Bir örgü bilezik…

Posted by ertemcemil132 | Posted in aktüel dergisi yazıları | Posted on 24-06-2010

0

carmak-icin-o-guzel-yarinlara-bizimde-daglarimiz-vardirYüzlerce yıldan bugüne taşıdığı sabırla barışı ve geleceğini bekleyen kent: Diyarbakır

Bundan iki hafta önce bir panel için Diyarbakır’a gittim. Diyarbakır Belediyesi’nin Kültür ve Sanat Festivali kapsamanda düzenlenen panel, tahmin edeceğiz gibi, yaklaşık otuz yıldır konuştuğumuz ve daha da konuşacağımız barış ve bölgenin sorunları üzerine idi. Daha uçaktan iner inmez İstanbul’a henüz gelmeyen boğucu bir yazın Diyarbakır’a çoktan yerleştiğini anladık. Ama Diyarbakır’da en az sıcak kadar boğucu olan ve hemen hemen herkesin omuzlarına düşmüş bir belirsiz endişe hali de fark ediliyordu. Kalacağımız otele giderken şehir, sanki yeni başlayacak ama yüzlerce defa seyredilmiş eski bir filmi yeniden görmenin bıkkınlığı ile sinmiş öyle bize bakıyor gibi geldi.

 

 

Ekonomi ve politika üzerine 10 tez

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları, Türkiye Yazıları | Posted on 17-04-2009

2

Şimdi yaşadığımız bu günler 21. yüzyılı, belki daha sonrasını da belirleyecek nitelikte. Ancak, temel dinamikler ve çelişkiler üzerinden bir analiz yaptığınızda hem bu günleri anlatan hem de geleceği anlatan 5-10 başlık belirleyebiliyorsunuz. Bu konularda bütün bu süreçte yazmaya çalıştım. Bazı önemli konularda tekrara düşmeyi göze alarak iki-üç defa yazdım. Ama sanıyorum şimdi bütün bunları alt alta yazıp “işin hülasasını” çıkarma zamanı da geldi. On temel tez belirledim geleceğe yönelik. Bunlar hemen hemen her gün konuştuğumuz “şeyler.” Bütün bu önemli başlıkları “şeyleştiren” yazılı ve görsel basının kendisi. Yoksa akademik düzeyde hem bizde hem de dünyada daha önce de yazıldı, söylendi. Neyse başlayalım.

GAP’ın Başarısı Devlete değil, Halka Malolmasına Bağlı

Posted by ertemcemil132 | Posted in Alternatif İktisat | Posted on 02-06-2008

0

GAP’IN BAŞARISI DEVLETE DEĞİL, HALKA MALOLMASINA BAĞLI

GAP Türkiye’nin en çok tartıştığı, uzunca bir süre daha tartışacağı önemli bir proje. AKP iktidarının da en iddialı çıkışı GAP’ta oldu. GAP paketi, hükümetin Kürt sorunu ve bölgesel eşitsizlik konusunda attığı en önemli adımlardan biri sayılmalı. Ancak bu adıma birçok açıdan itirazlar geliyor. En önemli itiraz da bu paketin, alışıldık bir seçim paketi olduğu, sıkışan AKP’nin yerel seçimlere yönelik bir manevrası olduğu, hatta kapatma olursa olası bir erken genel seçimde eline geçireceği bir koz olacağı yönünde. Hatta hükümetin bu paket yüzünden IMF ile yapılması gereken stand-by sonrası yeni “durumu” bağlamadığı konuşuluyor.

Ancak GAP’ın tarihine baktığımızda bunun hükümetler üstü bir “devlet” projesi olduğunu görüyoruz. Aslında GAP’ın hikâyesi 1938′lere dayanır. 1938 yılında Keban boğazında jeolojik ve topografik etütler, baraj yapılması amacıyla, yapılmaya başlanmıştır.

Elektriğin önemi ve kalkınmanın onsuz olmayacağını, o yıllarda Yalnız Sovyetlerde değil, Türkiye gibi geç uluslaşma çabasında olan ülke yönetimlerinin de ilk hedefiydi. Elektriğin milli sınırlar içinde her yere ulaşması ulus-devletin ulusal pazarı oluşturmak için yapması gereken ilk işti. Ancak Fırat ve Dicle’ye rağmen, hem politik tercihler hem de bölgesel eşitsiz kalkınmanın doğası gereği doğunun elektrifikasyonu 1950′li yıllarla sarktı.

1950 – 1960 yılları arasında gerek Fırat gerekse Dicle üzerinde Elektrik İşleri Etüd İdaresi tarafından sondaj çalışmalara hız verildi. Demirel’i var eden Devlet Su İşleri de 1954 yılında kuruldu.

Dicle ve Fırat havza çalışmaları ve baraj projeleri o yıllarda şekillenmeye başlamıştı. Ancak bölgede ta başından beri var olan toprak dağılımını dolayısıyla sosyo-ekonomik yapıyı değiştirecek bir adım atılmamıştır.

Bölgenin elektirikifasyonu ile ilgili adımlar ve bölgenin sulu tarıma açılması projeleri dolayısıyla GAP, 1970′lerin sonunda gündeme geldi.
Devlet, hükümetler üstü olan bu projeyi bölgede hiçbir zaman yapılmayan toprak reformunun yerine ikame ederken asıl olarak projeye, bölgenin ekonomik ve siyasi olarak denetiminin bir aracı olarak bakmıştır. Böyle olunca GAP’ın işlevinden çok propogandif yanı öne çıkmış, çok konuşulmuş, çok yazılmış ama doğunun makûs talihini düzeltmemiştir.

Kümelenme Türkiye İçin Sanayileşme Modeli Olabilir Mi?

Posted by ertemcemil132 | Posted in Makaleler | Posted on 23-05-2008

0

Özet:

Kapitalizmin sermaye birikim serüveni devam ediyor. Arkasında büyük çoğunluk için yoksulluk bırakan bu serüven geldiğimiz aşamada çok önemli değişimleri önümüze koymuş durumda. Bu değişimler insanlık için bir fırsat, bir dönüşüm eşiği olabilir mi? Tekelleşmenin ve tekellerin önüne geçecek bir çıkış noktası bulmamız nasıl mümkün olur; bir alternatif model geliştirebilirmiyiz? Çalışmanın amacı bütün bu sorulara yanıt aramak.

Rekabet eden ama rekabet ettiği ölçüde birbirini tamamlayan sanayi ve hizmet kümelenmeleri (Porter, 1998) dünyada bugün teknolojinin taşıyıcısı olmuş durumda. ABD’de Detroit’te, Kaliforniya’da Silikon Vadisi’nde İrlanda’da, İtalya’da ki örnekler bunu kanıtlıyor.

Türkiye’de bilişim teknolojilerini kümelenme modeli çerçevesinde geliştirip yaygınlaştırabilir. Bunun dışında tekstil gibi katma değeri giderek düşen sektörlerde bu model ve KOBİ’lere yönelik teşviklerle istihdam yaratabilir ve gelir dağılımını ve bölgesel eşitsizliği giderecek adımları atabiliriz. Çalışmanın sonucu uygun bir teşvik politikası ile Türkiye’nin kümelenme modelleri aracılıyla teknoloji üreteceği vurgusunu yapıyor.

Anahtar kelimeler ve kavramlar: Kümelenme, Sermaye birikimi, KOBİ ekonomisi, Rekabet, Teknoloji.

Abstract:

Capital accumulation adventure of capitalism persists in going on. This adventure, that leaves poverty for a mass majority behind it, has put forth quite remarkable changes for our consideration within the current situation. Can these changes stand as an opportunity, as a threshold for transformation in favor of humanity? How is it possible to find a way out in order to obstruct monopolization and monopolies; can we develop an alternative model? The aim of this study is to seek for answers to these questions.

Industrial clusters and service clusters which do not only compete but also do complement each other at the same time (Porter, 1998) has become the carrier of technology today throughout the world. Those in Detroit, California, USA, in Silicon Valley, in Ireland, in Italy can be given as supporting examples.

Turkey has the possibility of developing and expanding its information technology around cluster models as well. In addition to informatics, this model, with inducements for SMEs, can create employment opportunities in sectors of which the additional value is decreasing more and more such as textile sector; thus we can take the necessary steps to overcome regional inequality. The conclusion of the study emphasizes that Turkey will be able to produce technology through cluster models and with a commensurate inducement policy.

Türkiye’nin patatesçileri

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 19-05-2008

0

Cemil Ertem Taraf Gazetesi Yazısı

 

 

Bütün bu olanlar ve darbecilerin amaçları, bir zamanlar bir ada olmasına rağmen patatesle beslenen, 19. yüzyılda patates bile bulamadığı için nüfusunun yarısı açlıktan ölen ama şimdi eğitim ve teknolojide dünyanın en hızlı gelişen ülkesi olan İrlanda’yı hatırlattı bana.

İrlanda çok değil 30 yıl öncesine kadar ürettiği patatesleri İngiltere’ye satarak kişi başı 1500 dolarlık gelire sahip olan bir ülkeydi. İngiliz sömürüsü ve işgali, mezhep savaşları, yüksek dış borç ( milli gelirin yüzde 65’i civarında.) İrlanda’nın yoksulluk çemberinin katmerleriydi. İrlanda’nın 1950’lerde nüfusunun yarısı tarımdaydı ve açlık çekiyorlardı.

Bunda İrlanda’nın 1922’den beri uyguladığı ekonomi-politikasının payı vardı. Bağımsız devlet statüsünün kazanıldığı 1922’den 1950’li yılların sonuna kadar ülkede içe dönük, gümrük duvarları ile korunan otarşik bir ekonomi-politikası uygulanmıştır. (Bu tarihsel süreci bir yerlerden hatırlıyor musunuz?) Sonuç: Dört tarafı denizlerle çevrili bir ülkede balıktan çok patatesle beslenen yoksul bir halk.

İrlanda’nın kaderini iki önemli tarih tersine çevirmiştir. Birincisi AB’ye üyelik tarihi olan 1973. İkincisi ise İrlanda Poundu’nun Sterline olan bağımlığının sona erdiği ve İrlanda’nın Avrupa para sistemine dâhil olduğu 1979. Bu tarihten sonra İrlanda’da mali piyasalar gelişmeye ve İrlanda’ya Doğrudan Yabancı Yatırımlar gelmeye başlamıştır.

Ayrıca İrlanda’ya AB’den bölgesel farklılıkların giderilmesi doğrultusunda 50 milyar doları aşan fonlar aktarılmıştır. Bu fonlar eğitim ve teknoloji altyapısı için kullanılmıştır. İrlanda’da eğitim harcamaları GSYİH’nin % 5,5’ine eşittir. OECD ortalaması ise % 4,9’dur.

Böylece İrlanda tıp, kimya, elektronik, mühendislik gibi alanlarda dünyadaki üç ülkeden biri oldu.

İrlanda’nın bu dönüşümü yalnızca AB üyeliğiyle yaptığını söylemiyorum. İrlanda bu dönüşümü bir toplumsal mutabakat ve demokratik katılım sonucu gerçekleştirmiştir. Bunda İrlanda burjuvazisinin iştahı olduğu kadar, yoksulluktan ve kırdan kurtulmak isteyen çok geniş kesimlerin de rızası vardır. 1987 yılı İrlanda için bir dönüm noktası olmuştur. 1987’de siyasal partiler, işçi ve işveren kuruluşları ve ülkenin toplumsal yaşamında etkili olan kilisenin bir araya gelmesiyle “Ulusal İyileşme İçin Program Anlaşması” imzalanmıştır.

Şimdi kimse bu İrlanda’da olabilir; orası küçük, Türkiye ile karşılaştırılmaz demesin. Bu bir modeldir. Bir demokrasi ve katılım-sorunları birlikte çözme-, dünyaya ayak uydurma, zenginleşme modelidir. Bizim bu modelden çıkarmamız gereken dersler şunlar:

1) Artık içe kapalı, otarşik bir ekonomi hiçbir toplum için çıkış değildir.

2) Eğitim ve teknoloji kurtuluş için önemli iki basamaktır.

3) İç tasarrufların yetmediği yerde istihdam yaratan dış yatırımlar gereklidir.

4) Bütün toplumun katıldığı demokratik bir yönetim her şeyin ilk adımıdır.

İrlanda faşist kafalı “patatesçilerini” 1973 yılında tasfiye etti. Bizdekiler ise hala darbe yapmaya çalışıyor. Üstelik bu patatesçi faşistler kahraman ilan ediliyor. Ama herkes artık biliyor ki; demokrasi dışı her yol yoksulluk getirir. Türkiye’nin şu krizde en çok kaybeden ülke olmasının nedeni, AKP’nin ayak direyerek demokratik reformları yapmamasıdır. Yoksulluktan çıkmak için önümüzde fırsat var: Bu patates kafalı darbecileri yargılayalım ve demokratik reformları yapalım. Toplumsal mutabakat ve refah ondan sonra gelecektir.