İsrail-Suriye ve İstanbul’daki hırsız baronlar

Posted by cemilertem | Posted in Star Gazete Yazıları | Posted on 03-11-2011

0

Ekonomi ve siyaset ilişkisi böyle dönemlerde güçlenir. Şu sıralar dünyanın finans merkezi olmaya aday İstanbul’da olanlar ile Hakkâri’de olanlar arasında amaçlananlar itibarıyla önemli bağlantılar olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye, Suriye’den başlamak üzere, Arap Baharı’nın etkin diplomatik ve siyasi gücü olmaya devam ediyor. Şu sıra Ortadoğu’da diken üstünde üç ülke var. Suriye, İran ve İsrail hem kendi iç muhalefetlerine hem de Türkiye cephesine odaklanmak zorundalar. Esir takası süreci, hiç şüphesiz İsrail’in gerileyeceği Türkiye’nin de etkinliğinin artacağı yeni bir süreçtir.

Türkiye’nin dış politikası nasıl belirleniyor?

Posted by cemilertem | Posted in Makaleler, Star Gazete Yazıları | Posted on 15-10-2011

2

Başbakan’ın dünkü Kızılcahamam konuşmasında yine yeni Anayasa vurgusu güçlüydü.  Dünkü konuşmadan beni aklımda kalan iki temel vurgu oldu. Birincisi yeni Anayasa’nın 29 yıldır devam eden darbe sürecine son noktayı koyacak bir başlangıç olacağı ve bu başlangıcının (Anayasa’nın) milletçe yapılacağı.  Başbakan’ın ikinci önemli çıkışı da, dünyada yeni bir dönemin başladığını ve bunun parti olarak farkında olduklarını ısrarla söylemesidir.

Bu farkındalığın aslında şu sıralar Türkiye’nin giderek belirginleşen dış politika değişimine yansıdığını izliyoruz. Esad’ın, geçen hafta Şam’da düzenlediği naylon gösteri,  Esad ve Baas rejimi konusunda kafası karışık olan muhalefetin kafa karışıklığına son verdiğini söyleyebiliriz.  Başta CHP olmak üzere bilumum nasyonal sosyalist cenahın, bu Baas rejimi için, ‘içerideki’ El-Muhaberat gazetecileri çizgisinden, bundan sonra da, şaşmayacağından şüpheniz olmasın.

Mesela Hüsnü Mahalli, öteden beri Türkiye’nin Suriye ve diğer Baas rejimleri politikasının (dolayısıyla yeni dış politikasının)  hem Batı’nın hem de ‘çağdışı’, karanlık Arap rejimlerinin ‘gazıyla’ şekillendiğini söyleyip duruyor. Burada tabii ki Hüsnü Mahalli’ye göre, çağdışı ve karanlık Arap rejimleri, petrol zengini körfez ülkeleri; kesinlikle kendi halkını katleden, çoluk-çocuk demeden en ufak gösteriye ateş açan, ülkesinin petrol gelirlerini, eş-dost-akrabadan oluşan bir azınlık oligarşisine peşkeş çeken Baas rejimleri karanlık rejimler olmuyor. Şöyle yazıyor Mahalli; ‘Arap Baharı’ rüzgarı poyrazdan sert esmemiş olsaydı belki de bugün Türkiye’nin bölgesindeki prestij, saygınlık ve gücü çok daha farklı bir düzeyde olacaktı. Türkiye’nin Suriye ile dostluğu belki de tarihsel bir projeyi gerçekleştirmiş olacaktı. Sünni ve İslamcı AK Parti, laik Alevi Esad’ı dönüştürecek ve tüm kesimleriyle Suriye halkı, Türkiye’nin demokratik sürecinin bir parçası olacaktı.’

Tarih bize göstermiştir ki, halkların beklenmedik rüzgârı, en çok eski rejimin istihbarat örgütlerini şaşırtır. Şaşırırlar ve hep aynı şeyleri yaparak, söyleyerek durumu kontrol edeceklerini sanırlar. Hüsnü Bey’de aslında şaşırmış ama şaşkınlığını beyhude bir hayıflanmayla örtmeye çalışıyor: Çok komik; Mahalli’ye göre, Arap Baharı bu kadar sert olmasaymış Türkiye’nin bölgesindeki prestij ve gücü çok farklı olacakmış. Bu farklılıkta, Türkiye’nin, Ortadoğu tarihinin en kanlı Baas rejimlerinden biriyle ‘tarihsel bir proje’ gerçekleştirmesine yol açacakmış.

Ortadoğu ‘uzmanı’ öyle mi?

Mahalli’nin anlatmak istediği, İsrail ve Batı karşıtı bir Türkiye-Baas rejimleri ittifakı ise bırakın bunun konjoktürel açıdan saçmalığını, bugün Ortadoğu’nun dinamikleri ve bu dinamiklerin küresel krizle (dönüşüm) buluşması açısından da bu, düşünülemeyecek kadar saçma bir çıkarım.  (Mahalli gibiler, İsrail ve Suriye’nin, tıpkı bir zamanlar Sovyetler-ABD gibi, birbirine düşman olduğunu sanıyor; hayır bunlar, tıpkı soğuk savaştaki ABD-Sovyet ittifakı gibi, birbirlerini ayakta tutan örtülü ittifaklar-bloklardır.)

Birde Mahalli, yıllardır bu ülkede kendisini Ortadoğu uzmanı diye tanıtıp yazıyor; peki sizce böyle biri niye iktidar partisinden bahsederken başına ‘Sünni ve İslamcı ‘ nitelemesini koyar. Bunu yarı cahil-oryantalist- lobici batılı yazarlar bile yapmıyor. Sayın Mahalli, Ak Parti’nin hangi programında, söyleminde bu vurguyu gördünüz; vereceğiniz yanıtı biliyorum, ama sosyolojik ve siyasi olarak da Ak Parti böyle bir parti değil ki… Bu nitelemeyi, böyle kör gözüm parmağına yazacak kadar cahil olamazsınız o zaman neyi anlatmak istiyorsunuz? Yoksa Esad gibiler nasıl Suriye’de bir azınlığın şiddete dayalı iktidarıysa, Ak Parti’de, Türkiye’de yalnız Sünni Müslümanların iktidarı mı demek istediniz. Bırakın Ak Parti’yi Türkiye’de hiçbir siyasi parti ya da iktidar, örtülü olarak, bir dini kesimin sözcüsü olduğunu söyleyemez çünkü Türkiye’nin iktisadi-siyasi, sosyolojik gerçekleri, batının sınırlarını çizdiği Ortadoğu coğrafyasından çok farklıdır. Türkiye’de partiler, batıda olduğu gibi, sınıfsal, toplumsal, tarihi temeller üzerine oturur.  Size bir tavsiye, böyle provakatif nitelemeler yapmamanız en iyisi, çünkü kim olduğunuzu iyice açığa çıkartıyor.

Mahalli gibiler şunu hiçbir zaman anlamayacak: Türkiye ‘eski’ Türkiye değil artık… Türkiye, Baskın Oran’ın çok yerinde nitelemesiyle, bir eksen devlet.  Bir tarafları kırık petrol zengini şeyhlerin ya da pusulasını kaybetmiş batının gazıyla dış politikanın belirlendiği günleri geçtik…

Yeni Dönemin Şifreleri

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 19-05-2008

0

Cemil Ertem 2007-12-25 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

Aslında 2008 sonundaki Amerikan seçimlerinin güçlü dolar ve yüksek faiz politikasının sonu olacağını, buna bağlı olarak ta ABD’nin savaşa dayalı politik çizgisini terk edeceği biliniyordu. Ancak geçen yıl yapılan senato seçimlerinden Cumhuriyetçilerin ağır bir yenilgi ile çıkması her şeyin başlangıcı oldu. Şimdi Hillary Clinton’ın dediği gibi artık kovboy diplomasisi bitti. Ama FED faizleri indirmeye başladığından beri yalnız “ kovboy diplomasisi” bitmedi yüksek faize dayalı güçlü dolar politikası da bitti. Bu dünya ekonomisi için çok köklü bir değişimin işareti.

Güçlü ve karşılıksız dolar döneminin sonuna geldik. Peki, bundan sonra neler olacak?

Şunu hemen söyleyelim ki 2008’de, her şeye rağmen, bir kriz olmayacak. Tamam, ABD’de İngiltere’de hatta Avrupa’da şirketlerin çok önemli nakit sorunu var. Şirketlerin artık finansman bonosu ( commercial paper) satarak nakit bulması çok güç. Bu durumda banka sistemine hücum sürecek. Bankalarda sermaye erimesi yaşadığı için faizleri indiremiyor. Böyle olunca FED’in yaptığı faiz indirimleri piyasaya yansımıyor. Bu durumda piyasayı yönlendiren merkez bankalarının döviz swapı köprüsü kurup bankalar arası piyasaya nakit vermeleri gerçekten tek çözümdü. Bu sürecek. Üç büyük merkez bankası (FED, AMB ve JOB) 2008’de hem düşük faiz politikasını sürdürecek hem de piyasaya likidite verecek.

FED faizleri, eğer ABD’deki büyüme yılın ikinci yarısında yüzde 3’ü geçmezse, yüzde 3’ün altına çekebilir. Bunu kolay likidite ile de destekleyecek. Bu durumda Türkiye gibi ülkelere yönelik kısa vadeli sermaye girişi devam edeceği gibi, Avrupa’da da toparlanma yaşanacak. Burada merkez bankalarının denetleyemediği iki sorun var. Birincisi Çin’in yuan değerini düşük tutmaya devam etmesi, ikincisi yükselen emtia fiyatları. Bu iki sorun aslında bizimde baş sorunumuz. Yani bizdeki cari açığı ve enflasyon sorununu tetikleyen sorunlar. Bu durumda bizde ve dünyada 2008’de değişen bir şey olmayacak. Ama ABD seçimleri siyasi bir değişimi getireceği için 2008 önemli bir başlangıç yılı da sayılabilir.

Önümüzdeki yıldan başlayacak temel değişimleri şöyle özetleyebiliriz:

ABD, 2008 sonundaki seçimlerden sonraki olası Demokrat iktidarına kendisini hazırlayacak.

ABD savaş yanlısı, saldırgan politikalarından kısmen vazgeçecek ve buna bağlı olarak;

ABD’deki petrol ve eski kontrol sanayileri artık kesin olarak gerileme dönemine girecekler. Teknoloji ve bilişim sektörleri yeniden hızlı bir büyüme trendine girecekler. Dünyada mali derinleşme daha da önem kazanacak.

Avro kıtasal bir para birimi olarak dolardan daha güçlü ve geçerli olacak.

Çin’in trilyon dolarlık rezervleri erime trendine girecek. Çin daha fazla harcamaya başlayacak ve Çin orta sınıfı ortaya çıkacak. Bu gelişme ABD’den Çin’e ihracatı artırıp, ABD ekonomisini canlandıracak.

Türkiye gibi ülkelere spesifik sermaye girişi artacak. Avrupa Birliği genişlemesi ABD’nin desteği ile doğuya doğru yönelecek.

Avrupa pazarı ve Türkiye pazarı aynı pazar olarak değerlendirilecek.

Türkiye’de KOBİ’ler giderek önem kazanacak. Dünya pazarına ihracat yapan ve büyüyen yeni bir Türk sermayesi ortaya çıkacak.

İran, Irak’ın gibi ülkelerin yeni yapılanması 2009’dan sonra barışçıl yollardan hızlanacak. Suriye yeni bir pazar olarak kapılarını liberal dünyaya sonuna kadar açacak.

Ve… ABD Irak’tan çekilme hazırlıkları yaparken Rusya, İran, Türkiye ve K.Irak’taki Kürt yönetimini arkasında müttefik olarak bırakacak. Bu ABD “müttefiklerinin” ABD ile hiçbir sorunu kalmayacağı gibi birbirleriyle de sorunu olmayacak. İlginç bir yıl bizi bekliyor.