Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 30-11-2009
1
Bugün, üstümüze gelen her şeyi bir kenara ayırıp biraz mola vermek gerekir herhalde.
Kafes planlarından Danıştay’ın katsayı kararına, oradan da domuz gribi virüsünün mutasyona uğramış olmasına kadar üzerimize gelen yarı kâbus yarı gerçek bütün gelişmelere biraz şöyle uzaktan bakmanın günü olmalı bu bayram günleri. Bu günlerde bütün bu olan biten aslında çok köklü ve geri dönülemez bir tarihsel değişimi anlatıyor bize.
Türkiye’deki değişim ve bu değişimin sancısı dünyadaki değişimi etkileyecek ve arkasından sürükleyecek kadar güçlü. Kapitalizmin bir dönemi bitiyor ama bu bitişin ve yeni bir dönemin başlangıcı bu topraklarda oluyor.
Cemil Meriç, kendisini “arafta bir yalnız” olarak tanımlıyordu. Arafta olmak, her yerden, her şeyden bir şeyler alıp bunları harmanlamak gibi bir şansı da insanın önüne koyabilir. İşte bu büyük bir şanstır ve yapıcı, yaratıcı bir şanstır. Şimdi, tarihin bu döneminde, bu topraklar için de böyle yapıcı ve yaratıcı bir şans var. Batı ve Doğu uygarlığının birleştiği bu topraklar belki de, biz farkında olmadan, yeni bir dönemi başka bir uygarlık olarak içinden çıkartıyor.
Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 08-05-2009
0
Öyle anlaşılıyor ki bu kriz, zenginliğin kaynağını değiştirecek nitelikte. Zenginliğin kaynağının değişmesi çok basit bir değişimi anlatmıyor. GM, Ford gibi yapıların var olan üretim zincirlerini değiştirmek zorunda kalmaları, krizi anlattığı kadar kapitalizmin yeni dönemini de anlatıyor. Zenginliğin ancak serbest piyasa ortamında yapılacak üretimle olacağını, Ulusların Zenginliği’nde Adam Smith anlatmıştı.
Adam Smith’in kuramını oluşturduğu dönem, üretime dayalı sermaye birikimini ve “serbest rekabeti” anlatır. Bu yıllar, yani 1700’lerin başı ve sonu arasında geçen dönem, İngiltere ve Kara Avrupa’sında yeni bir sistemin oluşmaya başladığı dönemdir.
Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 06-05-2009
1
Ekonomi yönetimindeki köklü değişiklik, daha iktisatçılara kalmadan, futbol yorumcularından magazin yazarlarına kadar herkes tarafından değerlendirildi. Yani ne denebilir; demek ki böyle bir beklenti varmış ve bu değişiklik herkese “acaba daha iyi olabilir mi?” sorusunu sordurdu. Bu değişiklik Türkiye’nin, yalnız ekonomide değil, dış politikada da kesinleşen yolunu bize anlatıyor.
Yani, önümüzdeki dönem, kriz sonrası, Türkiye’nin dışa açık ve bütünleşmeyi öne çıkaran yüzü daha da belirginleşecek. Maliye Bakanlığı’na Mehmet Şimşek’in getirilmesi ve arkasından gelecek IMF anlaşması ile birlikte; SPK, BDDK gibi stratejik kurumların, AB ilişkilerini ve dış işlerini şimdiye kadar yürütmüş Babacan’a verilmesi çok önemli bir siyasi iradeyi anlatıyor.
Kamu bankalarının ve Merkez Bankası’nın İstanbul’a taşınması, piyasaları denetleyici ve düzenleyici kurumların küresel entegrasyona bağlı olarak yeniden yapılandırılması bu dönemde gerçekleşecek. Gelir İdaresi’nin “bağımsızlığı” mutlaka gerçekleştirilecek.
Mehmet Şimşek’in Maliye Bakanlığı’na getirilmesi IMF’nin ve AB sürecinin istediği, gerektirdiği köklü reformların yapılacağı konusunda Hükümetin kararlı olduğunu söylemesinden başka bir şey değildir. Para politikası ve Maliye politikasının bundan sonra daha uyumlu olduğunu göreceğiz. Maliye, Merkez Bankası’nın “bağımsız” politikalarını, maliye politikası çerçevesinde, takip ederken, vergi toplanması ve denetimini yapan kurumlar da tıpkı Merkez Bankası gibi “bağımsız” bir niteliğe sahip olacaklar.