Paranız Varsa Pamuk Sizi Kurtarabilir

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-05-2008

0

Cemil Ertem 2008-01-29 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

Davos’da geldi geçti. Ama sorunlara orada da çözüm bulunamadı. Gates “yaratıcı” olmaktan bahsetti. Kapitalizmin, her şeye rağmen, durumu idare etmek konusunda oldukça “yaratıcı” olduğu söylenebilir. Bill Gates, kapitalizmin sorunları çözerken aynı zamanda daha fazla sorun yarattığını da kabul ediyor. Bunun için sorunların çözümü için “yaratıcı” olmalıyız diyor. Ama Getes’in bu yaratılıcılığı şimdilik kapitalizmin mağdurlarına fon ayırmakla sınırlı. Gates Vakfı en çok çiftçilere yardım ediyor şu sıralar. Vakıf, dünyanın azgelişmiş bölgelerinde mağdur olan küçük çiftçilere 306 milyon dolar yardım etmiş. Ama işin ilginç tarafı o çiftçilerin ürünleri şu sıralar getiri şampiyonu. Deutsche Bank, 2008’de, krizden sıyırmak istiyorsanız, tarımsal emtiaya yatırım yapın diyor. Banka haklı çünkü son üç yılda Avrupa’nın en iyi şirketlerinin izlendiği FTSE endeksi yüzde 36,6 getiri sağlarken, tarımsal emtia fiyatları, aynı süreçte, yüzde 55,3’lük kazanç sağladı. Yani tarımsal emtialar şu an dünya piyasalarında bir kriz savar olarak boy gösteriyorlar. Deutsche Bank baş ekonomisti Lewis, en çok mısır, soya fasulyesi ve pamuğa güvendiklerini söylüyor. Yani önümüzdeki dönem bu durum, finansal spekülatörleri krizden koruyacak ama yüksek tarımsal emtia fiyatları da yeni mağdurlar yaratacak. Burada mağdurlar belli: Azgelişmiş ülkelerin çiftçileri ve tüketiciler. İşte şimdinin “yaratıcı” kapitalizmi soyanın yağından bile kar çıkartıp, kısa dönemde, yırtabiliyor.

Vadeli işlemler piyasalarında bir metanın şimdiki değeri değil, gelecekteki değeri el değiştirir.

Dolayısıyla fiyat mekanizması şimdilerde geçmişten farklı ve daha karmaşık bir düzeyde işliyor. Burada yalnız şimdinin değil geleceğin fiyatı da belirleniyor. Böylece riskler en aza indirilmiş oluyor. Bu durum iki sonucu ortaya çıkarıyor:

1) Şimdilerin neoliberal dünyası geçmişten farklı olarak kendini sürekli tamir etmektedir ve bu durum şiddetli krizleri değil de düzetmelerin yapıldığı dalgalanmaları doğurmaktadır. 2) Fiyat mekanizmasının işlemesi için küresel emtia piyasaları oluşuyor ve buralarda bilgi akışının kesintisiz olması sağlanıyor.

Yani kesintisiz, doğrudan hızlı bilgi akışı “yaratıcı”kapitalizm için artık en gerekli şeydir. Ama bu bilgi akışı her yerde olmalıdır, Afrika’da da, Türkiye’de de. Bunun da ilk şartı sınırların olmadığı, piyasa bilgisinin ve şekilselde olsa “demokrasinin” aksaksız işlediği küresel bir kapitalizmdir. Pamuğun gelecekteki satın alınabilir fiyat opsiyonlarının herkes tarafından bilinmesi için örneğin Türkiye’de piyasayı bozacak ekonomi dışı “girişimlerin” olmaması gerekir. Bunun için artık kapitalizmin yönetildiği finans mabetlerinde darbe gibi sözcükler tüyleri diken diken ediyor. Ancak bu gerçek Türkiye gibi ülkelerde iplerinden kopan darbecileri tabiî ki etkisizleştirmiyor. Tam aksine onları daha da saldırganlaştırıyor. Pamuk fiyatı spekülasyonu parası olanı kurtarıyor.

Ama hem küresel kapitalizmden hem de darbecilerden topyekûn kurtulmak için başka bir yol gerekiyor.

Keynes Yeniden (mi)?

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-05-2008

0

Cemil Ertem 2008-02-05 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

Dünya yeni bir yol arıyor. Şu günlerde yaşadıklarımız, hem ekonomide hem de siyasette at iziyle it izinin birbirine karışması yeni bir arayışın işaretleri aynı zamanda. Türkiye’de olan tartışmaların bir başka biçimi dünyanın her yerinde var. ABD’den başlayan krizin küresel bir krize dönüşmemesi için henüz ele avuca gelir çözüm bulayan siyasetçiler ve ekonomi yöneticileri şimdilerde eski defterleri karıştırmaya başladılar. “Zaten uzun dönemde hepimiz ölüyüz” diyen Keynes yeniden revaçta. Hele Keynes’in maliye politikasını öne çıkaran ve biraz daha devletçi sol bir anlayışı savunan takipçileri her gün yeniden keşfediliyor. Mesela bunlardan biri Hyman Minsky. Minsky, sola kayan bir Keynes’ciydi. Devletin neoliberaller gibi küçülmesini değil, büyümesini ve maliye politikasını öne çıkararak ekonomiyi yönetmesini savunuyordu. Minsky, “finansal istikrarsızlık” hipotezinde mali sitemdeki borçluları üçe ayırıyordu. Sağlamcılar, spekülatörler ve borçları ödemekle zorlanan ponziler. Minsky, spekülatörlerin ve ponzilerin çoğunlukta olduğu liberal sistemde mali istikrarın olmasının mümkün olmadığını söylüyordu. Uzun dönemde ponzilerin ve spekülatörlerin sayısının artacağını bu yüzden istikrarın, araya devlet girmeden ve düzenleme yapmadan olmasının mümkün olmadığı da Minsky’nin temel teziydi. Şimdi en büyük ponzi ABD. ABD’nin net dış yükümlülükleri- böyle giderse, ama gitmeyecek- 2010 yılına girmeden GSMH’ sının yüzde 65’ine ulaşacak. Fed’in faiz indirmesinin de çare olmadığı artık biliniyor. Bilindiği gibi Fed 11 Eylül sonrası da para politikasını gevşetmiş ve faizleri peş peşe dokuz defa düşürerek yüzde 2,5 seviyelerine çekmişti. O dönemde (2001’de) Fed, piyasaya 100 milyar doların üzerinde likidite de vermişti. Ama bütün bunlara rağmen bugünlere geldik. Bütün bunları IMF yöneticileri de, dünyayı yönetenlerde biliyor. Mesela, IMF direktör’ü Strauss-Khan, Dünya Ekonomik Forum’unda, merkez bankalarının izlediği para politikalarının tek başına global ekonomik problemler hususunda yeterli olmadığını dile getirdi. Strauss-Khan, resmin bütününe bakmak gerektiğini, bu bütünün maliye politikasını da içerdiğini söyledi.

ABD Hazinesi eski sekreteri Lawrence Summers “çeyrek yüzyıldır ilk kez bir IMF direktörünün bütçe açıklarında artışı ve mali teşvikleri dile getirdiğini” söyledi. Yani IMF, “solcu”Keynes’ci Minsky’yi hatırlıyor. İngiltere Başbakanı Brown da geçenlerde IMF’nin küresel bir uyarı sistemi oluşturması gerektiğini söylüyordu. Brown, para politikası yanında maliye politikasının şart olduğunu söyleyerek, merkez bankalarını ve IMF’yi kapsayacak bir reform paketinin gündeme gelmesine vurgu yapıyor. Yeni bir DTÖ ve IMF tartışması önümüzdeki günlerde hızlanacak. Zaten Stiglitz’de artık dünyanın yeni bir para birimine, yeni kurumlara ve anlayışa sahip olması gerektiğini söyleyip duruyor.

Ben, eski “sol” Keynes’ciler de dâhil, artık hayaletleri çağırarak ne ekonominin ne de insanlığın içinde bulunduğu şu durumdan kurtulabileceğini sanmıyorum. Yeni liberalizmin alternatifi, devletçi kapitalizm olmayacak. Yani dünya 1950 ile 1973 arasındaki “altın çağa” artık dönmeyecek. Bizim gibi ülkelerde de otarşik, ulus-devlete dayanan arkaik kalkınma arayışlarının bir çıkış değil, faşizme toslamak olduğunu birtakım ihtiyar “Japon Askerleri” de anlasın artık.