İnalcık’ın sorusu bir dönemi bitiriyor

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 23-11-2009

2

CHP’nin ne olduğunu, iyiden iyiye, açık etmesi Türk siyasi hayatında tarihsel bir dönemeçtir. Artık taşlar yerinden oynadı. Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bu tarihsel ve bilimsel bir gerçek. Zaten bu gerçeği geçen gün Halil İnalcık bütün açıklığıyla dile getirdi. İnalcık, Türkiye Cumhuriyeti’ne Osmanlı İmparatorluğu muamelesi yapılamayacağını belirttikten sonra şöyle diyor: “Türkiye Cumhuriyeti belli bir etnik grubun devleti olarak doğdu. Tamamen antitez olarak geldi. Milli devlet, milli birliği kurmak için milli tarih üzerinde yoğunlaştı. Şimdi soru şu: Sayıları milyonları bulan azınlıklar var. Bunlar kendi milli bilincini oluşturdu. “Türk milletinin parçası değiliz” hissiyatı doğdu. (…) Cumhuriyet, Atatürk zamanında Türk devleti ve Türkiye olarak kuruldu.” İnalcık bunları söyledikten sonra sormak istediği soruyu açıkça sormuyor. Burada kesiyor. Ama soru belli; Hürriyet gazetesinin logosunun altında yayımlanan “Türkiye Türklerindir” sloganı sadece bir gazetenin yıllardır süren milliyetçi hezeyanı değildir ki; o slogan bu cumhuriyetin değişmez ve değiştirilemez özetidir.

O zaman bu toprakların artık yalnızca Türklerin olmadığı tarihsel gerçeği bugün politik bir durum olarak ortadaysa ne yapacağız?

İşsizliğe Karşı “orijinal” “sol” öneriler

Posted by ertemcemil132 | Posted in Finans Politik, Türkiye Yazıları | Posted on 03-03-2009

2

İşsizliğe çözüm için “orijinal” “sol” öneriler

 

İşsizlik önümüzdeki yıllarda da Türkiye’nin en önemli gündemi olacak. Genç işsizlerin giderek artması, çözülen tarım ve krizle de birlikte kabuk değiştiren sanayi işsizliğin gündemde kalacağını gösteriyor. Başbakan’ın işsizlik konusunda, muhalefete öneri getirin çağrısına CHP ve ÖDP’den yanıt geldi. Ana muhalefet partisi olarak CHP’nin önerileri tartışılıyor. Ancak CHP’nin işsizliğe karşı önerileri üzerinde tartışmayı hak etmiyor. Çünkü gerçekten Baykal’ın gurup toplantısında söylediği “şeyler” “Baykalca” “şeyler” Ancak ÖDP’nin önerilerini tartışmak gerek. Hele bir tanesi var ki; bunun üzerinde Türkiye’nin çok konuşması gerekiyor.

İKTİDAR FETİŞİZMİ

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 29-08-2008

0

Etrafımıza baktıkça nasıl bir zenginliğin üzerinde oturduğumuzu, Türkiye’nin dünyanın en zengin ülkelerinden birisi olması gerektiğini görüyor olmamız gerekir. Peki, seksen küsur yıldır bu toprakları çoraklaştıran, kaynakları yağmalayarak insanları yoksul ve çaresiz itaatkârlara dönüştürenler kimler? Bu soruyu şimdiye kadar sağ tarafta politika yapanlar sormadı. Tam aksine bu ekonomik ve siyasi yağmanın bir öznesi oldular.

 

Sol ise bu soruyu sordu ama yanıtını eksik, çoğu zaman da yanlış verdi. Şimdi Türkiye’de hem sağ’da hem de sol’da bu sorunun yanıtı aranıyor. Türkiye’de artık iktidarda olanlar ekonomiyi tıpkı Batı’da olduğu gibi “rasyonel ekonomik” kararlarla yönetmek zorunda. Bunu nihayet gördüler; ama gören yalnızca AKP’nin bir kanadı. Bunun dışındaki sağ hâlâ bize ne oldu şaşkınlığı içinde.

 

Eski başbakanların ve hükümetlerin “banka yağmalama” çetesinin öznesi olduğu bir ülke oldu Türkiye. Türkiye yönetici sınıfları ülkede kapitalist üretim ilişkilerini hâkim kılmak gibi bir misyonları olduğunu “seziyorlardı” ama onların dünyaları “bir önceki” dünyaydı. Bunun için kararları, her zaman, çağın gerisinde oldu.

 

Kapitalist ekonomilerde “ekonomik” kararlar iktisadın rasyonalitesi çerçevesinde alınır. Doğrudan ekonomiyi ilgilendiren bir konuda sermaye birikiminin, o anki, gereklerinin belirleyici olması gerekir. Bunun tersi ancak kapitalizm öncesi toplumlarda olur; bu toplumlarda kaynak dağılımı siyasi kararlar ve bunun sonucunda gerçekleşecek “yağma” ile gerçekleşir. Ekonomiye dayanmayan, her türlü üretici faaliyete yabancılaşmış ama buradan beslenen yönetici sınıfların kararları siyasidir. Ekonomik rasyonalite ve buna bağlı ekonomik kararlar ancak kapitalist toplumsal formasyonun ürünüdür. Kapitalizm öncesi toplumların yönetici erkinin iktisadi bakışı olamaz. Perspektifleri sadece politiktir. Örneğin varlık vergisi uygulaması buna çok çarpıcı bir örnektir. 1915 jenosidinin devamı niteliğinde bir karar olan Varlık Vergisi (1942) uygulaması dönemin faşist iktidarının politik tercihi idi. Bu açıdan Türkiye’de özellikle ikinci savaş öncesi gündeme iyice oturan “milli iktisat” politikası doğrudan İttihatçı geleneğin devamı olduğu gibi, özünde de iktisadi bir politik hat değildir. Siyasi tercihlerin şekillendirdiği ırkçı bir yağma politikasıdır. Türkiye’de yoksullaşmanın başlangıcı, kapitalist rasyonaliteden uzak, tamamen kapitalizm öncesi, kaynakların yağmalanarak paylaşılmasını vazeden, bu anlayışa dayanır. Yani IMF falan bunların yanında sütten çıkmış ak kaşık olduğu gibi, Türkiye’nin yoksullaştırılması hikâyesinde milat, IMF ile ilişkilerin başlangıcı değil, bu yağma politikasının başlangıcıdır.

 

Marx’ın Kapitali’nin birinci cildinin birinci bölümünün başlığı “Meta Fetişizmi”dir. Bu başlık Marx’ın gerçek niyetini ortaya koyar. Yani Marx kapitalist ekonomiyi anlatmayı amaçladığı için “meta fetişizmi” ile başlar. Samir Âmin “Eğer Marx bize kapitalizmi değil de haraca dayalı kapitalizm öncesi bir yapıyı anlatmayı isteseydi Kapital’in adını İktidar koyar, ‘meta fetişizmi’ yerine de ‘iktidar fetişizmi’ ile başlardı,” diyor. İşte Samir Âmin’in bu tespiti Türkiye’yi çok iyi anlatıyor. Türkiye’de çarpık zenginliğin başka bir deyişle yoksulluğun kökeninde bu “iktidar” vardır.