon, 1971’de ikinci yolu seçti. Ama bu yol savaşın yolu olduğu kadar onun da sonuydu. Nixon’ı bu yola Vietnam savaşının rantını toplayan silah ve petrol sanayi itmişti. Ama bu sanayi krizin yaratıcısı da olduğu için Nixon yanlış ata oynamış oldu.

Aslında dolar o günden bu yana ekonomik olarak karşılığı olmayan bir rezerv para. Bugün de benzer şeyleri yaşıyoruz gibi görünebilir ama yaşadıklarımız gerek kapsam gerek nitelik olarak farklı.

ABD artık yalnız kendi ulusal çıkarlarını öne çıkararak yola devam edemeyecek. 2008 yılında ABD’nin beklenen cari işlem açığı 780 milyar dolar. Japonya, Gelişmekte Olan Ülkeler ve Çin bu açığı finanse ederek dünya ekonomik dengesini sağlıyor. Bunun, yüksek faiz ve karşılıksız dolarla sürmeyeceğini Greenspan ayrılırken söyledi.

Şimdilik, 2008 Başkanlık seçimlerine kadar, altın, petrol ve avro-dolar paritesi grafikleri birlikte yukarıda kalacak. Sonra hep birlikte yeni bir başlangıç yapacağız.

Share on Facebook