“YENİDÜNYA” DÜZENİNİN DEPREMİ BAŞLADI

Posted by cemilertem | Posted in ABD, Kriz, Küreselleşme, Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 07-12-2009

2

George Friedman’ın son kitabı Önümüzdeki 100 Yıl’da ilginç bir harita var. Friedman’ın “deprem bölgesi” olarak nitelediği harita, Doğu Avrupa’dan başlayıp neredeyse Çin’in sınırlarına kadar ulaşıyor. Bu harita aynı zamanda bir tarihsel çözülmeyi de anlatıyor. Sovyet sonrası dönemde hızla çözülen Doğu Avrupa rejimleri ve Ön Asya’daki Müslüman ülkelerle, Ortadoğu coğrafyasındaki İslâm dünyası gelecek yüzyılı belirleyecek “depremin” tam ortasında yer alıyor. Bütün bu depremin “merkez üssü” ise tabii ki Türkiye. Aslında Friedman’ın bu “altüst oluş” haritası eksik gibi; ama bir sonraki sayfada Friedman, (Friedman: 2009; 37) bir İslâm dünyası haritasına yer veriyor. Bu haritada Kuzey Afrika da var tabii; böylece 1989’da başlayan büyük depremin merkez üssü ve ilk etki alanlarını toptan görmüş oluyoruz.

Friedman, İslami siyasi hareketleri, (onun deyimiyle “cihat”) amacına varmayacak ama bütün bu coğrafyada esaslı bir depreme yol açacak “hareketlenme” olarak nitelendiriyor. İslami hareketlerin muhalifliği, aslında küreselleşme karşıtı bir “merkez” oluşturmaktan ziyade neoconların saldıracağı anti-Amerikan bir merkez ve savaş gerekçesi oluşturdu. Ortadoğu’nun ilkönce ABD savaş makinesi tarafından çözülmesi şüphesiz bir neocon projesiydi ama hızla gelen kriz ve küreselleşmenin bir Amerikan ulusal hakimiyeti çerçevesinde hareket etmeyeceği gerçeği, ABD’yi, ister istemez, tornistan ettirdi. Bu aslında ikinci savaştan beri süregelen ABD’nin ulusal hegemonyasına dayalı yeni emperyalizmin bitmesi idi. Bu bitiş aynı zamanda, bir türlü buluşamayan Anglosakson iktidarı ile Avrupa egemenliğinin (genişlemesinin) buluşma yollarının açılması idi. 

Mükemmel faşizm

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları, Türkiye Yazıları | Posted on 25-04-2009

1

Son ihbar basit bir nedamet getirmiş “Ergenekoncu” ihbarı değil. Örgütün ağırlığını oluşturan”resmi güç” odağı, dünyanın gidişatını okudu, bundan sonrasıyla ilgili yeni bir strateji belirledi; şimdi buna uygun adımları atıyor. Dalan gibileri de harcıyorlar. Bundan sonra da gözaltına alınacaklar- şimdiye kadar olduğu gibi- “harcanan tayfası” olacak.
Ergenekon konusunda Türkiye’nin artık “soğukanlı” değerlendirme yapması gerekiyor. Sanıyorum şu sıralar bu konuda en soğuklanlı değerlendirmeyi Türkiye’nin en örgütlü kurumu yapıyor. Başbuğ’un konuşması,-bütün kalabalıklığına rağmen- temelde Türkiye’nin önündeki sorunlarına, ordunun, geleneksel bakışını sürdürmesinin bir tekrarı olmasının yanı sıra, devletin “demokratikleştirilmesi” konusunda “kapıları” aralayacağının bir işareti olarak okunmalıdır.
Ergenekon meselesinin yalnız bugünün sorunu olmadığını biliyoruz. Ama bu yapı ortaya çıktıkça da nasıl bir cenderenin içinde olduğumuzu da anlıyoruz. Ortaya çıkan, basit bir darbe, suikast örgütü değil, bir ideoloji ve politik duruş.

Bu yapının ideolojik-politik üç temel hareket noktası var. Birincisi Dalan’ın söylediği gibi; Batı’da değişimin gücü burjuvazidir; bizde ise böyle bir şey yok. O zaman değişimini toplumun en “zinde” gücü olan ordu yapar. Bu güç, aynı zamanda silahlı olduğu için rejimin güvencesidir. Böyle olunca egemenlik seçilmişlerin değil, seçkin atanmışlarındır. Son olarak da: Batı’yı en iyi şekilde taklit et, ondan alacağını al ama asla onunla bütünleşme.

İSLAM, RADİKAL OLMAK VE MUHAFAZAKARLIK ÜZERİNE…

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 27-06-2008

0

BARBAR YALAN SÖYLEMEZ!

 

“Barbar yalan söylemez” Hikmet Kıvılcımlı der bu sözü. Yani açlıktan ayağa kalkan, artık gemi azıya alan yalan söyleyemez. Çünkü kaybedecek bir şeyi yoktur. Olsa olsa onun söylediklerini sen yalan anlarsın.  Kıvılcımlı, insanlığın binlerce yıl önce oluşturduğu söylenceleri, efsaneleri, destanları, masalları, mitolojik metinleri, kutsal kitapları bu gözle okur. Büyüsel düşünüş biçiminin etkisiyle yazılmış bu sözlü ve yazılı söylencelerin, mistik örtüsü atındaki “yalan bilmez gerçeğe” ulaşmaya çalışır. Örneğin ona göre, tufanlar en eski tarihsel devrimlerdir; peygamberler ise, yukarı barbar halkların medeniyete geçiş devrimlerinin önderleri.  Hepsi gerçeği yansıtır, der Kıvılcımlı; “yeter ki okumayı bilelim.”

Bugün de okumayı bilmemiz gerekiyor. Bunu bilemezsek siyaset yapamayız; ancak “yönlendiriliriz.”

 

“HAKİKAT” VE YOKSULLARIN DİNİ