Bir “farkında olamama hali” olarak faşizm (Tartışma notları ile..)

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 24-11-2009

0

Geçen hafta, demokratikleşme doğrultusunda atılan adımlara dönük, statükocu cephenin gündeminde olan bir plandan bahsetmiştik. Ben bu cephenin oldukça geniş olduğunu, hatta kendini bu cephede saymayanları da kapsadığını düşünüyorum.

Türkiye’de ilkönce Gladio ya da 90’ların başından itibaren yerli bir nasyonal-sosyalist örgütlenme olarak Ergenekon yapılanması, yalnızca kendini doğrudan bu yapının içinde sayan, bu yapıyla mafyatik ya da örgütsel bağ kuranları kapsamıyor. Bu, hiçbir zaman böyle olmadı.

Nasyonal-sosyalist bir örgütlenme olarak Ergenekon, devlet kaynaklı olsa da, toplumun sivil tarafına doğru “derinleşen” derinleştiği oranda da bir “farkında olmama” haliyle birlikte kapsama alanını genişleten bir yapıdır. Bu yapı, devletin silahlı güçleri dışında, siyasi partilerde, okullarda, mahalle kahvelerinde, futbol takımlarında, partileşmemiş siyasi fraksiyonlarda kendini var etti ve ilkönce ideolojik sonra da siyasi-maddi bir güç olarak Türkiye’de uzun yıllar kanla siyasi gündemi belirledi. Bu yapının, kitlesel katliamlara varan terörü, temel siyasi mücadele aracı olarak seçmesinin, kendisine muhalefet edecek yapıları besleyecek kitleleri sindirerek, faşizmin kurumsallaşmasını ve yaygınlaşmasını hızlandırdığını söyleyebiliriz. Böyle olmasa Ogün Samastları, Yasin Hayalleri bu yapı üretmezdi. Mahalle futbol takımlarına, internet kahvelerine kadar giren bu nasyonal-sosyalist örgütlenme, faşizmin yapısı gereği, yalnız yönetenler tarafında bir farkındalık sağlarken, aşağıda, bu yapının mağdurları bile, farkında olmadan bu yapının içinde yer alabiliyordu. Yani solcu öğretim üyelerinden, solcu örgüt liderlerine, eski solcu belediye başkanlarına, oradan sosyal-demokrat parti yöneticilerine kadar hiç “akla” gelmeyecek kişi ve yapılar bu nasyonal-sosyalist yapının “doğal” üyesi olabiliyordu.

Faşist cephenin yeni eylem planı

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 24-11-2009

0

Bu hafta menkul kıymet ve para piyasaları oldukça tedirgindi. İMKB yurtdışından ayrışarak, son aylarda gösterdiği performansın altına inmeye başladı. Yabancı çıkışları ve borsadaki kâr satışları haftaya damgasını vurdu. Türkiye’yle ilgili, ekonomik olarak, 2010 ve sonrası için küresel piyasaların oyuncularının bir endişesi yok. Ancak Türkiye’nin siyasi riskleri öne çıkmaya başladı.

Merkez Bankası’nın “toparlanma başladı” tesbiti bir ölçüde doğru. Çünkü 2010’da küresel Doğrudan Yabancı Yatırımların gideceği ender ülkelerden birisi Türkiye. Aslında DYY’lerin gelmeye başlaması borsanın da yukarı gideceği anlamına geliyor. Küresel pazarlarda tutunmuş KOBİ’lerin 2010’dan başlamak üzere, yabancılarla stratejik ortaklıklar yapacağı ve halka arzların da bu çerçevede artacağını söyleyebiliriz. Eğer hükümet Kredi Garanti Fonu, sektörel teşvikler ve banka sisteminin reel sektörü kredilendirmesini sağlayacak önlemleri çok hızlı olarak hayata geçirirse, Türkiye 2010 yılında, Orta Vadeli Program’da öngörülenden hızlı bir büyüme temposu yakalayabilir.