Bir Model Olarak İrlanda

Posted by cemilertem | Posted in Makaleler | Posted on 23-05-2008

3

ÖZET:

On beş yıl önce İrlanda, yüksek işsizlik, düşük büyüme oranları, yüksek enflasyon, yüksek kamu kesimi borçları ile ekonomik bir başarısızlık örneği iken çok kısa sürede bu imajını değiştirmeyi başardı. Birkaç yıl içinde düşük enflasyon ve işsizlik oranları, çok az miktardaki kamu borçları yanında gelişmiş ülkelerde pek rastlanmayan bir biçimde güney doğu Asya’nınkine benzer yüksek büyüme oranlarıyla ‘Kelt kaplanı’ haline geldi.

İrlanda’nın geçirdiği dönüşüm dikkat çekici oldu. Pek çok zengin ülke benzer bir imaj değişikliğini arzu ettiği gibi Avrupa Birliğine yeni katılan orta Avrupa ülkeleri de İrlanda’nın geçirdiği dönüşümden oldukça etkilenmiş görünüyorlar. (1980’lerde AB’nin en yoksul ülkelerinden biri iken en zenginlerinden birine dönüştü). Bu önemli ve çok hızlı değişimin bir model olabilir mi? Bu çalışma, bu değişiminin tarihsel nedenlerini ortaya koymaya çalışırken, bunun sürekliliğini sorguluyor. Ancak çalışma üç önemli noktaya dikkat çekerek Türkiye dâhil birçok azgelişmiş ülke için bu üç önemli noktanın bir dönüşüm ve sıçrama fırsatı olabileceğini vurguluyor.

Birincisi İrlanda AB üyeliğini çok iyi değerlendirmiştir. Bu değerlendirme yalnızca AB fonlarını etkin kullanma gibi kısa dönemli bir fırsat kazanımı ile sınırlı değildir. İrlanda AB üyeliğini küresel gelişim doğrultusunda değerlendirmiştir. Yani onun altında kalmamış üstüne çıkmıştır. Bu çerçevede bütün dünyada giderek kopan eğitim ile istihdam arasındaki ilişkiyi çok uzun dönemli-kapsamlı bir eğitim reformu yaparak sağlamıştır. Bunun için hem kendi kaynaklarını hem de yabancı kaynakları eğitime ayırmıştır.

İkincisi yeni sermaye biriminin öncü-taşıyıcı sektörlerini yakalamış ve bunları geliştirmiştir. Elindeki eğitim gücünü nitelikli istihdam gücüne dönüştürerek buralarda kullanmıştır. Doğrudan yabancı yatırımları bu yönde çekmiş ve büyümeyi beşeri sermayeye yatırım yaparak sağlamıştır. Yani İrlanda Malthus dengesinden kalkınma dengesine geçmiştir. Bunu da yatırımları teknolojiye –hem iç hem de dış- yönlendirerek ve eğitime çok büyük kaynak ayırarak sağlamıştır.

Üçüncüsü toplumsal uzlaşmayı ve demokrasiyi öne çıkarmıştır. Bu uzlaşma hem sınıfsal hem de ulusal çeperleri olan çok yönlü tarihsel bir mutabakattır. İrlanda bu üç önemli eşiği yakalamış ve uygulamıştır. İşte bu açılardan İrlanda bir modeldir.

Anahtar kelimeler ve kavramlar: Eğitim-istihdam, teknoloji, beşeri sermaye, toplumsal uzlaşı.

ABSTRACT

While Irland was considered as an economic failure with high unemployement, low growth rates, high inflation and high public debts in the late 1980s, it has managed to change this image in a very short period of time. Within a few years it became the ‘Celtic Tiger’, a rare example among the developed countries, which recorded high growth rates similar to the East Asia’s along with low inflation, low unemployment rates and very little public debt.

Ireland’s transformation has drawn attention of the central European countries that joined the European Union recently as well as many rich countries around the world. More particulary, those new members seem to be fascinated by the process. Is this major and fast transformation can be regarded as a model? This paper aims to deal with the historical foundations of this process whereas it also debates on the sustainability of it. The study points to three significant issues and argues that those issues can provide a great opportunity for a major transformation for many developing countries including Turkey.

First of all, Ireland benefited from the EU membership quite well. This is not only about a short-term prospect of the efficient use of the EU funds. Irland has also taken advantage of the EU membership for the purpose of global expansion. To this end, it has achieved to rebuild the relationship between education and employment, which has been neglected around the world, by utilising a long term and comprehensive education reform with the aid of external resources as well as domestic ones.

Secondly, it identified the leading sectors of the new capital accumulation process and developed those. Ireland has attracted foreign direct investments by using a skilled-educated labour force in those sectors. Basically, it has achieved growth by investing in human capital and technology. As a result, Ireland has moved from the Malthus equilibrium to the development equilibrium.

And thirdly, it has emphasised social dialogue and democracy. This is a multidimensional historical consensus which has class compromises as well as being national.

Ireland has managed to pass those three thresholds, and that’s why it is a model.

Keywords: Education-employment relationship, human capital, technology

ABD Seçimleri Piyasaların Miladı Olacak Mı?

Posted by cemilertem | Posted in ABD, Kriz, Küreselleşme | Posted on 19-05-2008

0

Dünya 2008 sonunda yapılacak ABD başkanlık seçimlerinden sonrasına hazırlanıyor. Dünya ekonomisi ABD’deki kan değişimi ile birlikte yoluna nasıl devam edecek; Türkiye bu değişimden nasıl etkilenecek. Bu soruların cevapları ile ilgili bir yolculuğa hazırmısınız?

Dünya önümüzdeki yıldan itibaren çok önemli değişimlere gebe. Rusya’da ve ABD’de 2008 yılı içinde ve sonundaki seçimler birçok dinamiği harekete geçirecek ve değiştirecek. Türkiye, AB ve Ortadoğu’da da taşlar yerine oturmaya başlayacak. Biz bu yazıda geçen yıl başlayan ve önümüzdeki yılsonuna doğru daha da belirginleşecek değişimleri ele alacağız.

En önemli tarihlerden biri 2008’in kasımı bu tarihte Amerika’da başkanlık seçimleri olacak. Bu tarihi dünyadaki makro ekonomik dengelerin değişmeye başlayacağı milat saymak abartılı bir yaklaşım değil. Amerika’da büyük olasılıkla Bush iktidarı, yerini Demokratlara bırakacak. Bu değişim ilk önce ABD’nin dış politikasını ve buna bağlı dinamikleri etkileyecek. ABD’deki olası değişimin ikinci istasyonu ise ekonomi. Yüksek faiz, karşılıksız ama güçlü dolar politikası resmen sona erecek. ABD, kamu açığını ve dış açığını azaltmak için parasının gerçek değerine dönmesini isteyecek. Bunun için de mali yapısını ve öncü sektörlerini güçlendirmek için bir başka yol açacak. ABD’de teknoloji sektörü ve mali sektörler Clinton dönemindeki parlak günlerine dönme işaretleri verirken, Çin’de ucuz işgücü ve düşük yuan devrini bitirecek(mi?) Eğer böyle olursa bunun dünya ekonomisine olumlu etkileri orta vadede görülecek.

Türkiye’nin patatesçileri

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 19-05-2008

0

Cemil Ertem Taraf Gazetesi Yazısı

 

 

Bütün bu olanlar ve darbecilerin amaçları, bir zamanlar bir ada olmasına rağmen patatesle beslenen, 19. yüzyılda patates bile bulamadığı için nüfusunun yarısı açlıktan ölen ama şimdi eğitim ve teknolojide dünyanın en hızlı gelişen ülkesi olan İrlanda’yı hatırlattı bana.

İrlanda çok değil 30 yıl öncesine kadar ürettiği patatesleri İngiltere’ye satarak kişi başı 1500 dolarlık gelire sahip olan bir ülkeydi. İngiliz sömürüsü ve işgali, mezhep savaşları, yüksek dış borç ( milli gelirin yüzde 65’i civarında.) İrlanda’nın yoksulluk çemberinin katmerleriydi. İrlanda’nın 1950’lerde nüfusunun yarısı tarımdaydı ve açlık çekiyorlardı.

Bunda İrlanda’nın 1922’den beri uyguladığı ekonomi-politikasının payı vardı. Bağımsız devlet statüsünün kazanıldığı 1922’den 1950’li yılların sonuna kadar ülkede içe dönük, gümrük duvarları ile korunan otarşik bir ekonomi-politikası uygulanmıştır. (Bu tarihsel süreci bir yerlerden hatırlıyor musunuz?) Sonuç: Dört tarafı denizlerle çevrili bir ülkede balıktan çok patatesle beslenen yoksul bir halk.

İrlanda’nın kaderini iki önemli tarih tersine çevirmiştir. Birincisi AB’ye üyelik tarihi olan 1973. İkincisi ise İrlanda Poundu’nun Sterline olan bağımlığının sona erdiği ve İrlanda’nın Avrupa para sistemine dâhil olduğu 1979. Bu tarihten sonra İrlanda’da mali piyasalar gelişmeye ve İrlanda’ya Doğrudan Yabancı Yatırımlar gelmeye başlamıştır.

Ayrıca İrlanda’ya AB’den bölgesel farklılıkların giderilmesi doğrultusunda 50 milyar doları aşan fonlar aktarılmıştır. Bu fonlar eğitim ve teknoloji altyapısı için kullanılmıştır. İrlanda’da eğitim harcamaları GSYİH’nin % 5,5’ine eşittir. OECD ortalaması ise % 4,9’dur.

Böylece İrlanda tıp, kimya, elektronik, mühendislik gibi alanlarda dünyadaki üç ülkeden biri oldu.

İrlanda’nın bu dönüşümü yalnızca AB üyeliğiyle yaptığını söylemiyorum. İrlanda bu dönüşümü bir toplumsal mutabakat ve demokratik katılım sonucu gerçekleştirmiştir. Bunda İrlanda burjuvazisinin iştahı olduğu kadar, yoksulluktan ve kırdan kurtulmak isteyen çok geniş kesimlerin de rızası vardır. 1987 yılı İrlanda için bir dönüm noktası olmuştur. 1987’de siyasal partiler, işçi ve işveren kuruluşları ve ülkenin toplumsal yaşamında etkili olan kilisenin bir araya gelmesiyle “Ulusal İyileşme İçin Program Anlaşması” imzalanmıştır.

Şimdi kimse bu İrlanda’da olabilir; orası küçük, Türkiye ile karşılaştırılmaz demesin. Bu bir modeldir. Bir demokrasi ve katılım-sorunları birlikte çözme-, dünyaya ayak uydurma, zenginleşme modelidir. Bizim bu modelden çıkarmamız gereken dersler şunlar:

1) Artık içe kapalı, otarşik bir ekonomi hiçbir toplum için çıkış değildir.

2) Eğitim ve teknoloji kurtuluş için önemli iki basamaktır.

3) İç tasarrufların yetmediği yerde istihdam yaratan dış yatırımlar gereklidir.

4) Bütün toplumun katıldığı demokratik bir yönetim her şeyin ilk adımıdır.

İrlanda faşist kafalı “patatesçilerini” 1973 yılında tasfiye etti. Bizdekiler ise hala darbe yapmaya çalışıyor. Üstelik bu patatesçi faşistler kahraman ilan ediliyor. Ama herkes artık biliyor ki; demokrasi dışı her yol yoksulluk getirir. Türkiye’nin şu krizde en çok kaybeden ülke olmasının nedeni, AKP’nin ayak direyerek demokratik reformları yapmamasıdır. Yoksulluktan çıkmak için önümüzde fırsat var: Bu patates kafalı darbecileri yargılayalım ve demokratik reformları yapalım. Toplumsal mutabakat ve refah ondan sonra gelecektir.

 

 

İşte Gelişmenin Sırrı

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 19-05-2008

0

Cemil Ertem 2007-11-29 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) 2007–2008 İnsani Gelişme Raporu’nu açıkladı. Türkiye, Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla’ya göre, dünyanın 17’nci ekonomisi. Ama bu insani gelişmişlik açısından bir şey ifade etmiyor. Çünkü Türkiye İnsani Gelişme Raporu’na göre 177 ülke arasında 84’üncü sırada. İnsani Gelişme Endeksi, ortalama yaşam süresi, yetişkinlerde okur-yazarlık, ilk, orta, üst öğretime kayıt ve gelir düzeyleri incelenerek hazırlanıyor. Türkiye’nin 92’ncilikten 84’üncülüğe çıkması göze çarpıyor. Ama bu sıçrama bizim sorunlarımızı, özellikle bölgesel eşitsizliği halledecek nitelikte değil.

Türkiye’nin Orta İnsani Gelişme kategorisinde ve Ermenistan’ın hemen arkasında yer almasındaki en büyük etkenin, bölgesel eşitsizliğe bağlı olarak, eğitim, sağlık ve kadının toplumdaki yeri gibi sosyal sorunlarının halen sürmesi olduğu biliniyor. Nitekim UNDP Türkiye temsilcisi Mahmut Ayub, Türkiye’yi endeks değerlerinde aşağı çeken en önemli etkenin cinsiyet eşitsizliği olduğunu vurguladı. Türkiye toplumsal cinsiyet eşitsizlik sıralamasında 111’inci sırada. Öte yandan eğitim, ortalama yaşam süresi ve gelir dağılımı açısından da Türkiye’ye geriye iten en önemli faktör bölgesel eşitsizlik.

İnsani gelişmişlik merdivenlerini hızla tırmanan ve gelişmiş ülkelerin seviyesi yakalayan ülkeler son yirmi yılda üç şeyi yaptılar. Birincisi bölgesel eşitsizlikleri giderecek politikaları hayata geçirdiler; ikincisi eğitimde model geliştirip bunda başarılı oldular ve son olarak ta teknoloji ağırlıklı yatırım stratejisi izleyerek Doğrudan Yabancı Yatırımları özendirdiler. Şimdi Türkiye’nin üstündeki ülkelere bakalım: Örneğin Küba 51’nci sırada. Eğer sıralama yalnız milli gelire göre yapılsaydı Küba 94’üncü sırada olacaktı. Ancak eğitim ve sağlık alanındaki yatırımları Küba’yı Türkiye’nin üstüne taşıdı. Yine 81’nci sırada olan Çin, 2000 yılı verileri ile Türkiye’nin gerisindeydi. Ama son yedi yıldır Doğrudan Yabancı Yatırımları çok hızlı çekti ve eğitim harcamalarını artırdı.

Son olarak iki ülkeye dikkatinizi çekmek istiyorum. Bunlar AB’nin iki yeni üyesi. Polonya ve Çek Cumhuriyeti. Endekste Çek Cumhuriyeti 32’nci sırada, Polonya ise 37’nci sırada. Bu iki ülkenin gelişmiş birçok ülkeyi birkaç yılda geçmesinin en önemli nedeni, bölgesel eşitsizliği giderecek politikaları hayata geçirmeleri ve AB fonlarını, Kalkınma Ajansları eliyle etkin kullanmaları oldu. 2000–2006 döneminde AB bütçesinin üçte biri (213 milyar avro) bölgesel eşitsizliği giderecek politikalara ayrıldı.

Bu iki ülke bu dönemde özerk bölgesel yönetimler oluşturarak, Kalkınma Ajansları aracılığıyla hem kendileri kaynak yarattılar hem de AB fonlarını etkin kullandılar.

Türkiye bunu yapabilir mi?

Yani AB sürecini, bir demokrasi ve gelişme fırsatı olarak görüp hızlandırabilir mi?

Doğuda yerel yönetimlere, kaynak yaratma ve kaynakları bölge için kullanma özerkliğini verir mi?

Demokratik bir kamu yönetimi reformunu bu kapsamda yapar mı?

Doğudan başlamak üzere eğitim ve sağlığa daha fazla kaynak ayırır mı?

İşte bunlar için kolları sıvayan bir Türkiye kalıcı barışa, gelişmeye adım atmış demektir.